Bir / Ayşehan Demirtaş
Fantastik/ 20 Ocak 2019

Bir Bir’den… Savaş. Küçük Dalaran diyarını yöneten büyücüler meclisi Kirin Tor’un bazı üyeleri, Azeroth dünyasının hiç bitmeyen kan ve ölümden başka bi r şey görmediğini düşünmüştü bir zamanlar. Lordaeron İttifakı kurulmadan önce troller vardı. İnsanlar en sonunda bu dehşet verici tehlikenin üstesinden geldiğindeyse ilk ork dalgası evreni saran dokuyu yırtıp çıkmışçasına yeryüzüne üşüşmüştü. İlk başta hiçbir şey bu şekilsiz istilacıları durduramaz gibi görünse de zamanla korkunç katliam yerini acı dolu bir çıkmaza bırakmıştı. Savaşlar büyük kayıplar vererek kazanılmıştı. İki taraftan da yüzlercesi ölmüş ama görünüşte hiçb ir sonuç elde edilememişti. Kirin Tor yıllar boyunca ufukta belirebilecek bir son görememişti. Fakat sonunda durum değişmişti. İttifak nihayet Güruh’u geri püskürtmeyi başarmış ve en sonunda da tamamen bozguna uğratmıştı. Orklarm büyük şefi, efsanevi Orgrim Kıya-met çekici bile ilerleyen orduları durduramamış ve teslim olmak zorunda kalmıştı. Birkaç asi kabile dışında, hayatta kalan istilacılar hazırlanan iskân bölgelerinde toplanmış ve Gümüş El Şövalyelerinin yönetimindeki askeri kuvvetler tarafından sıkı denetim altına alınmıştı. Barışın sürmesi çok uzun yıllar sonra ilk kez, artık soluk bir temenni değil bir umuttu. Yine de… bi r rahatsızlık hissi hâlâ Kirin Tor’un yüksek konseyini tedirgin ediyordu. Bu yüzden Hava Divanı’nda yüksek düzey büyücülerin en yüceleri bi r araya gelmişti. Hava Divanı’nın adı, duvarları…

Elantris / Brandon Sanderson
Fantastik/ 17 Ağustos 2018

Elantris Elantris’ten… ARELON Prensi Raoden, o sabah erkenden uyandığında, sonsuza kadar lanetlendiğinden tamamen habersizdi. Hâlâ uykulu, loş sabah ışığında gözlerini kırpıştırarak yatağında doğruldu. Açık balkon penceresinden, kendi yaşadığı daha ufak Kae şehri üzerine koyu bir gölge düşüren uzaktaki devasa Elantris şehrinin çıplak duvarlarını görebiliyordu. Elantris’in duvarları inanılmayacak kadar yüksekti; ama Raoden, içeride gizlenen yitik ihtişamın ipuçları gibi, duvarların arkasından yükselen siyah kulelerin kırık tepelerini görebiliyordu. Terk edilmiş şehir, her zamankinden daha karanlık görünüyordu. Raoden bir an için şehre baktı, sonra da gözlerini kaçırdı. Kae halkı ne kadar uğraşırsa uğraşsın, dev Elantris duvarlarını görmezden gelmeleri mümkün değildi. Şehrin güzelliğini hatırlamak onlara acı veriyordu, on yıl önce Shaod’un kutsamasının neden bir lanete dönüştüğünü merak etmek de… Raoden kafasını sallayarak yataktan kalktı. Erken olmasına rağmen hava oldukça sıcaktı, sabahlığını giyerken birazcık bile serinlik hissetmedi. Sonra, hizmetkârlara kahvaltı istediğini haber vermek için yatağının yanındaki ipi çekti. Bu da başka bir gariplikti. Açtı, hem de çok açtı. Kurt gibi acıkmıştı. Hiçbir zaman kahvaltı etmeyi çok sevmemişti, ama bu sabah kendini yemeğin gelmesini sabırsızlıkla beklerken buldu. Sonunda, kahvaltının gelmesinin neden bu kadar uzun sürdüğünü öğrenmek için birini göndermeye karar verdi. Işıksız odada, “Ien?” diye seslendi. Cevap gelmedi. Raoden, Seonun yokluğuna hafifçe kaşlarını çattı. Ien nerede olabilirdi…

