Yüzüklerin Efendisi / J.R.R. Tolkien (Tek Cilt)
Fantastik/ 5 Şubat 2019

Yüzüklerin Efendisi Yüzüklerin Efendisi’nden… Irak Yaylalar’dan Brendibadesi Köprüsü’ne kadar kırk fersah, kuzey avlaklarından güneydeki bataklıklara kadar da elli fersah uzanıyordu toprakları. Hobbitler, Reislerinin yetki alanını oluşturan bu derli toplu iş bölgesine Shire adını verdiler. Ve dünyanın bu hoş köşeciğinde derli toplu yaşama işlerine iyice dalıp, dışarıda karanlık şeylerin harekete geçtiği dünya ile ilgilerini gitgide kaybettiler; öyle ki, sonunda barış ve bereketin Orta Dünya’nın değişmez bir kuralı ve aklı selim sahibi her ahalinin hakkı olduğunu zanneder oldular. Muhafızlar hakkında zaten pek az olan bilgilerini ve Shire’daki uzun barışı mümkün kılan tüm o çabalan ya unutmuşlardı ya da hatırlamazdan geliyorlardı. Aslında korunuyorlardı ama bunu hatırlarına getirmeyi bırakmışlardı. Hiçbir zaman, hobbitlerin hiçbir ırkı savacı olmamıştır ve kendi aralarında hiç savaşmamışlardır. Eski zamanlarda, elbette, zorlu bir dünyada hayatta kalabilmek için savaşmak zorunda kalmışlardı; fakat Bilbo’nun zamanında bu kadim bir tarih olmuştu. Bu öykü başlamadan önce son ve aslında Shire sınırlan içinde yaşanmış olan tek savaş da artık hatıralardan silinmişti: Bu, S.H. 1147’de yaşanan, Bandobras Took’un ork istilasını bozguna uğrattığı Yeşiltarlalar Savaşı’dır. iklim bile daha ılımlı olmuş, o bembeyaz kış aylarında Kuzey sınırlannda dolanan kurtlar sadece dedelerin masallarında kalmıştı. Yani, Shire’da hala bir miktar silah stoku olmasına rağmen bunlar daha çok yadigar olarak kullanıyor, ocakların…

Silmarillion / J.R.R. Tolkien
Fantastik/ 5 Şubat 2019

Silmarillion Silmarillion’dan… Ilúvatar oturup dinledi, uzun süre boyunca bu ona iyi gözüktü çünkü müzikte kusur yoktu. Ama tema geliştikçe, Melkor’un yüreğine, Ilúvatar’ın temasıyla uyum içinde olmayan kendi imgeleminin birbiri içine girmiş özleri ulaşmaya başladı; çünkü o, müziğin kendisine ayrılan kısmının gücünü ve görkemini artırmaya uğraşıyordu. Ainur içinde en büyük güç ve bilgi ihsanları Melkor’a verilmişti ve kardeşlerine verilen tüm ihsanların içinde bir payı vardı. Sık sık Yokolmayan Alev’i aramak için tek başına boşluğa gitmişti; çünkü içindeki Varlık unsurlarını kendisine ait kılmak için duyduğu arzu büyümüştü ve ona sanki Ilúvatar’ın Boşluk hakkında hiçbir düşüncesi yokmuş gibi geliyordu ve bunun boşluğu yüzünden sabırsızlığa kapılıyordu. Ancak Alev’i bulamadı, çünkü o Ilúvatar’laydı. Ama kardeşlerininkine pek benzemeyen kendi düşüncelerini tek başına tasarlamaya başlamıştı. Bu düşüncelerden bazılarını müziğine dokudu ve hemen etrafında bir ahenksizlik yükseldi, çevresinde şarkı söyleyenlerin çoğu ümitsizliğe düştü, düşünceleri alt üst oldu, müzikleri durakladı; ama bazıları, müziklerini başlangıçtaki düşünceden çok ona uyum sağlamaya yöneltti. Sonra Melkor’un ahenksizliği daha da yayıldı ve daha önce duyulmuş melodiler, çalkantılı bir ses denizinde battı. Ama Ilúvatar, sanki yatıştırılamayacak sonsuz bir öfke içindeki karanlık suların birbirleriyle savaştığı o köpüren fırtına, tahtının etrafında gözükene dek oturup dinledi. Sonra Ilúvatar ayağa kalktı, Ainur onun gülümsediğini fark etti; ve sol elini…

