Tıkanma / Chuck Palahniuk
Yabancı Edebiyat/ 31 Aralık 2019

Tıkanma Tıkanma’dan… Eğer bunu okumaya niyetliyseniz vazgeçin. Birkaç sayfa okuduktan sonra, burada olmak istemeyeceksiniz. Bu yüzden unutun gitsin. Gidin buradan. Hâlâ tek parçayken hemen kaçın. Kendinizi kurtarın. Televizyonda mutlaka daha iyi bir şeyler vardır. Ya da madem bu kadar boş vaktiniz var. Gidin bir akşam kursuna falan katılın. Doktor olun. Kendinizi adam edersiniz belki. Kendinize bir akşam yemeği ziyafeti çekin. Saçınızı falan boyayın. Artık gençleşmiyorsunuz. Burada anlattığım şeylere kafanız iyice bozulacak. Sonra her şey daha da kötü olacak. Burada okuyacağınız şey, aptal bir çocuğun aptal hikâyesidir. Asla tanışmak istemeyeceğiniz önemsiz birinin aptal ve gerçek hayat hikâyesi. Bacak kadar boyu ve yandan ayrılıp taranmış bir avuç sarı saçı olan küçük bir spastiği getirin gözünüzün önüne. Bu ruhsuz bok parçasının dökülen süt dişlerinin yerine yer yer çıkmakta olan yamuk yumuk kalıcı dişlerini ortaya seren bir sırıtışla poz verdiği eski okul fotoğrafını canlandırın kafanızda. Üzerinde de sarı-mavi çizgili, doğum günü hediyesi aptal süveter olsun. O kadarcıkken bile aptal tırnaklarını yediğini düşünün. En sevdiği ayakkabıları Keds marka. En sevdiği yemek lanet olası mısır ununa bulanarak kızartılmış sosis. Akşam yemeğinden sonra, annesiyle birlikte, çalınmış bir okul otobüsünde, emniyet kemerini takmadan yolculuk eden itici küçük bir çocuk getirin gözünüzün önüne. Annecik, kaldıkları motelin önünde sırf bir…

Pigme / Chuck Palahniuk
Yabancı Edebiyat/ 30 Aralık 2019

Pigme Pigme’den… Bu kokuşmuş Amerikan yılan yuvasının, bu şer odağının, bu yoz ülkenin güvenliğini delmek için, eleman benin yalnızca tek bir adımı kalıyor. Eleman benin ev sahibi olacak aile üyeleri bu ajanın dikkatini çekmek için elini kolunu sallayıp duruyor. Ev sahibim olacaklar bağırıyor, oynatarak kollarını uzatıyor, ellerini çırpıyor Resmi kayıtlara geçsin: Ev sahibi baba, tıpkı geniş soluklu bir inek gibi. Burnundan solurken, mezbahada bekletilen kokmuş et gibi, ağır bir hava veriyor dışarıya ve bu inek baba, eleman benin elini sıkarken Viagralı, leş gibi soluğunu bu ajanın suratına üflüyor. Babanın koca yumruğunun doku basıncı, inekte kemik oranına göre, ev sahibi babanın vücudu yüzde 31.2 oranında yağ barındırıyor. Gömleğinin cebine yaylı bir mandalla iliştirilmiş bir plastik kartta “Donald Cedar” ismi okunuyor; portakalrengi noktadan güvenlik düzeyinin dokuz olduğu anlaşılıyor. Amerikan endüstrisinde tipik olarak kullanılan bu manyetik kartın alt kenarı boyunca bir şerit uzanıyor ve bu şeritte biyolojik görüntü verileri kayıtlı. Şerit yakın tarihli bir görüntü vermiyor. Eleman ben adamın koca yumruğuna sinirlenirken, serbest kalan eliyle de güvenli geçiş kartını alıyor. Hemen ardından, ev sahibi inek baba, “Vay, işte küçük dostumuz” diyor. “Alıngan olma” diyor. Babanın inek kokan göğsüne iliştirilmiş sert plastik kartta “çok gizli” yazıyor. Ağzı Viagra ve naneli çiklet, saçı buram buram…