Geceyarısı Güneşi / Stephenie Meyer
Fantastik/ 8 Ağustos 2018

Geceyarısı Güneşi Geceyarısı Güneşi’nden… Bu, günün uyuyabilmeyi dilediğim zamanıydı. Lise. Ya da doğru sözcük Araf mıydı? Eğer günahlarımı telafi etmenin bir yolu olsaydı, bu bir ölçütte çeteleye yazılmalıydı. Can sıkıntısı alışabildiğim bir şey değildi; her gün inanılmaz derecede, bir öncekinden daha tekdüze geliyordu. Sanırım benim uyuma biçimim buydu – eğer uyku aktif dönemler arasındaki hareketsiz durum olarak tanımlanırsa. Kafeteryanın uzak köşesindeki alçıdan geçen çatlaklara, orada olmayan şekiller hayal ederek baktım. Bu, kafamın içinde fışkıran, bir nehir gibi çağıldayan sesleri bastırmanın tek yoluydu. Bu seslerden birkaç yüz tanesini sıkıntı yüzünden duymazdan geliyordum. Konu insan zihnine gelince, hepsini daha önceden duymuştum. Bugün bütün düşünceler, buradaki küçük öğrenci grubuna eklenen yeni kişiyle ilgili gülünç bir heyecanla doluydu. Hepsinde ilgi uyandırmak çok kısa zaman almıştı. Yeni yüzü her açıdan düşünce üzerine düşüncede görmüştüm. Sadece sıradan bir insan kızı. Gelişinden doğan coşku bıktırıcı şekilde tahmin edilebilirdi – bir çocuğa parlak bir cisim göstermek gibi. Koyuna benzeyen erkeklerin yarısı şimdiden kendilerini ona aşık olarak hayal ediyorlardı, sırf bakılacak yeni bir şey olduğu için. Onları bastırmak için daha çok uğraştım. Sadece dört sesi tiksindiğim için değil, nezaketten engelliyordum: yanlarında olduğum zamanlardaki mahremiyet yoksunluğuna alışan ve bununla ilgili artık pek düşünmeyen ailem, iki kız ve iki erkek kardeşim….

Şafak Vakti / Stephenie Meyer
Fantastik/ 8 Ağustos 2018

Şafak Vakti Şafak Vakti’nden… Çocukluk, sadece doğumdan belli bir yaşa kadar süren bir dönem değildir ve belli bir yaşı da yoktur. Çocuk büyür ve çocukça şeyleri bırakır. Çocukluk hiç kimsenin ölmediği bir krallıktır. Edna St. Vincent Millay Ölümle burun buruna gelme hakkımı fazlasıyla kullanmıştım; bu gerçekten de alışabileceğiniz bir şey değil. Gerçi, ölümle tekı-ar yüzleşmek tuhaf bir şekilde kaçınılmaz görünmüştü. Sanki gerçekten de felaketleri çeken bir hedeftim. Tekrar ve tekrar kaçtım ama peşimden gelmeyi sürdürdü. Yine de, bu seferki hepsinden o kadar farklıydı ki. Korktuğunuz birisinden kaçabilir, nefret ettiğiniz birisiyle savaşabilirsiniz. Bütün tepkilerim bu tür katillere, canavarlara ve düşmanlara göre düzenlenmişti. Bir vampiri sevdiğinizde, seçim hakkınız kalmaz. Bunun sevdiğiniz kişiyi inciteceğini bile bile nasıl kaçar, nasıl savaşırdınız? Sevdiğinize verebileceğiniz tek şey hayatınızsa, nasıl ver-memezlik ederdiniz? Ya onu gerçekten seviyorsanız? Kimse seni gözetlemiyor, dedim kendime. Kimse seni gözetlemiyor. Kimse seni gözetlemiyor. Ama kendime yalan söylerken bile ikna edici olamadığımdan, bakmak zorundaydım. Orada oturmuş, kasabanın üç trafik ışığından birinin yeşil yanmasını beklerken sağıma baktım, bana doğru dönmüş Bayan Weber’in aracının içine. Gözlerini tam üzerime dikmişti, ürk-tüm. Onu öyle gözlerini dikmiş bakarken yakaladığını halde, neden gözlerini kaçırmadığını ya da utanmadığını merak ettim. Artık insanlara gözünü dikip bakmak kabalık sayılmıyor muydu? Bu kural benim…

Tutulma / Stephenie Meyer
Fantastik/ 8 Ağustos 2018

Tutulma Tutulma’dan… Neden sanki ikinci sınıftaymışız gibi, Charlie vasıtasıyla Billy’ye notlar yolladığını anlamıyorum. Eğer seninle konuşmak isteseydim Sen tercihini yaptın, değil mi? İkisine de aynı anda sahip olamazsın, “Can düşmanı” lafının hangi kısmını anlamakta güçlük çekiyorsun Bak, pisliğin teki olduğumu biliyorum ama bunun başka bir yolu yok Arkadaş olmamızın imkanı yok çünkü sen gamamın bir avuç Seni düşünmek her şeyi daha da zor hale getiriyor, bu yüzden bir daha yazma Evet, ben de seni özledim. Hem de çok. Bu hiçbir şeyi değiştirmez. Üzgünüm. Jacob Parmaklarımı kâğıdın üzerinde gezdirdim, neredeyse kâğıdı delercesine arkasında bıraktığı girintilere dokundum. Mektubu yazarkenki halini düşünmeye çalıştım. Kötü el yazısıyla bu öfke dolu mektubu nasıl yazdığını, yazdıkları ona yanlış geldikçe satırların üzerini tek tek çizdiğini hayal ettim. Belki de kalem kocaman ellerinde ikiye ayrılmıştı, hem bu mektuptaki mürekkep damlalarını da açıklıyordu. Siyah kaşlarının üzüntüyle bir araya geldiğini ve alnının kırıştığını hayal edebiliyordum. Eğer orada olsaydım, muhtemelen bu haline gülerdim. Kendini bu kadar sıkma Jacob, derdim ona. Söyle gitsin. Aslında, mektubu defalarca okuyup yazdığı bütün kelimeleri aklıma kazıdığımdan, gülmek yapacağım en son şeydi. Onun da dediği gibi, ikinci smıf öğrencilerinin yapacağı türden bir şey yaparak Charlie vasıtasıyla Billy’ye oradan da nihayet ona ulaşan özür notuma verdiği bu cevap…