Roverandom / J.R.R.Tolkien
Fantastik/ 3 Şubat 2019

Roverandom Roverandom’dan… Rover, kısa süre içinde kafasını kâğıdın arasından çıkarmayı başaracaktı. Kekin kokusu almıştı. Ama ona ulaşamadığını fark etti; ve orada, sepetin altlarında, kâğıt torbaların arasında küçük bir oyuncak hırlayışıyla hırladı. Onu sadece karidesler duymuştu ve meselenin ne olduğunu sordular. Kendisi için üzülmelerini bekleyerek her şeyi anlattı, ama onlar sadece şöyle dediler: “Peki ya haşlanmaya ne dersin? Sen hiç haşlandın mı?” “Hayır! Hatırladığım kadarıyla, hiç haşlanmadım,” dedi Rover, “daha önce birkaç kez banyo yapmış olmama rağmen, ama yıkanmak da özellikle hiç hoş bir şey değildi. Ama düşünüyorum ki, haşlanmak büyülenmenin yansı kadar bile kötü değildir.” “Öyleyse sen, gerçekten de hiç haşlanmamışsın,” diye cevap verdiler. “Haşlanmak hakkında hiçbir şey bilmiyorsun. O, birinin başına gelebilecek en kötü şeydir, bunu düşünmesinin öfkesiyle bile hâlâ kıpkırmızıyız.” Rover, karideslerden hoşlanmamıştı ve şöyle konuştu: “Boşversenize, kısa bir süre içinde sizi yiyecekler ve ben de oturup seyredeceğim.” Bundan sonra karideslerin ona söyleyecek bir şeyleri kalmadı ve onu kendisini nasıl insanları satın aldığını merak edişiyle başbaşa bıraktılar. Bu sorunun yanıtını çok kısa bir süre içinde öğrenecekti. Bir evin içine taşınmıştı, sepet bir masanın üzerine yerleştirilmiş, bütün paketler dışarıya çıkarılmıştı. Karidesler hemen kilere götürüldü, ama Rover doğrudan doğruya onun için satın alındığı küçük çocuğa verildi. Çocuk da onu odasına…

Peri Masalları Üzerine / J.R.R. Tolkien
Fantastik/ 3 Şubat 2019

Peri Masalları Üzerine Peri Masalları Üzerine’den… Demek ki bir peri masalının tanımı –ne olduğu ya da ne olması gerektiği– elflerin ya da perilerin herhangi bir tanımına ya da tarihi öykülerine değil de, Periler Diyarı’nın doğasına, o Tehlikeli Diyar’ın kendisine ve o ülkede esen havaya dayanıyor. Bunu tanımlamaya ya da doğrudan betimlemeye kalkışmayacağım. Bu yapılamaz. Periler Diyarı bir sözcük ağında yakalanamaz; çünkü algılanamaz olmasa da betimlenemez olmak, özelliklerinden biridir. Pek çok bileşeni vardır ama çözümleme tüm sırrı ortaya koyacaktır diye bir şey de yoktur. Yine de, umarım, daha sonra diğer sorular hakkında vereceğim cevaplar, benim Periler Diyarı hakkında sahip olduğum eksik bakış açısına dair bir fikir verir. Şu an için sadece şunu söyleyeceğim: bir “peri masalı”, asıl amacı yergi, macera, ahlak veya fantezi olsun, Periler Diyarı’ndan bahseden veya onu kullanan bir masaldır. Belki de Periler Diyarı en yakın “Sihir” olarak çevrilebilir{12} – ama o, garip bir ruh hali ve gücün sihridir; en çalışkan ve bilimsel sihirbazın kaba aletlerinden en uzak kutuptadır. Bir koşulu vardır: masalda bir parça yergi yer alsa bile, bir tek şeyle asla dalga geçilmemelidir, sihrin kendisiyle. Bu durum, o masalda ciddiye alınmalıdır, ona ne gülünmelidir ne de açıklanmaya, çalışılmalıdır. Orta Çağa ait olan Sör Gawain ve Yeşil Şövalye,…

Masallar / J.R.R. Tolkien
Fantastik/ 3 Şubat 2019

Masallar Masallar’dan… Bir zamanlar ne eski anılan ne de uzun bacakları olanlara uzak gelecek bir köy vardı. Ona Küçük Wootton’dan büyük olduğu için Büyük Wootton derlerdi, ormanın birkaç kilometre derinliklerindeydi. Çok büyük olmasa da o dönemde bolluk içindeydi ve her yerde olduğu gibi orada da türlü türlü insan yaşardı; iyisi, kötüsü, biraz iyisi biraz kötüsü. Ülkede, çeşitli zanaatlarda çalışanlarının becerileriyle, ama en çok da aşçılığıyla tanınmış, kendi halinde bir köydü. Köy Kurulu’na ait kocaman bir Mutfak vardı ve Başaşçı önemli biriydi. Aşçı’nın Evi ve Mutfak, çevredeki en büyük ve en eski ve de en güzel bina olan Büyük Salon’da birleşirdi. Salon iyi cins taş ve meşe ağacından inşa edilmişti ve bir zamanlar olduğu gibi boyanıp süslenmese de iyi bakılmıştı. Köylüler toplantılarını, tartışmalarını, şenliklerini ve aile toplantılarını Salon’da yaparlardı. Bütün bunlara uygun yiyecek içecek hazırlamak zorunda olduğu için Aşçı da hep meşgul olurdu. Yıl içinde ardı arkası kesilmeyen festivallerde uygun olansa yiyeceğin bol ve lezzetli olmasıydı. Kışın yapılan tek festival olduğu için herkesin iple çektiği bir festival vardı. Bu festival bir hafta sürerdi ve son gün günbatımında, çok kişinin davet edilmediği iyi Çocuklar Ziyafeti adında bir eğlence olurdu. Bu tür olayları organize edenler ne kadar dikkatli olmaya çalışsa da, işler hep…

