Kedilere Dair / Doris Lessing
Yabancı Edebiyat/ 29 Temmuz 2020

Kedilere Dair Kedilere Dair’den… Hepsi iş başındaydı, aynı hava akımının içinde, ama farklı yüksekliklerde. Biraz ötede, bir grup daha. Dikkatle bakılınca gökyüzünün siyah noktalarla dolu olduğu görülürdü; veya güneş ışığı bir an üstlerine vurduğunda, pencereden süzülen ışık oklarının altındaki toz taneciklerine benzeyen parlak noktalarla. Kilometrelerce uzanan mavi havanın içinde kaç şahin vardı? Yüzlerce mi? Üstelik bunların her biri birkaç dakikalık bir uçuşla kümes hayvanlarımıza ulaşabilecek durumdaydı. İşte bu yüzden şahinlere ateş edilmiyordu. Öfkeden gözünüz dönmediği sürece. O kedi yavrusu şahinin pençelerinde miyavlayarak gökyüzünde kaybolduğunda, annemin arkalarından tüfekle ateş ettiğini hatırlıyorum. İsabet ettiremedi tabii. Gündüz saatleri şahinlerinse, gün doğuşu ve gün batımı baykuşlarındı. Güneş batarken tavuklar kümeslerine kışkışlanırlardı, ama baykuşlar akşam olduğunda ağaçlardaki yerlerini alırlardı; kümes sabahın ilk ışıklarıyla birlikte açıldığı için daha uykusu gelmemiş bir baykuş tavuk yakalayabilirdi. Gün ışığı şahinler; alacakaranlık baykuşlar, ama gece kediler, yani yaban kedileri içindi. İşte burada tüfek kullanmanın bir anlamı vardı. Kuşlar gökyüzünde binlerce mil boyunca hareket özgürlüğüne sahipti. Oysa kedinin bir yuvası, bir eşi ve yavruları olurdu – hiç olmazsa bir yuvası olurdu. Bir kedi yaşamak için bizim tepeyi seçtiğinde, onu vururduk. Kediler duvarlardaki ve tellerdeki en olmadık küçük delikleri bulur, geceleri kümeslere girerlerdi. Yaban kedileri bizim evcil kedilerimizle çiftleşirlerdi. Bizim evcil, barışçıl…

Beşinci Çocuk / Doris Lessing
Yabancı Edebiyat/ 28 Temmuz 2020

Beşinci Çocuk Beşinci Çocuk’tan… Harriet ile David pek de isteyerek gitmedikleri bir ofis partisinde tanıştılar ve bunun eskiden beri bekleyip durdukları şey olduğunu ikisi de hemen anladı. Tutucu, demode, hatta çağın gerisinde kalmış, pısırık, müşkülpesent insanlar… Onları herkes böyle tanımlardı ama onlara yakıştırılan ve sevecen olmayan sıfatların sayısı zaten belirsizdi. Onlarsa kendilerine ilişkin, inatla benimsedikleri bir görüşü savunurlardı ki bu, sıradan kişiler oldukları, böyle olmaya da hak taşıdıkları inancıydı; duygusal yönden titiz, perhizkar olmalarını,’sırf bu niteliklerin modası geçti diye eleştirmeye kimsenin hakkı olmamalıydı. Bu ünlü ofis partisinde, yılın üç yüz altmış beş günü yönetim kurulunu barındıran uzun, süslü, ağırbaşlı bir odaya yaklaşık iki yüz kişi doluşmuştu. Hepsi de bina yapımıyla uğraşan üç ortak şirketin yıl sonu partisi bir arada veriliyordu. Çok gürültü vardı. Çoğunluk dans ediyordu, yer darlığından bir araya sıkışmış, oldukları yerde hoplayan, görünmez bir pikaba konmuş gibi kendi çevrelerinde dönüp duran çiftler. Kadınlar giyimli kuşamlıydılar, dramatik, çarpıcı ve tuhaf, rengarenk: Bana bakın! Bana bakın! Kimi erkekler de çevrenin dikkatinden aynı ölçüde pay ister gibiydi. Dans etmeyen az sayıdaki kişi duvar diplerine sokulmuş duruyordu. Harriet’le David de bunların arasındaydılar, tek başlarına, ayakta, ellerinde birer bardak – gözlemciler. İkisi de dans edenlerin yüzlerindeki çarpılmayı -kadınlarınki erkeklerden çok, ama erkeklerinki de…

Alfred ile Emily / Doris Lessing
Yabancı Edebiyat/ 27 Temmuz 2020

Alfred ile Emily Alfred ile Emily’den… Royal Free Hastanesinde. Artık evde kalamazdı: Resmen kapı dışarı edilmişti. Ona, “Eşiğimi bir daha aşındırma,” denmişti. Şimdi bu cümleyi yinelemek, belli bir doygunluk sağlıyordu, sözcükleri tekrarlarken babasını, John McVeagh’ı dilinde yuvarlayıp dışarıya tükürüyor, onunla ilişiğini kesiyordu sanki. “Dediğine göre, kendimi artık onun kızı saymamalıymışım,” diye ekledi, öfkeyle, çaresizlikle; yaşlar gözlerinden boşanıverdi. “Canım benim,” dedi Bayan Lane; kolunu Emily’nin omzuna doladı, ateş basmış, ıslanmış yanağından öptü. “Ne dediği hiç önemli değil. Sen onun kızısın ve bu gerçeği hiçbir şey, hiç kimse değiştiremez.” Kriket sahasından alkışlar yükseldi. Yakışıklı delikanlı oyun dışı kalmıştı, ama anlaşılan rezil rüsva olacak şekilde değil, çünkü seyircilerin arasına dönerken, onu alkışlayanlar oldu. Az önce onu seyretmekte olan annesinin çekip gitmiş olduğunu görünce, hiç şaşırmadı. Emily’nin başının üstünden o yana bakınca, Bayan Tayler’ın, bu kibarlıktan nasibini almamış kadının gittiğini Bayan Lane de gördü. Alfred yanına gelince, Bayan Lane Emily’yi bıraktı, annesinin yokluğunu telafi etmeye çalışırcasına delikanlıyı kucakladı. “Öyle başarılıydın ki,” dedi. “Bravo, Alfred.” Alfred duraksadı, adını bilmediği kızın ağladığını görmüştü, kendini az uzaktaki iskemleye bıraktı. “Ah, canım,” dedi müşfik Bayan Lane yeniden Emily’ ye sarılırken. “Ah, canım, canım. Keşke anlayabilseydim.” Alfred kriket maçını izliyordu, ama başını Bayan Lane’in omzuna bırakmış olan kızın söylediklerini…