Türk Sokağındaki Ev / Dashiell Hammett
Polisiye/ 1 Temmuz 2020

Türk Sokağındaki Ev Türk Sokağındaki Ev’den… Gantvoort’un ölüye ait olmadığını söyledikleri cüzdanı alıp bana doğru kaydırdı. “Bu da yolda, arabadan bir-bir buçuk metre ötede bulundu.” Ucuz, adi bir cüzdandı ve üstünde ne yapanın markası ne de sahibinin adının baş harfleri vardı, içinde iki on dolarlık banknot, üç gazete kupürü ve daktiloyla yazılmış altı isimlik bir liste vardı, listedeki ilk isim Gantvoort’unkiydi. Kupürlerin üç ayrı gazetenin küçük ilan sayfalarından geldikleri anlaşılıyordu -hurufat farklıydı çünkü- ve şöyle diyorlardı: George — Her şey hazır. Fazla bekleme. D.D.D. R.H. T. — Cevap vermiyorlar – FLO Cappy — Tam on ikide ve uyanık ol. BİNGO Daktilo edilmiş listedeki isim ve adresler -Gantvoort’un altındakiler- şöyleydi: Ouincy Heatbcote, 1223 Güney Jason Sokağı, Denver B.D. Thornton, 96 Hughes Meydanı, Dallas Luther G. Randall, 615 Columbia Sokak, Portsmouth J.H. Body Willis, 5444 Harvard Sokağı, Boston Hannah Hindmarsh, 218 Doğu 79. Sokak, Cleveland “Başka,” diye sordum, bunları inceledikten sonra. Çavuşun verecekleri bitmemişti henüz. “Ölünün yaka düğmeleri önlü arkalı çıkarılmıştı, ama yakası da kravatı da yerli yerindeydi. Ve sol ayakkabısı gitmişti. Ortalığı altüst ettik, ne pabucu, ne düğmeleri bulabildik.” “O kadar mı?” Her şeyi bekleyebilirdim artık. “Daha ne istiyorsun ulan,” diye hırladı. “Yetmez mi?” “Parmak izi?” “Sıfır. Hepsi ölünün.” “Ya içinde…

Sırça Anahtar / Dashiell Hammett
Polisiye/ 30 Haziran 2020

Sırça Anahtar Sırça Anahtar’dan… Pencereye yürüdü. Sokağın karşısındaki yapıların tepesinde hava ağır ve karanlıktı. Madvig’in arkasındaki telefona gidip bir numara çevirdi. “Alo, Bernie. Ben Ned. ‘Peggy O’Toole’ kaça kaç veriyor?.. O kadarcık mı?.. Eh, beş yüzer koy benden… Tabii… Yağmur yağacak gibi, yağarsa da, ‘Incinerator’u geçer… İyi, daha iyi bir fiyat ver öyleyse. Tamam.” Alıcıyı yerine koyup Madvig’in önüne geldi gene. Madvig, “Kısmetin bozulunca niçin biraz ara vermiyorsun?” diye sordu. Ned Beaumont yüzünü ekşitti. “Para etmiyor; şanssızlık dönemini uzatmaktan başka bir işe yaramıyor. O bin beş yüzü azar azar dağıtacağıma birden yatırmalıydım aslında. Başına gelecek varsa, bir an önce gelsin en iyisi.” Madvig başını kaldırıp güldü. “Dayanabilirsen eğer,” dedi. Ned Beaumont ağzının kenarlarını aşağı sarkıttı; bıyığının uçları peşlerinden gitti. “Dayanmam gereken her şeye dayanırım,” dedi kapıya yürüyerek. Elini kapı tokmağına koyduğunda, Madvig içtenlikle, “Doğrudur, Ned, yaparsın,” dedi. Ned Beaumont dönüp sordu: “Ne yaparım?” Madvig bakışlarını pencereye çevirdi. “Her şeye dayanırsın.” Ned Beaumont, Madvig’in öte yana dönük yüzünü inceledi. Sarışın adam huzursuzca kıpırdanıp cebindeki bozuklukları şıngırdattı gene. Ned Beaumont gözlerini boşlaştırıp gerçekten şaşkın bir sesle, “Kim yapar?” diye sordu. Madvig’in yüzü kıpkırmızı oldu. Masadan kalkıp Ned Beaumont’a doğru bir adım attı. “Cehennemin dibi,” dedi. Ned Beaumont güldü. Madvig utanarak gülümsedi ve…

Kanlı Hasat / Dashiell Hammett
Polisiye/ 29 Haziran 2020

Kanlı Hasat Kanlı Hasat’tan… Üç çeyrek saat geçti. Onbiri beş geçe bahçeden acı fren sesi duyuldu. İki dakika sonra Bayan Willsson odaya girdi. Şapka ve paltosunu çıkarmıştı. Yüzü bembeyaz, gözleri buğuluydu. “Çok affedersiniz,” derken yüzünde sert bir çizgi meydana getiren dudakları titriyordu. “Boşuna beklemişsiniz, kocam gelmeyecek.” Ona, kocasını ertesi sabah Herald’den arayacağımı söyledim. Sol ayağındaki yeşil terliğin uç kısmı dikkatimi çekti, kan gibi ıslak, yapışkan bir şeye bulaşmıştı. Bunu, kendi kendime tartarak evden uzaklaştım. Broadway’e kadar yürüdüm sonra, bir arabaya atladım. Belediye binasının önündeki kalabalığı merak ederek, otelime üç sokak kala arabadan indim. Otuz, kırk kadar erkek ve bir grup kadın, üstünde Polis Şefliği yazan bir kapıya bakıyorlardı. Kalabalıkta madenciler, tulumlarıyla ocaklarda çalışan işçiler, bilardo ve dans salonlarının süslü oğlanları, renksiz yüzlerine çekidüzen vermeye çalışmış parlak kostümlü adamlar, “namuslu koca’ bakışı taşıyan adamlar, yine sıkıcı namusluluklarıyla birkaç kadın ve ayrıca gece kadınları vardı. Buruşuk, gri renkte kostümlü, topluluğun dışında kalmış, geniş omuzlu adama yaklaştım. Adamın yüzü de gri renkteydi. Oysa daha ancak otuzunda olduğu belliydi. Yüzü geniş, sert çizgili ve zeki ifadeliydi; yalnız dudakları da gri renkteydi. Boynunda, pamuklu gri elbisesinin içinden bir gül gibi açılmış kırmızı renkte bir Windsor kravat vardı. “Patırtı ne?” diye sordum. Karşılık vermeden önce beni…