Húrin’in Çocukları / J.R.R. Tolkien
Fantastik/ 2 Şubat 2019

Húrin’in Çocukları Húrin’in Çocukları’ndan… Túrin karakteri babam için çok önemliydi ve açık sözlülüğü, dobralığı ile babamın kendi çocukluğundan, bütün karakterinin temelini oluşturan, keskin bir portre çizmektedir: haşinliği ve neşesizliği, adalet duygusu ve merhameti; Húrin karakterinin zekası, neşesi ve iyimserliği, annesi Morwen’in ketum, cesur ve gururlu karakteri; Túrin doğmadan önce, Morgoth’un Angband Kuşatması’nı kırdığı soğuk Dor-lómin diyarı senelerinde, ev halkının o zamandan korku dolmuş olan yaşamı da konu edilmektedir. Ama bütün bunlar dünyanın Birinci Çağ’ında, Kadim Günlerde, hayal edilemez ölçüde uzak bir zamanda geçmekteydi. Bu öykünün eriştiği zaman derinliği, Yüzüklerin Efendisi’ndeki bir pasajda, hatırlanmaya değer bir biçimde aktarılmaktadır. Ayrıkvadi’deki büyük divanda, Elrond üç binden fazla sene önce elfler ile insanların son ittifakından, İkinci Çağ’ın sonunda Sauron’un alt edilmesinden bahsetmektedir: Burada Elrond bir süre ara vererek iç geçirdi. “Sancaklarının ihtişamını gayet iyi hatırlıyorum,” dedi. “Bir arada onca ulu prens ve komutan, Kadim Günlerin görkemini ve Beleriand’ın ordularını aklıma getiriyordu. Yine de, Thangorodrim’in yıkıldığı ve elflerin de kötülüğe ilelebet son verdikleri yanılgısına kapıldıkları zamanki kadar kalabalık ve göz alıcı değillerdi.” “Hatırlıyor musun?” dedi Frodo, hayretinden düşüncelerini yüksek sesle söyleyerek. Elrond ona doğru dönünce de, “Ama ben,” diye kekeledi, “ben Gil-galad’ın uzun çağlar önce düştüğünü zannediyordum.” “Hakikaten de öyleydi” diye cevapladı Elrond vakarla. “Lâkin,…

Hobbit / J.R.R. Tolkien
Fantastik/ 2 Şubat 2019

Hobbit Hobbit’ten… Toprakta bir kovukta bir hobbit yaşardı. Bu kovuk ne solucan pislikleriyle dolu, yapışkan kokulu, ıslak, kirli ve iğrenç bir kovuk; ne de kum, çıplak, kumlu, içinde ne yiyecek ne de üzerine oturulabilecek bir şeyler bulunan bir kovuktu; Bu bir hobbit-kovuğuydu, ki bu da rahatlık demekti. Bu kovuğun lumboz kadar mükemmel yuvarlaklıkta yeşile boyalı bir kapısı ve kapısının tam ortasında da pırıl pırıl; san pirinç bir tokmağı vardı. Kapı, boru gibi tünelimsi bir hole açılırdı; Bu havadar tünel, lambrili duvarları, fayans döşeli ve halı kaplı yerleri; cilalı iskemleleri ve bir sürü şapka ve palto asacağıyla – bizim hobbit misafirlere bayılırdı – müthiş rahat bir tüneldi. Tünel, hemen hemen Tepe’nin – civardaki halk oraya bu adı vermişti – yamacına kadar kıvrıla kıvrıla giderdi ve birçok yuvarlak; minik kapı da önce bir tarafta sonra diğerinde olmak üzere bu tünele açılırdı. Hobbit için üst kat söz konusu değildi: Yatak odaları, banyolar, mahzenler, kilerler (ki bir sürü kiler vardı), gardıroplar (daha doğrusu yalnızca giysilere ayrılmış odalar), mutfaklar, yemek odaları, hepsi, hepsi aynı kattaydı, hatta aynı geçitte. En güzel odaların tümü içeriye doğru girerken solda kalırlardı, çünkü yalnız bu odaların derin, yuvarlak pencereleri bahçesini ve nehre kadar uzanan çayırları görürdü. Bu hobbit hali vakti…