Yeniay / Stephenie Meyer
Fantastik/ 8 Ağustos 2018

Yeniay Yeniay’dan… Kendimi, o korkunç kâbuslardan birinin içinde, kapana Kısılmış gibi hissediyordum. Hani koşarsınız, ciğerleriniz yanana kadar koşarsınız, ama yine de vücudunuzun yeteri kadar hızlı gitmesini sağlayamazsınız. Vurdumduymaz kalabalığa yaklaştıkça ayaklarım sanki gittikçe yavaşlıyordu ama büyük saat kulesinin üzerindeki ellerim yavaşlamıyordu. Acımasızca, umursamaz bir güçle ilerliyorlardı, her şeyin sonuna doğru. Ama bu bir rüya değildi ve kâbusun aksine, hayatım için koşmuyordum; çok kıymetli olan başka bir şeyi kurtarmak için yarışıyordum. Kendi hayatımın benim için bir değeri yoktu. Alice, ikimizin de burada ölme olasılığının oldukça yüksek olduğunu söylemişti. Eğer parlak gün ışığı ona engel olmasaydı, belki de sonuç daha farklı olurdu. Sadece ben, bu parlak ve kalabalık meydana koşabiliyordum. Ve yeteri kadar hızlı koşamadım. Olağanüstü düşmanlarımız tarafından çevrilmiş olmak umurumda değildi. Kuledeki saat çalmaya başlayınca hareketsiz ayaklarımın altındaki zemin titremeye başladı. Çok geç olduğunu biliyordum ama kanatların altında kana susamış bir şey olduğunu bilmek beni sevindiriyordu. Bunda başarısız olursam, yaşamak için bütün isteğim yok olur, giderdi. Saat tekrar çaldı ve güneş gökyüzünün tam ortasından biraz daha aşağıya kaydı. Rüya gördüğümden yüzde doksan dokuz nokta dokuz emindim. Bu kadar emin olmamın ilk sebebi, parlak gün ışığının ortasında dikilmem – sürekli yağmur çiseleyen memleketim Forks, Washington’da böylesine kör edici açık bir güneş görmenin…

Alacakaranlık / Stephenie Meyer
Fantastik/ 8 Ağustos 2018

Alacakaranlık Alacakaranlık’tan… Nasıl öleceğimi hiç düşünmemiştim desem yeridir (aslında son birkaç ay, bunun için geçerli nedenlerim vardı!); düşünmüş olsaydım bile, böyle olacağını asla tahmin etmezdim. Soluğumu tutarak, upuzun odanın karşı tarafına, avcının karanlık gözlerine baktım. O da memnuniyetle bana bakıyordu. Elbette güzel bir ölüm biçimiydi bu; bir başkasının yerine ölecektim. Sevdiğim birinin yerine. Hatta soylu bir ölümdü. Bir anlam ifade diyordu. Forks’a hiç gitmeseydim, ölmeyeceğimi biliyordum. Şu anda ölümle yüzleşmek zorunda kalmayacaktım. Ama ne kadar korkarsam korkayım, kararımdan dolayı pişmanlık duyamıyordum. Hayat size beklentilerinizin çok ötesinde bir düş sunduğunda, sona geldiğinizde üzüntü duymanız mantıklı değildir. Avcı, beni öldürmek için ilerlerken, dostça gülümsedi. Annem beni pencereleri açık arabayla havaalanına götürdü. Phoenix’te hava otuz sekiz dereceydi; gökyüzü masmavi ve bulutsuzdu. Ayrılırken annemi memnun etmek istediğim için, en sevdiğim bluzumu giymiştim. Kolsuz, dantelli beyaz bluzumu. Kalın ceketim elimdeydi. Washington eyaletinin kuzeybatısında bulunan Olympic Yanmadası’nda, gökyüzü hemen her zaman bulutlu olan Forks adında küçük bir kasaba vardır. Bu sıradan kasabaya, Amerika Birleşik Devletleri’nin diğer eyaletlerinden çok daha fazla yağmur yağar. Ben henüz birkaç aylıkken, annem beni de almış ve bu karanlık, kasvetli kasabadan kaçmış. On dört yaşına gelene kadar, her yaz bir ayımı bu kasabada geçirmek zorunda kaldım. On dört yaşındayken isyan etmeyi abl…