Ölüm Pornosu / Chuck Palahniuk
Yabancı Edebiyat/ 29 Aralık 2019

Ölüm Pornosu Ölüm Pornosu’ndan… Masanın diğer tarafında duran kronometreli kız etrafına bakmak için kafasını bir sağa bir sola çeviriyor. Elini kot pantolonunun ön cebine sokup, “Hey İncil tüccarı, sigorta ister misin?” diye soruyor bana. Cebinden test tüpü kadar minik ancak daha kısa bir şişe çıkarıyor. İçindeki mavi hapları tıkırdatmak için şişeyi sallıyor. “Her biri on papel,” diyor ve mavi hapları kulağının yanında tutup sallıyor “Yüzde 66’1ık grubun bir parçası olma.” Kronometreli kız, makyaj yapmış adama “137” numaralı poşeti uzatıyor ve, “Oyuncak ayını poşete koymak ister misin?” diye soruyor. Adamın dirseğinin altındaki beyaz bohçayı işaret ediyor kafasıyla. 137 numaralı adam kolunun altındaki, beyaz kıyafetlerinden oluşan topağı bastırıyor ve, “Bay Toto, oyuncak ayı kadar sıkıcı bir şey değil…” diyor. “Bay Toto bir imza köpeği.” Onu öpüyor ve, “Ne kadar yaşlı olduğunu bilseniz, şaşırırsınız,” diyor. Doldurulmuş hayvan beyaz kanvas kumaştan yapılmış. Hayvanın sosis köpeklere benzeyen uzun bedenine beyaz kanvas kumaştan yapılmış dört güdük bacak tutturulmuş. Siyah düğmeden gözleri ve kanvas kumaştan sarkık kulakları olan bir köpek kafası dikilmiş bedenin üst kısmına. Mavi, siyah ve kırmızı kalemle yazılmış kelimeler beyaz kanvasın üzerinde birbirine girmiş. Bazı harfler yuvarlak, bazıları bloklu. Bazılarında tarih var. Sayılar var. Gün, ay ve yıl yazılmış. Herifin köpeği öptüğü yer, sürdüğü…

Günce / Chuck Palahniuk
Yabancı Edebiyat/ 28 Aralık 2019

Günce Günce’den… Bunu okuduğun zaman hatırladığından daha yaşlı olacaksın. Senin karaciğer lekelerinin resmi adı hiperpigmentli lentigine’dir. Kırışıklığın anatomideki resmi adı ise rhytıdosis’tir. Suratının üst kısmındaki çizgiler, yani alnındaki ve gözlerinin çevresindeki rhytidosis’ler dinamik kırışıklardır, bunlara hiperfonksiyonel yüz çizgileri de denir ve deri altındaki kasların hareket etmesiyle oluşurlar. Suratın alt kısmındaki çoğu kırışıklık güneş ve yerçekiminin oluşturduğu statik rhytidosis’lerdir. Aynaya bakalım. Haydi aynada yüzüne bak. Gözlerine, dudaklarına bak. Karşında en iyi bildiğini sandığın şey duruyor. Derin üç temel katmandan meydana gelir. Dokunabildiğin kısmına stratum corneum denir; alttaki yeni hücreler tarafından yukarı itilen ve ölü deri hücrelerinden meydana gelen yassı bir katmandır. Dokununca hissettiğin o yağlı şey, seni mikrop ve mantardan koruyan yağ ve ter tabakası, asit katmanıdır. Onun altında dermis yer alır. Dermis’in altındaysa bir yağ tabakası vardır. Yağın altında yüzündeki kaslar yer alır. Belki bunların hepsini Güzel Sanatlar Akademisi’ndeki 201 kodlu anatomi dersinden hatırlıyorsundur. Ama belki de hatırlamıyorsundur. Üstdudağını yukarı kaldırdığında -en öndeki dişin, hani şu müze bekçisinin kırdığı dişini gösterdiğinde- levator labii superioris kasın harekete geçmiş demektir. Dudak büken kasın. Haydi yaşlı bir atın sidiğini kokluyormuşsun gibi yapalım. Kocanın arabanızda az önce kendini öldürdüğünü hayal et. Dışarı çıkıp sürücü koltuğundaki pisliğini temizlemek zorunda olduğunu hayal et. Sahip olduğun tek…

Gösteri Peygamberi / Chuck Palahniuk
Yabancı Edebiyat/ 27 Aralık 2019

Gösteri Peygamberi Gösteri Peygamberi’nden… Tanrı esirgesin, bütün bu detaylarla canınızı sıkacak değilim, ama benzin bitene kadar otomatik pilota alınmış bu uçakta olacağım. Pilotun deyimiyle, alevin sönmesiyle güç kaybedene kadar. Pilot, sırasıyla bütün motorların duracağını söyledi. Ne olacağını bilmemi istedi. Sonra da jet motorları, ventüri etkisi, kanat hükümlülüğünün artmasıyla uçağın yükselmesi ve motorların dördünün de durmasından sonra uçağın 250.000 kiloluk bir planöre dönüşmesiyle ilgili bir sürü detayla canımı sıkmaya devam etti. Otomatik pilot uçağın düz bir hatta uçması için ayarlama yapacağından, planör pilotun tabiriyle kontrollü inişe geçecek. Ona, bu tür bir inişin benim için iyi bir değişiklik olacağını söyledim. Geçtiğimiz yıl içinde başımdan neler geçtiğini bilmiyordu. Pilotun paraşütünün altında, bir mühendis tarafından dizayn edilmiş gibi görünen, sıradan, sıkıcı renkli üniforması duruyordu. Bunun dışında gayet yardımsever davranmıştı. Kafama bir silah dayayıp, ne kadar yakıt kaldığını ve bu yakıtın bizi ne kadar idare edeceğini soran birine karşı benim olabileceğimden çok daha yardımsever. Kendisi okyanusa atladıktan sonra uçağı tekrar normal irtifaya nasıl çıkaracağımı gösterdi. Kara kutuyla ilgili gerekli tüm bilgileri de verdi. Uçakta soldan sağa doğru numaralanmış dört motor var. Kontrollü inişin son bölümünde, burun üstü yere çakılacağız. O buna inişin nihai evresi diyordu. Saniyede otuz iki fitle yere doğru iniş. O buna nihai…