Akallabeth ve Güç Yüzüklerine Dair / J.R.R. Tolkien
Fantastik/ 2 Şubat 2019

Akallabeth ve Güç Yüzüklerine Dair Akallabeth ve Güç Yüzüklerine Dair’den… Aşağıdaki kısa tarihçe Silmarillion’u okumamış ya da aradan geçen zaman içinde unutmaya yüz tutmuş Altıkırkbeş okurları için hazırlanmıştır. Güneşin doğusuyla hesaplanmaya başlayan Güneş Yıllan’nın (GY) sonrasındaki İlk Çağ’ı özetlemeye çalışırken, geçen yılları aklınızda canlandırabilmeniz için, Robert Foster’ın bu konu üzerindeki bir çalışmasında verdiği yıllara uyduk. İşte kısaca, Yaratılış’ın İlk Çağı: ◊ Eä’nın [dünya, maddi evren) yaratılışı. Ilúvatar’ın yarattığı meleksi varlıklar olan Valar ve Maiar, onun yarattığı görüntüyü tamamlamak için Eä’ya inişi. ◊ İlk Savaş ve Arda’nın Bozuluşu. Tulkas’ın Eä’ya girişi ve Melkor’un geri çekilişi. Arda’nın tamamlanışı. En güçlü Vala sayılan Melkor, yaratılan dünyayı kendi düşüncelerine göre şekillendirmek isteyince Valar ile arasında çekişmeler doğar ve sonucunda İlk Savaş başlar. Kendisi yeni şeyler yaratmaktansa diğerlerinin yaptıklarını bozmayı seçen Melkor’un kötülüklerinin sonucunda ‘Arda’nın Bozuluşu” gerçekleşir. Yani Ainur’un Müziği’nde tanımlanan kusursuz Dünya [Arda], Melkor’un hırsından kaynaklanan kötülükleriyle farklı biçimlenir. Bu biçime Bozulmuş Arda [var olan Dünya] adı verilir. Arda tamamen şekillenmeden, dünyada daha hiçbir şey yetişmeden ya da yürümeden önce başlamış” olan İlk Savaş sırasında hakimiyet uzun süre Melkor’da kaldı. Ama Güçlü Tulkas’ın yardım için göklerden inişiyle Melkorkup kaçarak Arda’yı terk etti ve uzun süre boyunca barış hüküm sürdü. ◊ Arda Baharı başlar. Valar,…

Bir / Ayşehan Demirtaş
Fantastik/ 20 Ocak 2019

Bir Bir’den… Savaş. Küçük Dalaran diyarını yöneten büyücüler meclisi Kirin Tor’un bazı üyeleri, Azeroth dünyasının hiç bitmeyen kan ve ölümden başka bir şey görmediğini düşünmüştü bir zamanlar. Lordaeron İttifakı kurulmadan önce troller vardı. İnsanlar en sonunda bu dehşet verici tehlikenin üstesinden geldiğindeyse ilk ork dalgası evreni saran dokuyu yırtıp çıkmışçasına yeryüzüne üşüşmüştü. İlk başta hiçbir şey bu şekilsiz istilacıları durduramaz gibi görünse de zamanla korkunç katliam yerini acı dolu bir çıkmaza bırakmıştı. Savaşlar büyük kayıplar vererek kazanılmıştı. İki taraftan da yüzlercesi ölmüş ama görünüşte hiçbir sonuç elde edilememişti. Kirin Tor yıllar boyunca ufukta belirebilecek bir son görememişti. Fakat sonunda durum değişmişti. İttifak nihayet Güruh’u geri püskürtmeyi başarmış ve en sonunda da tamamen bozguna uğratmıştı. Orklarm büyük şefi, efsanevi Orgrim Kıya-met çekici bile ilerleyen orduları durduramamış ve teslim olmak zorunda kalmıştı. Birkaç asi kabile dışında, hayatta kalan istilacılar hazırlanan iskân bölgelerinde toplanmış ve Gümüş El Şövalyelerinin yönetimindeki askeri kuvvetler tarafından sıkı denetim altına alınmıştı. Barışın sürmesi çok uzun yıllar sonra ilk kez, artık soluk bir temenni değil bir umuttu. Yine de… bir rahatsızlık hissi hâlâ Kirin Tor’un yüksek konseyini tedirgin ediyordu. Bu yüzden Hava Divanı’nda yüksek düzey büyücülerin en yüceleri bir araya gelmişti. Hava Divanı’nın adı, duvarları yokmuş gibi duran odanın,…

Elantris / Brandon Sanderson
Fantastik/ 17 Ağustos 2018

Elantris Elantris’ten… ARELON Prensi Raoden, o sabah erkenden uyandığında, sonsuza kadar lanetlendiğinden tamamen habersizdi. Hâlâ uykulu, loş sabah ışığında gözlerini kırpıştırarak yatağında doğruldu. Açık balkon penceresinden, kendi yaşadığı daha ufak Kae şehri üzerine koyu bir gölge düşüren uzaktaki devasa Elantris şehrinin çıplak duvarlarını görebiliyordu. Elantris’in duvarları inanılmayacak kadar yüksekti; ama Raoden, içeride gizlenen yitik ihtişamın ipuçları gibi, duvarların arkasından yükselen siyah kulelerin kırık tepelerini görebiliyordu. Terk edilmiş şehir, her zamankinden daha karanlık görünüyordu. Raoden bir an için şehre baktı, sonra da gözlerini kaçırdı. Kae halkı ne kadar uğraşırsa uğraşsın, dev Elantris duvarlarını görmezden gelmeleri mümkün değildi. Şehrin güzelliğini hatırlamak onlara acı veriyordu, on yıl önce Shaod’un kutsamasının neden bir lanete dönüştüğünü merak etmek de… Raoden kafasını sallayarak yataktan kalktı. Erken olmasına rağmen hava oldukça sıcaktı, sabahlığını giyerken birazcık bile serinlik hissetmedi. Sonra, hizmetkârlara kahvaltı istediğini haber vermek için yatağının yanındaki ipi çekti. Bu da başka bir gariplikti. Açtı, hem de çok açtı. Kurt gibi acıkmıştı. Hiçbir zaman kahvaltı etmeyi çok sevmemişti, ama bu sabah kendini yemeğin gelmesini sabırsızlıkla beklerken buldu. Sonunda, kahvaltının gelmesinin neden bu kadar uzun sürdüğünü öğrenmek için birini göndermeye karar verdi. Işıksız odada, “Ien?” diye seslendi. Cevap gelmedi. Raoden, Seonun yokluğuna hafifçe kaşlarını çattı. Ien nerede olabilirdi…