Anansi Çocukları / Neil Gaiman
Fantastik/ 15 Mayıs 2018

Anansi Çocukları Anansi Çocukları’ndan… Çoğu şeyin başladığı gibi, bu da bir şarkıyla başlar. Ne de olsa önce söz vardı ve söz dediğinizin bir melodisi olurdu. Dünya bu şekilde yaratıldı, boşluk bu şekilde bölümlere ayrıldı, topraklar ve yıldızlar ve düşler ve küçük tanrılar ve hayvanlar bu şekilde dünyaya geldi. Hepsi şarkıyla söylendi. Şarkıcı önce, gezegenlerle ve tepelerle ve ağaçlarla ve okyanuslarla ve küçük vahşi hayvanlarla işini bitirdi, sonra da büyük vahşi hayvanlar yine şarkıyla var edildiler. Varlığın sınırındaki uçurumlar ve av arazileri ve karanlık hep şarkıyla söylendi. Şarkılar kalıcıdır. Şarkılar süreklidir. Bir şarkı doğru söylendiğinde, imparatorları maskara eder, hanedanları devirir. Şarkıların anlattıkları olaylar ve insanlar, toprağa, düşe ve yokluğa karıştıktan çok sonra bile yaşamaya devam ederler. Şarkıların gücü budur. Şarkılarla yapabileceğiniz başka şeyler de vardır. Sadece dünyalar kurmaya ya da varoluşu yeni baştan yaratmaya yaramaz şarkılar. Şişko Charlie Nancy’nin babası, mesela, dışarı yıktığında harika olacağını umduğu, ummanın da ötesinde harika olacağını bildiği bir gece geçirmek için şarkıları kullanırdı. Şişko Charlie’nin babası bara girmeden önce barmen, o geceki karaokenin büyük bir fiyasko olacağı kanaatindeydi; ama sonra ufak tefek yaşlı adam mekâna girdi, bir köşeye kurulmuş uyduruk sahnenin yanında oturan ve daha yeni bronzlaşmış tenleriyle gülüşlerinden turist oldukları anlaşılan sarışınlara doğru aldırmaz tavırlarla yürüdü. Onlan şapkasını eğerek selamladı…

Ozan Beedle’ın Hikayeleri / J.K.Rowling
Fantastik/ 14 Kasım 2017

Ozan Beedle’ın Hikayeleri Ozan Beedle’ın Hikayeleri’nden… Bir zamanlar iyi kalpli bir ihtiyar büyücü varmış, sihrini komşularına yardım etmek için hiç esirgemeden ve akıllıca kullanırmış. Gücünün gerçek kaynağını açığa vurmak yerine de sanki bütün o iksirler, tılsımlar ve panzehirler “şans getiren kazanım” dediği küçük kazandan kullanıma hazır halde çıkıyormuş gibi yaparmış. Kilometrelerce uzaktan insanlar dertlerine şifa bulsun diye gelir, büyücü de memnuniyetle kazanını şöyle bir karıştırır ve her şeyi yoluna koyarmış. Bu pek sevilen büyücü epey ileri yaşa kadar yaşadıktan sonra ölmüş ve tüm eşyalarını tek oğluna bırakmış. Bu oğul, iyi huylu babasından çok farklı bir mizaca sahipmiş. Sihir kullanamayan insanların beş para etmediğine inanırmış, sağlığında babasının komşularına sihir yoluyla yardımcı olmasına da sık sık karşı çıkarmış zaten. Babasının ölümünün ardından oğul, eski kazanın içinde, üzerinde adı yazılı küçük bir paket bulmuş. İçinde altın vardır umuduyla paketi açmış ama onun yerine yumuşak kalın, ayağa giyilemeyecek kadar küçük ve öbür teki ortalıkta görünmeyen bir terlik bulmuş. Terliğin içinde bir parşömen parçasında şu sözcükler yazıyormuş: “Buna hiçbir zaman ihtiyacın olmaması ümidiyle, oğlum.” Oğul, babasının yaşlılıktan sulanmış beynine veryansın edip terliği tekrar kazanın içine atmış ve bundan böyle kazanı çöp kovası olarak kullanmaya karar vermiş. Tam da o gece bir köylü kadın, kapısını çalmış….

Çağlar Boyu Quidditch / J.K.Rowling
Fantastik/ 14 Kasım 2017

Çağlar Boyu Quidditch Çağlar Boyu Quidditch’ten… Bırakın Sinicit’i gitsin de, görmeye geldiğimiz şu asil oyunu seyredelim!” Bilmem buna inanacak mısın, Pru; ama o yabani bana güldü, bir de kalkıp boş kuş kafesini kafama attı. Eh, gözümü kan bürüdü, Pru; cidden gözümü kan bürüdü. Zavallı minik Sinicit bana doğru uçtuğunda, bir Çağırma Büyüsü yaptım. Benim Çağırma Büyüleri’min ne kadar iyi olduğunu sen bilirsin; Pru – elbette onlar gibi süpürge üstünde olmadığımdan nişan almak benim için daha kolay oldu. Minik kuşvızzt diye elime geldi. Onu cüppemden içeri sokup deli gibi kaçmaya başladım. Eh, sonunda beni yakaladılar, ama yakalanmadan önce kalabalığın içinden kurtulup Sinicit’i salıvermiştim bile. Başkan Bragge fena halde kızmıştı, bir an için beni kurbağaya ya da daha beter bir şeye çevirecek sandım. Neyse ki danışmanları onu yatıştırdılar ve sonunda oyunu aksattığım için on Galleon’luk bir cezaya çarptırıldım sadece. Ebette ömrümde on Galleon sahibi olmuş değilim, o yüzden bizim eve güle güle…  

