Postacı / David Brin
Bilimkurgu/ 14 Mayıs 2020

Postacı Postacı’dan… İyi ki paranoya var, diye düşündü. Kıyamet savaşından bu yana kemerinin kendisinden bir kez bile ayrılmasına izin vermemişti. Çalılıklara balıklama dalmadan önce kapabildiği tek eşyası da o olmuştu. Kılıfından çektiğinde ,38’lik revolverinin koyu gri metali ince bir toz tabakasının altında ışıldıyordu.Gordon kısa namlulu silahındaki tozları üfledi ve mekanizmayı özenle gözden geçirdi. Gelen yumuşak şakırtılar başka bir çağın ustalığına ve öldürücü titizliğine tanıklık ediyordu. Eski dünya kıyıcılıkta da iyi bir iş becermişti. Özellikle de öldürme sanatında, diye anımsattı kendine Gordon. Bayırın aşağısından boğuk kahkaha sesleri geliyordu. Normalde silahına dört kurşun doldurrauş olarak yolculuk ederdi. Şimdi kemerindeki fişeklikten iki adet paha biçilmez mermi daha çekti ve horozun önü ve arkasındaki boş yuvalara yerleştirdi. “Ateşli silah emniyeti” artık önemli bir sorun sayılmazdı; özellikle de ölümünün bu akşam için beklenir hale gelmesinden beri. Bir düşü kovalayarak geçirilmiş on altı yıl, diye düşündü Gordon. Önce, çöküşe karar verilen o uzun, beyhude mücadele… ardından Üç Yıllık Kış boyunca dişiyle tırnağıyla yaşamaya çalışmak… ve sonunda, on yılı aşkın bir süre oradan oraya sürüklendikten, açlık ve salgınlardan sakındıktan, lanet olası Holnistlerle ve yabanıl köpek sürüleriyle didiştikten sonra … tüm bir yarı-ömrü gezgin bir karanlık çağ ozanı olarak harcayıp, bir gün daha kazanabilmek için yemeklerde şaklabanlık yaparken…