Geceyarısı Güneşi / Stephenie Meyer
Fantastik/ 8 Ağustos 2018

Geceyarısı Güneşi Geceyarısı Güneşi’nden… Bu, günün uyuyabilmeyi dilediğim zamanıydı. Lise. Ya da doğru sözcük Araf mıydı? Eğer günahlarımı telafi etmenin bir yolu olsaydı, bu bir ölçütte çeteleye yazılmalıydı. Can sıkıntısı alışabildiğim bir şey değildi; her gün inanılmaz derecede, bir öncekinden daha tekdüze geliyordu. Sanırım benim uyuma biçimim buydu – eğer uyku aktif dönemler arasındaki hareketsiz durum olarak tanımlanırsa. Kafeteryanın uzak köşesindeki alçıdan geçen çatlaklara, orada olmayan şekiller hayal ederek baktım. Bu, kafamın içinde fışkıran, bir nehir gibi çağıldayan sesleri bastırmanın tek yoluydu. Bu seslerden birkaç yüz tanesini sıkıntı yüzünden duymazdan geliyordum. Konu insan zihnine gelince, hepsini daha önceden duymuştum. Bugün bütün düşünceler, buradaki küçük öğrenci grubuna eklenen yeni kişiyle ilgili gülünç bir heyecanla doluydu. Hepsinde ilgi uyandırmak çok kısa zaman almıştı. Yeni yüzü her açıdan düşünce üzerine düşüncede görmüştüm. Sadece sıradan bir insan kızı. Gelişinden doğan coşku bıktırıcı şekilde tahmin edilebilirdi – bir çocuğa parlak bir cisim göstermek gibi. Koyuna benzeyen erkeklerin yarısı şimdiden kendilerini ona aşık olarak hayal ediyorlardı, sırf bakılacak yeni bir şey olduğu için. Onları bastırmak için daha çok uğraştım. Sadece dört sesi tiksindiğim için değil, nezaketten engelliyordum: yanlarında olduğum zamanlardaki mahremiyet yoksunluğuna alışan ve bununla ilgili artık pek düşünmeyen ailem, iki kız ve iki erkek kardeşim….

Şafak Vakti / Stephenie Meyer
Fantastik/ 8 Ağustos 2018

Şafak Vakti Şafak Vakti’nden… Çocukluk, sadece doğumdan belli bir yaşa kadar süren bir dönem değildir ve belli bir yaşı da yoktur. Çocuk büyür ve çocukça şeyleri bırakır. Çocukluk hiç kimsenin ölmediği bir krallıktır. Edna St. Vincent Millay Ölümle burun buruna gelme hakkımı fazlasıyla kullanmıştım; bu gerçekten de alışabileceğiniz bir şey değil. Gerçi, ölümle tekı-ar yüzleşmek tuhaf bir şekilde kaçınılmaz görünmüştü. Sanki gerçekten de felaketleri çeken bir hedeftim. Tekrar ve tekrar kaçtım ama peşimden gelmeyi sürdürdü. Yine de, bu seferki hepsinden o kadar farklıydı ki. Korktuğunuz birisinden kaçabilir, nefret ettiğiniz birisiyle savaşabilirsiniz. Bütün tepkilerim bu tür katillere, canavarlara ve düşmanlara göre düzenlenmişti. Bir vampiri sevdiğinizde, seçim hakkınız kalmaz. Bunun sevdiğiniz kişiyi inciteceğini bile bile nasıl kaçar, nasıl savaşırdınız? Sevdiğinize verebileceğiniz tek şey hayatınızsa, nasıl ver-memezlik ederdiniz? Ya onu gerçekten seviyorsanız? Kimse seni gözetlemiyor, dedim kendime. Kimse seni gözetlemiyor. Kimse seni gözetlemiyor. Ama kendime yalan söylerken bile ikna edici olamadığımdan, bakmak zorundaydım. Orada oturmuş, kasabanın üç trafik ışığından birinin yeşil yanmasını beklerken sağıma baktım, bana doğru dönmüş Bayan Weber’in aracının içine. Gözlerini tam üzerime dikmişti, ürk-tüm. Onu öyle gözlerini dikmiş bakarken yakaladığını halde, neden gözlerini kaçırmadığını ya da utanmadığını merak ettim. Artık insanlara gözünü dikip bakmak kabalık sayılmıyor muydu? Bu kural benim…