Harry Potter ve Ölüm Yadigarları / J.K.Rowling
Fantastik/ 13 Kasım 2017

Harry Potter ve Ölüm Yadigarları Harry Potter ve Ölüm Yadigarları’ndan… Düz yolun sonunda, içinde ışık parıldayan; alt pencereleri baklava şeklinde camlarla kaplı olan güzel bir konak karanlığın içinde yükseldi. Çalı çitin ötesindeki karanlık bahçede bir yerlerde bir fıskiye akıyordu. Snape ve Yaxley ön kapıya doğru hızla yürürken çakıl taşları ayaklarının altında çatırdadı. Kapı görünürde kimsenin açmamasına rağmen, onlar yaklaşırken içeri doğru açıldı. Koridor genişti, loştu ve taş yerin çoğunu kaplayan muhteşem bir halıyla şatafatlı bir dekorasyona sahipti. Duvardaki soluk yüzlü portrelerin gözleri, geçerlerken Snape ve Yaxley‘yi izledi. İki adam bir sonraki odaya açılan ağır bir tahtadan kapının önünde durdu, çok kısa bir an tereddüt ettiler, sonra Snape bronz tokmağı çevirdi. Çalışma odası uzun, görkemli bir masada oturan sessiz insanlarla doluydu. Odanın her zamanki mobilyası dikkatsizce duvar diplerine itilmişti. Işıklandırma yaldızlı bir aynanın altındaki güzel bir mermer şöminenin altında gürüldeyen ateşten geliyordu. Snape ve Yaxley bir anlığına eşikte beklediler. Gözleri az ışığa alışınca sahnenin en tuhaf bölümüne dikkatlerini yönelttiler; masanın üzerinde baş aşağı asılı duran ve görünmez bir iple asılmışçasına yavaşça dönen,…  

Harry Potter ve Melez Prens / J.K.Rowling
Fantastik/ 13 Kasım 2017

Harry Potter ve Melez Prens Harry Potter ve Melez Prens’ten… Köprü on yaşında bile değildi ve en iyi uzmanlar bile neden aşağıdaki ırmağın derinliklerine bir düzine araba göndererek ikiye ayrıldığını açıklamaktan yoksundu. Ayrıca ne cüretle biri o iki iğrenç ve halka iyi tanıtılmış cinayetin polis yetersizliğinin sonucu olduğunu ya da devletin her nasılsa West Country’de çıkan, insan ve mal kaybına neden olan o tuhaf kasırgayı önceden görmüş olması gerektiğini öne sürerdi ve genç bakanlarından biri olan Herbert Chorley’nin bu hafta çok garip davranması sonucu şimdi ailesiyle daha fazla vakit geçirecek olması onun suçu muydu? “Ülkeyi korkunç bir hava sardı,” diye bitirmişti sözlerini rakip, kendi geniş gülümsemesini saklamaya zahmet bile etmeyerek. Maalesef, bu tamamıyla doğruydu. Başbakan bunu kendi bile hissediyordu; insanlar gerçekten de normalden daha fazla mutsuz görünüyordu. Hava bile kasvetliydi; Temmuz’un ortasında serin bir sis… Olamazdı, normal değildi… Notun ikinci sayfasını çevirdi, bunun ne kadar böyle devam ettiğine baktı ve kötü bir iş olduğu için pes etti. Kollarını başının üstünde esneterek gözlerini ofisinde kederle gezdirdi. Mevsim dışı soğuğa karşı sımsıkı kapatılmış uzun sürme pencerelerin karşısında güzel, mermer bir şöminesi olan şık bir odaydı bu. Başbakan hafifçe titreyerek kalktı…

Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı / J.K.Rowling
Fantastik/ 13 Kasım 2017

Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı!ndan… Petunia Teyze, muhabbetle, “Polkiss’lerde” dedi. “Bir sürü küçük arkadaşı var, öyle popüler ki…” Harry, “hıh” dememek için kendini zor tuttu. Dursley’ler oğulları Dudley konusunda gerçekten şaşılacak kadar aptalca davranıyorlardı. Onun yaz tatili boyunca her akşam, çetesinin bir başka üyesiyle çay içtiği şeklindeki gerzekçe yalanlarının hepsini yutmuşlardı. Oysa Harry, Dudley’nin hiçbir yere çay içmeye gitmediğini çok iyi biliyordu; o ve çetesi akşamlarını oyun parkını kırıp dökmek, sokak köşelerinde sigara içmek, arabalarla çocuklara taş atmakla geçiriyordu. Little Whinging’deki akşam yürüyüşleri sırasında, Harry bunların hepsini kendi gözleriyle görmüştü. Tatilin büyük kısmını sokaklarda avare avare dolaşıp, önüne çıkan çöp tenekelerinde gazete aramakla geçirmişti. Saat yedi haberlerinin başlayışını bildiren müziğin ilk notaları kulağına çalındığında, Harry’nin midesi altüst oldu. Belki bu akşam -koca bir ayın ardından- beklediği akşam olacaktı. “İspanya’daki bagaj personeli grevi ikinci haftasına girerken, mahsur kalmış rekor sayıda tatilci havaalanlarını dolduruyor —“ Vernon Enişte, haber spikerinin cümlesi bitince, “Onlara ömür boyu siesta gerek, ben olsam öyle yaparım,” diye hırladı ama, ne önemi vardı ki? Dışarıda çiçek tarhında, Harry’nin kasılmış midesi…