Görünmez Canavarlar / Chuck Palahniuk
Yabancı Edebiyat/ 26 Aralık 2019

Görünmez Canavarlar Görünmez Canavarlar’dan… Bu da yetmezse, hidrojenli mineral yağ içinde süspanse edilmiş tesirsiz cenin katılarından yapılmış nemlendirici kullanıyorum. Demem o ki, dürüst olmak gerekirse, hayatımda kendimden başka hiçbir şey yok. Demem o ki, saat işlemediği ve bir fotoğrafçı “Bana empati ver,” diye bağırmadığı sürece bu böyle. Sonra flaş patlar. Bana sempati ver. Flaş. Bana acımasız dürüstlük ver. Flaş. “Burada böyle ölmeme izin verme,” diyor Brandy ve kocaman elleri beni kavrıyor. “Saçım,” diyor, “saçımın arkası düzleşecek.” Demem o ki, Brandy’nin büyük ihtimalle öleceğini biliyorum ama bir türlü olaya konsantre olamıyorum. Evie daha da yüksek sesle hıçkırıyor. Buna ilaveten uzaktan gelen itfaiye sirenleri bana Migren Kasabası’nın kraliçelik tacını takıyor. Tüfek hâlâ yerde dönüyor ama giderek yavaşlıyor. Brandy “Brandy Alexander hayatının böyle olmasını istememişti. Öncelikle meşhur olacaktı. Bilirsin işte, ölmeden önce televizyondaki Super Bowl turnuvasının devre arasında ağır çekimde çırılçıplak diyet kola içmesi gerekiyordu,” diyor. Tüfek duruyor ve namlusu kimseyi işaret etmiyor. Brandy hıçkıran Evie’ye “Kapa çeneni,” diye bağırıyor. Evie “Sen kapa çeneni,” diye bağırarak karşılık veriyor. Alevler arkasından merdivenlere serili halıya sıçrıyor. Sirenlerin West Hills’de dolanırken acı acı çaldıkları duyulabiliyor. İnsanlar 911’i arayıp kahraman olmak için itişip kakışacak. Hiç kimse gelmesi an meselesi olan televizyon ekibine hazırlıklı görünmüyor. “Bu son şansın…

Dövüş Kulübü / Chuck Palahniuk
Yabancı Edebiyat/ 25 Aralık 2019

Dövüş Kulübü Dövüş Kulübü’nden… Bob’un kocaman kolları üzerime kapanıp beni içine almıştı ve ben Bob’un yeni çıkmış terli memelerinin arasındaki karanlıkta hapsolmuştum. Bob’un memeleri muazzamdı, kolay kolay hayal edemeyeceğiniz kadar büyük. Kilise binasının erkeklerle dolu bodrum katında gezinirken, her akşam karşılaşırdık: Bu Art, bu Paul, bu da Bob. Bob’un kocaman omuzları bana ufku hatırlatırdı. Bob’un gür sarı saçları saç köpüğüne batıp çıkmış gibiydi: dolgun, sapsarı, ayırma çizgisi kalem gibi muntazam. Kolları gövdeme dolanmışken, Bob’un elleri kafamı o fıçı gibi göğüsten fışkırmış yeni memelere bastırıyor. “Hepsi geçecek,” diyor. “Ağla şimdi.” Dizlerimden ta alnıma kadar, Bob’un içinde gerçekleşen kimyasal reaksiyonları hissediyorum; yiyeceklerin oksijenle yanışını. “Belki erken teşhistir,” diyor Bob. “Belki sadece seminomadır. Seminomada kurtulma şansın yüzde yüze yakın.” Bob’un omuzları derin bir nefesle yükseliyor, sonra hıçkırıklarla sarsılarak düşüyor. Gene yükseliyor. Sonra düşüyor, düşüyor, düşüyor. İki senedir her hafta buraya geliyorum. Her hafta Bob beni kollarının arasına alıyor ve ben ağlıyorum. “Ağla,” diyor Bob, sonra nefes alıyor ve hıçkırıklara boğuluyor. “Hadi, bırak kendini ve ağla.” O koca ıslak surat kafamın üstüne kapanıyor ve ben içeride kayboluyorum. İşte o zaman ben de ağlıyorum. O sarmalayıcı karanlıkta, başka birinin kolları arasına hapsolmuşken, hayatta elde edebileceğiniz her şeyin sonunda çöpe gideceğini anladığınız zaman ağlamak çok kolaydır….