Tutulma / Stephenie Meyer
Fantastik/ 8 Ağustos 2018

Tutulma Tutulma’dan… Neden sanki ikinci sınıftaymışız gibi, Charlie vasıtasıyla Billy’ye notlar yolladığını anlamıyorum. Eğer seninle konuşmak isteseydim Sen tercihini yaptın, değil mi? İkisine de aynı anda sahip olamazsın, “Can düşmanı” lafının hangi kısmını anlamakta güçlük çekiyorsun Bak, pisliğin teki olduğumu biliyorum ama bunun başka bir yolu yok Arkadaş olmamızın imkanı yok çünkü sen gamamın bir avuç Seni düşünmek her şeyi daha da zor hale getiriyor, bu yüzden bir daha yazma Evet, ben de seni özledim. Hem de çok. Bu hiçbir şeyi değiştirmez. Üzgünüm. Jacob Parmaklarımı kâğıdın üzerinde gezdirdim, neredeyse kâğıdı delercesine arkasında bıraktığı girintilere dokundum. Mektubu yazarkenki halini düşünmeye çalıştım. Kötü el yazısıyla bu öfke dolu mektubu nasıl yazdığını, yazdıkları ona yanlış geldikçe satırların üzerini tek tek çizdiğini hayal ettim. Belki de kalem kocaman ellerinde ikiye ayrılmıştı, hem bu mektuptaki mürekkep damlalarını da açıklıyordu. Siyah kaşlarının üzüntüyle bir araya geldiğini ve alnının kırıştığını hayal edebiliyordum. Eğer orada olsaydım, muhtemelen bu haline gülerdim. Kendini bu kadar sıkma Jacob, derdim ona. Söyle gitsin. Aslında, mektubu defalarca okuyup yazdığı bütün kelimeleri aklıma kazıdığımdan, gülmek yapacağım en son şeydi. Onun da dediği gibi, ikinci smıf öğrencilerinin yapacağı türden bir şey yaparak Charlie vasıtasıyla Billy’ye oradan da nihayet ona ulaşan özür notuma verdiği bu cevap…

Yeniay / Stephenie Meyer
Fantastik/ 8 Ağustos 2018

Yeniay Yeniay’dan… Kendimi, o korkunç kâbuslardan birinin içinde, kapana Kısılmış gibi hissediyordum. Hani koşarsınız, ciğerleriniz yanana kadar koşarsınız, ama yine de vücudunuzun yeteri kadar hızlı gitmesini sağlayamazsınız. Vurdumduymaz kalabalığa yaklaştıkça ayaklarım sanki gittikçe yavaşlıyordu ama büyük saat kulesinin üzerindeki ellerim yavaşlamıyordu. Acımasızca, umursamaz bir güçle ilerliyorlardı, her şeyin sonuna doğru. Ama bu bir rüya değildi ve kâbusun aksine, hayatım için koşmuyordum; çok kıymetli olan başka bir şeyi kurtarmak için yarışıyordum. Kendi hayatımın benim için bir değeri yoktu. Alice, ikimizin de burada ölme olasılığının oldukça yüksek olduğunu söylemişti. Eğer parlak gün ışığı ona engel olmasaydı, belki de sonuç daha farklı olurdu. Sadece ben, bu parlak ve kalabalık meydana koşabiliyordum. Ve yeteri kadar hızlı koşamadım. Olağanüstü düşmanlarımız tarafından çevrilmiş olmak umurumda değildi. Kuledeki saat çalmaya başlayınca hareketsiz ayaklarımın altındaki zemin titremeye başladı. Çok geç olduğunu biliyordum ama kanatların altında kana susamış bir şey olduğunu bilmek beni sevindiriyordu. Bunda başarısız olursam, yaşamak için bütün isteğim yok olur, giderdi. Saat tekrar çaldı ve güneş gökyüzünün tam ortasından biraz daha aşağıya kaydı. Rüya gördüğümden yüzde doksan dokuz nokta dokuz emindim. Bu kadar emin olmamın ilk sebebi, parlak gün ışığının ortasında dikilmem – sürekli yağmur çiseleyen memleketim Forks, Washington’da böylesine kör edici açık bir güneş görmenin…

Alacakaranlık / Stephenie Meyer
Fantastik/ 8 Ağustos 2018

Alacakaranlık Alacakaranlık’tan… Nasıl öleceğimi hiç düşünmemiştim desem yeridir (aslında son birkaç ay, bunun için geçerli nedenlerim vardı!); düşünmüş olsaydım bile, böyle olacağını asla tahmin etmezdim. Soluğumu tutarak, upuzun odanın karşı tarafına, avcının karanlık gözlerine baktım. O da memnuniyetle bana bakıyordu. Elbette güzel bir ölüm biçimiydi bu; bir başkasının yerine ölecektim. Sevdiğim birinin yerine. Hatta soylu bir ölümdü. Bir anlam ifade diyordu. Forks’a hiç gitmeseydim, ölmeyeceğimi biliyordum. Şu anda ölümle yüzleşmek zorunda kalmayacaktım. Ama ne kadar korkarsam korkayım, kararımdan dolayı pişmanlık duyamıyordum. Hayat size beklentilerinizin çok ötesinde bir düş sunduğunda, sona geldiğinizde üzüntü duymanız mantıklı değildir. Avcı, beni öldürmek için ilerlerken, dostça gülümsedi. Annem beni pencereleri açık arabayla havaalanına götürdü. Phoenix’te hava otuz sekiz dereceydi; gökyüzü masmavi ve bulutsuzdu. Ayrılırken annemi memnun etmek istediğim için, en sevdiğim bluzumu giymiştim. Kolsuz, dantelli beyaz bluzumu. Kalın ceketim elimdeydi. Washington eyaletinin kuzeybatısında bulunan Olympic Yanmadası’nda, gökyüzü hemen her zaman bulutlu olan Forks adında küçük bir kasaba vardır. Bu sıradan kasabaya, Amerika Birleşik Devletleri’nin diğer eyaletlerinden çok daha fazla yağmur yağar. Ben henüz birkaç aylıkken, annem beni de almış ve bu karanlık, kasvetli kasabadan kaçmış. On dört yaşına gelene kadar, her yaz bir ayımı bu kasabada geçirmek zorunda kaldım. On dört yaşındayken isyan etmeyi abl…