Harry Potter ve Ateş Kadehi / J.K.Rowling
Fantastik/ 13 Kasım 2017

Harry Potter ve Ateş Kadehi Harry Potter ve Ateş Kadehi’nden… Mağaradan farksız mutfağa girdi. Frank yıllardır buraya adım atmamıştı. Ama, çok karanlık olduğu halde, hole giden kapının nerede olduğunu biliyordu. El yordamıyla oraya yöneldi, burun delikleri çürümenin kokusuyla dolmuştu, yukarıdan ayak sesi ya da insan sesi duyabilmek için kulaklarınıdört açmıştı. Hole ulaştı, ön kapının iki yanındaki büyük, tirizli pencereler sayesinde burası biraz daha aydınlıktı. Taşlar üzerinde birikmiş tozların ayaklarıyla bastonunun sesini bastırmasına şükrederek merdiveni çıkmaya koyuldu. Frank sahanlıkta sağa döndü ve davetsiz misafirlerin nerede olduğunu hemen gördü. Koridorun sonunda bir kapı aralık duruyordu, aralıktan gelen titrek ışık kara döşemede altın rengi uzun bir şerit oluşturuyordu. Frank bastonunu sımsıkı yakalayarak daha yakına sokuldu. Girişin bir iki metre ötesindeydi ve odanın dar bir dilimini görebiliyordu. O anda, şöminedeki ateşin yakılmış olduğunu fark etti. Bu onu şaşırttı. Hareket etmeyi kesti ve kulak kabarttı, çünkü odada bir erkek sesi konuşuyordu. Ürkek ve korkmuş bir hali vardı. “Şişede biraz daha var, Lordum, eğer hâlâ açsanız.” “Daha sonra,” dedi ikinci bir ses. Bu da bir erkek sesiydi – ama hem…  

Harry Potter ve Azkaban Tutsağı / J.K.Rowling
Fantastik/ 13 Kasım 2017

Harry Potter ve Azkaban Tutsağı Harry Potter ve Azkaban Tutsağı’ndan… Harry Potter bir çok açıdan son derece sıra dışı bir çocuktu. Her şeyden önce, yaz tatilinden yılın başka herhangi bir zamanından nefret ettiğinden daha fazla nefret ediyordu. Sonra gerçekten ev ödevini yapmak istiyordu, ama gecenin bir vaktinde, gizlice yapmak zorundaydı. Ayrıca da bir büyücüydü. Saat gece yarısına yaklaşıyordu ve Harry yüzükoyun yatağında yatıyordu. Battaniyeleri çadır gibi başının üstüne çekmişti, bir elinde bir fener vardı ve deri ciltli büyük bir kitabı (Bathilda Bagshot’un yazdığı Sihir Tarihi’ni) yastığa dayamıştı. Harry, kartal tüyünden kaleminin ucunu sayfadan aşağıdoğru indirirken, bir yandan da kaşlarını çattı. “On Dördüncü Yüzyılda Cadıların Yakılması Tamamen Anlamsızdı – tartışın” konulu kompozisyonu yazmada ona yardımcı olabilecek bir şey arıyordu. Tüy kalem, işe yarar görünen bir paragrafın tepesinde durakladı. Harry yuvarlak gözlüğünü burnundan yukarı iterek, fenerini kitaba daha da yaklaştırdı ve okudu: Büyü-dışı insanlar (ki genellikle “Muggle” diye bilinirler) Ortaçağ‘da büyüden özellikle korkarlardı, ama onu tanımakta pek de başarılı değildiler. Gerçek bir cadı ya da büyücüyü yakaladıkları ender durumlarda, yakmanın hiç mi hiç etkisi olmazdı. Cadı ya da büyücü basit bir Alev Dondurma…    

