Tatar Çölü / Dino Buzatti
Yabancı Edebiyat/ 5 Temmuz 2018

Tatar Çölü Tatar Çölü’nden… Aniden geceye yakalandığında, Giovanni Drogo hâlâ yol alıyordu. Vadi daralmış, kale, dağların kaim perdesi ardında yok olmuştu. Tek bir ışık, en ufak bir gece kuşunun çığlığı dahi yoktu; yalnızca ara sıra uzaklardaki bir suyun çağıltısı duyuluyordu. Drogo aniden seslenmeye çalıştı ama yankının kendisine iade ettiği seste düşmanca bir tını vardı. Atını, yol kenarında, hayvanın ot bulabileceği bir ağaç dibine bağladı. Sonra, sırtını ağaca vererek oturdu, katetmesi gereken yolu, rastlayacağı kişileri, gelecekteki yaşamını düşünerek ve tüm bu düşünceler arasında kendisini sevindirecek hiçbir öğeye rastlamaksızın uykuyu beklemeye koyuldu. Arada bir, atı, tuhaf ve tatsız biçimde yeri tepiyordu. Sabaha karşı, Giovanni yeniden yola koyulduğunda, vadinin karşı yamacında, yaklaşık aynı yükseklikte başka bir yolun olduğunu fark etti ve bir süre sonra o yolda bir şeyin hareket ettiğini gördü. Güneş henüz o hizaya kadar yükselmemişti ve yarları dolduran dumanlar iyi seçmesini engelliyordu. Yine de Drogo hızlanarak o şeyle aynı hizaya gelmeyi başardı ve bunun bir adam, atlı bir subay olduğunu fark etti. Nihayet kendisi gibi bir adam, birlikte gülüp şakalaşabileceği, kendilerini bekleyen yaşamdan söz edebileceği, avcılıktan, kadınlardan, şehirden; şu anda Drogo’nun gözünde çok çok uzak bir dünyaya gömülmüş olan şehirden söz edebileceği dost bir varlık bulmuştu. Bu arada vadi giderek daralıyor,…

Tanrı Görmüş Köpek / Dino Buzatti
Yabancı Edebiyat/ 4 Temmuz 2018

Tanrı Görmüş Köpek Tanrı Görmüş Köpek’ten… Giyim kuşam zarifliğine değer vermekle beraber, hemcinslerimin üzerindeki elbiselerin dikimindeki kusursuzluk derecesine hiç aldırış etmem çok kere. Ama bir akşam, Milano’da özel bir toplantıda tanıştığım kırk yaşlarında görünen bir adam, sırtındaki elbisenin pürüzsüzlüğü ve kesilişindeki mutlak güzellikle gerçekten göz alıyordu. Bilmiyorum kimdi bu adam, ilk kez karşılaşıyordum kendisiyle, tanışma sırasında, her zaman olduğu üzere, adını belleyebilmem mümkün olamamıştı. Fakat, o gece toplantısında bir ara yan yana geldiğimizden gevezeliğe başlamıştık. Terbiyeli ve pek kibar bir adama benziyordu, yüzünde belli belirsiz bir hüzün vardı. Belki de aşırı bir teklifsizlikle -Tanrı korusaydı keşke beni bu teklifsizlikten!- giyinişindeki zarifliği övdüm; terzisinin kim olduğunu sormak cesaretini bile gösterdim. Adam, böyle bir soruyu bekliyormuş gibi, bir tuhaf gülümsedi. – Hemen hemen kimse bilmez onu, dedi, oysaki büyük bir ustadır. Şu var ki canı isteyince iş çıkarır. Birkaç müşteri için çalışır sadece. – Şu halde, ben?… – Yoo! Şansınızı deneyebilirsiniz, her zaman deneyebilirsiniz. Adı Corticella’dır. Alfonso Corticella, Ferrara sokağı 17 numaradadır. – Çok para ister sanırım. – Öyle gibime gelir ama, doğrusu ya, ne desem boş. Üzerimdeki elbiseyi dikeli üç yıl oluyor, hesabını yollamadı daha bana. – Corticella’mı? Ferrara sokağı 17 numara mı dediniz? – Tastamam, cevabını verdi meçhul adam. Ve…