Anansi Çocukları / Neil Gaiman
Fantastik/ 15 Mayıs 2018

Anansi Çocukları Anansi Çocukları’ndan… Çoğu şeyin başladığı gibi, bu da bir şarkıyla başlar. Ne de olsa önce söz vardı ve söz dediğinizin bir melodisi olurdu. Dünya bu şekilde yaratıldı, boşluk bu şekilde bölümlere ayrıldı, topraklar ve yıldızlar ve düşler ve küçük tanrılar ve hayvanlar bu şekilde dünyaya geldi. Hepsi şarkıyla söylendi. Şarkıcı önce, gezegenlerle ve tepelerle ve ağaçlarla ve okyanuslarla ve küçük vahşi hayvanlarla işini bitirdi, sonra da büyük vahşi hayvanlar yine şarkıyla var edildiler. Varlığın sınırındaki uçurumlar ve av arazileri ve karanlık hep şarkıyla söylendi. Şarkılar kalıcıdır. Şarkılar süreklidir. Bir şarkı doğru söylendiğinde, imparatorları maskara eder, hanedanları devirir. Şarkıların anlattıkları olaylar ve insanlar, toprağa, düşe ve yokluğa karıştıktan çok sonra bile yaşamaya devam ederler. Şarkıların gücü budur. Şarkılarla yapabileceğiniz başka şeyler de vardır. Sadece dünyalar kurmaya ya da varoluşu yeni baştan yaratmaya yaramaz şarkılar. Şişko Charlie Nancy’nin babası, mesela, dışarı yıktığında harika olacağını umduğu, ummanın da ötesinde harika olacağını bildiği bir gece geçirmek için şarkıları kullanırdı. Şişko Charlie’nin babası bara girmeden önce barmen, o geceki karaokenin büyük bir fiyasko olacağı kanaatindeydi; ama sonra ufak tefek yaşlı adam mekâna girdi, bir köşeye kurulmuş uyduruk sahnenin yanında oturan ve daha yeni bronzlaşmış tenleriyle gülüşlerinden turist oldukları anlaşılan sarışınlara doğru aldırmaz tavırlarla yürüdü. Onlan şapkasını eğerek selamladı…

Ozan Beedle’ın Hikayeleri / J.K.Rowling
Fantastik/ 14 Kasım 2017

Ozan Beedle’ın Hikayeleri Ozan Beedle’ın Hikayeleri’nden… Bir zamanlar iyi kalpli bir ihtiyar büyücü varmış, sihrini komşularına yardım etmek için hiç esirgemeden ve akıllıca kullanırmış. Gücünün gerçek kaynağını açığa vurmak yerine de sanki bütün o iksirler, tılsımlar ve panzehirler “şans getiren kazanım” dediği küçük kazandan kullanıma hazır halde çıkıyormuş gibi yaparmış. Kilometrelerce uzaktan insanlar dertlerine şifa bulsun diye gelir, büyücü de memnuniyetle kazanını şöyle bir karıştırır ve her şeyi yoluna koyarmış. Bu pek sevilen büyücü epey ileri yaşa kadar yaşadıktan sonra ölmüş ve tüm eşyalarını tek oğluna bırakmış. Bu oğul, iyi huylu babasından çok farklı bir mizaca sahipmiş. Sihir kullanamayan insanların beş para etmediğine inanırmış, sağlığında babasının komşularına sihir yoluyla yardımcı olmasına da sık sık karşı çıkarmış zaten. Babasının ölümünün ardından oğul, eski kazanın içinde, üzerinde adı yazılı küçük bir paket bulmuş. İçinde altın vardır umuduyla paketi açmış ama onun yerine yumuşak kalın, ayağa giyilemeyecek kadar küçük ve öbür teki ortalıkta görünmeyen bir terlik bulmuş. Terliğin içinde bir parşömen parçasında şu sözcükler yazıyormuş: “Buna hiçbir zaman ihtiyacın olmaması ümidiyle, oğlum.” Oğul, babasının yaşlılıktan sulanmış beynine veryansın edip terliği tekrar kazanın içine atmış ve bundan böyle kazanı çöp kovası olarak kullanmaya karar vermiş. Tam da o gece bir köylü kadın, kapısını çalmış….