Harry Potter ve Sırlar Odası / J.K.Rowling
Fantastik/ 13 Kasım 2017

Harry Potter ve Sırlar Odası Harry Potter ve Sırlar Odası’ndan… Privet Drive Dört Numara’da kahvaltı sırasında bir tartışma patlak vermişti, her zaman olduğu gibi. Mr. Vernon Dursley sabahın erken saatlerinde uykusundan, yeğeni Harry’nin odasından gelen bir baykuş feryadıyla uyanmıştı. Masanın karşısından, “Bu hafta üç etti!” diye bağırdı. “Eğer o baykuşu kontrol edemiyorsan, gitmek zorunda kalacak, o kadar!” Harry bir kez daha açıklamaya çalıştı. “Canı sıkılıyor. Dışarıda uçmaya alışkın. Onu geceleri olsun dışarı çıkarabilsem…” Vernon Enişte, fırça gibi bıyığından sarkan bir parça sahanda yumurtayla, “Aptala benzer bir halim var mı?” diye hırladı. “O baykuş serbest bırakılırsa neler olacağını biliyorum.” Karısı Petunia ile birbirlerine karanlık bakışlar fırlattılar. Harry derdini anlatmaya çalıştı ama ağzından çıkan sözcükler, Dursley’lerin oğlu Dudley’den çıkan uzun, gürültülü bir geğirmenin içinde boğulup gitti. “Daha pastırma istiyorum.” Petunia Teyze muazzam oğluna sisli gözlerle baktı ve, “Tavada daha var, tatlım,” dedi. “Hazır elimizde fırsat varken, seni iyice beslemeliyiz.. Okul yemekleri için duyduklarım hiç hoşuma gitmiyor…” “Saçma, Petunia. Ben Smeltings’e giderken hiç aç kalmadım,” dedi Vernon Enişte, iştahla. “Yeterince yiyor, değil mi evlat?” Poposu mutfak iskemlesinin iki yanından taşacak kadar iri olan Dudley sırıttı ve Harry’ye döndü. “Tavayı versene.” Harry, canı sıkkın, “Sihirli kelimeyi unuttun,” dedi. Bu basit cümlenin, ailenin geri kalanı…

Harry Potter ve Felsefe Taşı / J.K.Rowling
Fantastik/ 13 Kasım 2017

Harry Potter ve Felsefe Taşı Harry Potter ve Felsefe Taşı’ndan… Privet Drive dört numarada oturan Mr. ve Mrs. Dursley, son derece normal olduklarını söylemekten gurur duyarlardı, sağolun efendim. Garip ya da gizemli işlere bulaşacak son kişilerdi, böyle saçmalıklara kafa yormazlardı çünkü. Mr. Dursley matkap yapan Grunnings adlı bir şirketin yöneticisiydi. İri yarı, kalıplı bir adamdı, boynu yok gibiydi, ama koskoca bir bıyığı vardı. Mrs. Dursley zayıftı, şarışındı, olağanın iki katıuzunluğunda bir boynu vardı; bu da bahçe çitlerinin üstünden kafasını uzatıp komşularıgözetlemekte pek işine yarıyordu. Dudley adında küçük bir oğulları vardı Dursleyler’in, kendilerine bakılırsa dünyada ondan kusursuz bir çocuk bulunamazdı. Dursley’ler istedikleri her şeye sahiptiler, ama bir gizleri vardı, biri kalkıp da bunu anlayacak diye ödleri kopardı. Potter’ların ortaya çıkarılmasına katlanabileceklerini hiç sanmıyorlardı. Mrs. Pot ter, Mrs. Dursley’nin kardeşiydi, ama birkaç yıldır görüşmemişlerdi; aslına bakılırsa, Mrs. Dursley hiç kardeşi yokmuş gibi davranıyordu, çünkü kardeşi de, onun beşpara etmez kocası da Dursley’lere hiç mi hiç benzemiyorlardı. Potter lar sokakta boy gösterirse, komşuların ne diyeceğini düşünmek bile tüylerini ürpertiyordu. Potter’ların küçük bir oğulları olduğunu biliyorlardı…  

Şafağa Geçit – Drizzt Do’Urden’in Maceraları 4 / R.A.Salvatore
Fantastik/ 24 Eylül 2017

Şafağa Geçit Şafağa Geçit’ten… Şimdi hırlama sırası ondaydı. Bu yabani, ilkel bir ses değildi. Aklın ve ahlakın, eskiden olduğu kişiden geriye kalan o küçücük kıvılcımın bir ürünüydü. Dilberin elini kavradı ve onu büküp çevirerek kendisinden uzaklaştırdı. Dilberin karşı koyarken gösterdiği güç adamın bütün hafızasını canlandırdı. Zira bu doğa üstü bir şeydi, kadının küçük vücuduyla başarabileceğinin çok ötesindeydi. Yine de o daha güçlüydü. Böylece kadının elini zorla uzaklaştırıp öbür tarafa çevirmeyi başardı ve bakışlarını ona kenetledi. Kadının gür saçları biraz değişmiş, beyaz ve küçük boynuzlarından birisi saçların arasından dışarı çıkmıştı. “Yapma bunu, aşkım,” diye işveyle mırıldandı. Kadının yalvarışının ağırlığı neredeyse direnişini kıracaktı. Tıpkı fiziksel gücü gibi, kadının sesi de doğaüstüydü. Sesi cazibenin, hilekârlığın, bütün bu mekânın aslen kendisi olan o koca yalanın bir simgesiydi. Adamın dudaklarından bir feryat sızıverdi ve kadını bütün gücüyle geri doğru çekip çıkıntının kenarından aşağı fırlattı İri, yarasamsı kanatlar açıldı ve succubus* ona gülerek havada süzüldü. Açılan ağzı, eğer yenilseydi boynunu ısırıp delecek olan feci dişlerini gözler önüne serdi. Dişi iblis ona gülüyordu ve adam, direnmiş olmasına rağmen galip gelmediğini, asla galip gelemeyeceğini biliyordu. * Ç.N. succubus; kurbanına cazibesiyle işkence eden bir tanar’ri türü Bu sefer neredeyse iradesini kırmayı başarmış, onu alt etmeye bir öncekinden daha çok…

Karanlığın Kuşatması – Drizzt Do’Urden’in Maceraları 3 / R.A.Salvatore
Fantastik/ 24 Eylül 2017

Karanlığın Kuşatması Karanlığın Kuşatması’ndan… Görünüş itibarıyla, Cehennem’in bu dumanlı katmanında girdap gibi dönen çamurlar arasında gezmeyecek kadar güzel bir yaratıktı. Çok güzeİdi. Yüz hatlan sanki bir oyma eseri gibi ince ve zarifti. Parlak abanoz renkli teni, ona canlı bir sanat eseri, yaşayan obsidiyen bir heykel havası veriyordu. Etrafındaki yaratıklar, mesela sürüngen sümüklüböcekler ve yarasa kanatlı canavarlar, her hareketini takip ediyor, onu dikkatle ve ihtiyatla izliyordu. Hatta içlerinde en büyük ve en güçlü olanlar, yani büyük bir şehri tek başına yakıp yıkabilecek boyuttaki devasa iblisler bile ondan güvenli bir uzaklıkta duruyordu. Zira dış görünüş aldatıcı olabilirdi. Bu güzel vücutlu dişi, her ne kadar zarif ve hatta Cehennem’in korkunç canavarlannın standartlarına göre cılız görünse de, şu anda kendisini imleyen iblislerin herhangi birini, onunu ya da ellisini yok edebilirdi. İblisler de bunu biliyor ve onu rahatsız etmiyorlardı. O, kara elflerin, yani drowlann tanncası Örümcek Kraliçe Lloth idi. Kaosun vücut bulmuş hali, zarif yüzünün ardında bir canavar gizli olan bir yıkım aracıydı. Lloth, çamurlu girdaplann üzerindeki küçük adacıklarda bulunan uzun ve gür mantar kümelerinin olduğu alana sakince girdi. Bir adacıktan diğerine kayıtsızca yürüyor, sıçrayan çamurlara o kadar hafifçe basıyordu ki kara renkli zarif terliklerinin altı bile çamura bulanmıyordu. Bu katmanın en güçlü sakinlerinden birçoğunu…

Yıldızsız Gece – Drizzt Do’Urden’in Maceraları 2 / R.A.Salvatore
Fantastik/ 24 Eylül 2017

Yıldızsız Gece Yıldızsız Gece’den… Drizzt parmaklarım panter heykelciğinin detaylı kıvrımları üzerinde dolaştırdı. Heykelciğin kara oniks yüzeyi, kaslı boyun kısmında bile pürüzsüz ve hatasızdı. Guenhwyvar’a çok benziyordu, onun mükemmel bir tasviriydi. Şimdi iri panteri bir daha asla göremeyeceğinden emin olan Drizzt ondan ayrılmayı nasıl kaldırabilirdi? “Elveda, Guenhwyvar,” diye fısıldadı drow kolcu. Heykelciğe bakarken yüz ifadesi hüzünlüydü, hatta neredeyse acınacak haldeydi. “Bu yolculukta seni yanıma almayı vicdanıma sığdıramam, zira başıma geleceklerden korktuğumdan daha fazla senin kaderinden korkuyorum.” Duruma razı olarak derinden iç geçirdi. O ve dostları bu huzur dolu yaşamı elde edebilmek için uzun ve zorlu savaşlar vermiş, büyük fedakarlıklarda bulunmuşlardı. Yine de Drizzt bunun yanlış bir zafer olduğunu anlamıştı. Bu durumu reddetmek, Guenhwyvar’m heykelciğini kesesine geri koymak ve en iyisini umarak yoluna körlemesine devam etmek istedi. Drizzt, yaşadığı kısa zayıflık anını iç geçirerek üzerinden attı ve heykelciği buçukluk Regis’e uzattı. Regis, gördüklerine inanamaz bir halde uzun bir süre sessizce Drizzt’e baktı. Drowun ona söylediği ve ondan yapmasını istediği şey karşısında şoka uğramıştı. “Beş hafta,” diye ona hatırlattı Drizzt. Buçukluğun bir oğlan çocuğunu andıran yüz hatları buruşuverdi. Eğer Drizzt beş hafta içinde geri dönmezse, Regis, Guenhwyvar’m heykelciğini Cattibrie’a verecek ve hem ona hem de Kral Bruenor’a Drizzt’in nereye gittiğini anlatacaktı. Drowun somurtgan…