Çağlar Boyu Quidditch / J.K.Rowling
Fantastik/ 14 Kasım 2017

Çağlar Boyu Quidditch Çağlar Boyu Quidditch’ten… Bırakın Sinicit’i gitsin de, görmeye geldiğimiz şu asil oyunu seyredelim!” Bilmem buna inanacak mısın, Pru; ama o yabani bana güldü, bir de kalkıp boş kuş kafesini kafama attı. Eh, gözümü kan bürüdü, Pru; cidden gözümü kan bürüdü. Zavallı minik Sinicit bana doğru uçtuğunda, bir Çağırma Büyüsü yaptım. Benim Çağırma Büyüleri’min ne kadar iyi olduğunu sen bilirsin; Pru – elbette onlar gibi süpürge üstünde olmadığımdan nişan almak benim için daha kolay oldu. Minik kuşvızzt diye elime geldi. Onu cüppemden içeri sokup deli gibi kaçmaya başladım. Eh, sonunda beni yakaladılar, ama yakalanmadan önce kalabalığın içinden kurtulup Sinicit’i salıvermiştim bile. Başkan Bragge fena halde kızmıştı, bir an için beni kurbağaya ya da daha beter bir şeye çevirecek sandım. Neyse ki danışmanları onu yatıştırdılar ve sonunda oyunu aksattığım için on Galleon’luk bir cezaya çarptırıldım sadece. Ebette ömrümde on Galleon sahibi olmuş değilim, o yüzden bizim eve güle güle…  

Harry Potter ve Ölüm Yadigarları / J.K.Rowling
Fantastik/ 13 Kasım 2017

Harry Potter ve Ölüm Yadigarları Harry Potter ve Ölüm Yadigarları’ndan… Düz yolun sonunda, içinde ışık parıldayan; alt pencereleri baklava şeklinde camlarla kaplı olan güzel bir konak karanlığın içinde yükseldi. Çalı çitin ötesindeki karanlık bahçede bir yerlerde bir fıskiye akıyordu. Snape ve Yaxley ön kapıya doğru hızla yürürken çakıl taşları ayaklarının altında çatırdadı. Kapı görünürde kimsenin açmamasına rağmen, onlar yaklaşırken içeri doğru açıldı. Koridor genişti, loştu ve taş yerin çoğunu kaplayan muhteşem bir halıyla şatafatlı bir dekorasyona sahipti. Duvardaki soluk yüzlü portrelerin gözleri, geçerlerken Snape ve Yaxley‘yi izledi. İki adam bir sonraki odaya açılan ağır bir tahtadan kapının önünde durdu, çok kısa bir an tereddüt ettiler, sonra Snape bronz tokmağı çevirdi. Çalışma odası uzun, görkemli bir masada oturan sessiz insanlarla doluydu. Odanın her zamanki mobilyası dikkatsizce duvar diplerine itilmişti. Işıklandırma yaldızlı bir aynanın altındaki güzel bir mermer şöminenin altında gürüldeyen ateşten geliyordu. Snape ve Yaxley bir anlığına eşikte beklediler. Gözleri az ışığa alışınca sahnenin en tuhaf bölümüne dikkatlerini yönelttiler; masanın üzerinde baş aşağı asılı duran ve görünmez bir iple asılmışçasına yavaşça dönen,…  

Harry Potter ve Melez Prens / J.K.Rowling
Fantastik/ 13 Kasım 2017

Harry Potter ve Melez Prens Harry Potter ve Melez Prens’ten… Köprü on yaşında bile değildi ve en iyi uzmanlar bile neden aşağıdaki ırmağın derinliklerine bir düzine araba göndererek ikiye ayrıldığını açıklamaktan yoksundu. Ayrıca ne cüretle biri o iki iğrenç ve halka iyi tanıtılmış cinayetin polis yetersizliğinin sonucu olduğunu ya da devletin her nasılsa West Country’de çıkan, insan ve mal kaybına neden olan o tuhaf kasırgayı önceden görmüş olması gerektiğini öne sürerdi ve genç bakanlarından biri olan Herbert Chorley’nin bu hafta çok garip davranması sonucu şimdi ailesiyle daha fazla vakit geçirecek olması onun suçu muydu? “Ülkeyi korkunç bir hava sardı,” diye bitirmişti sözlerini rakip, kendi geniş gülümsemesini saklamaya zahmet bile etmeyerek. Maalesef, bu tamamıyla doğruydu. Başbakan bunu kendi bile hissediyordu; insanlar gerçekten de normalden daha fazla mutsuz görünüyordu. Hava bile kasvetliydi; Temmuz’un ortasında serin bir sis… Olamazdı, normal değildi… Notun ikinci sayfasını çevirdi, bunun ne kadar böyle devam ettiğine baktı ve kötü bir iş olduğu için pes etti. Kollarını başının üstünde esneterek gözlerini ofisinde kederle gezdirdi. Mevsim dışı soğuğa karşı sımsıkı kapatılmış uzun sürme pencerelerin karşısında güzel, mermer bir şöminesi olan şık bir odaydı bu. Başbakan hafifçe titreyerek kalktı…