Sapiens / Yuval Noah Harari
İnceleme/ 7 Şubat 2019

Sapiens Sapiens’den… Tarihten çok önce insanlar vardı. Modern insanlara benzeyen hayvanlar ilk olarak yaklaşık 2,5 milyon yıl önce ortaya çıktı. Fakat sayısız nesil boyunca aynı çevreyi paylaştıkları çok sayıda organizmadan ayrışmadılar. İki milyon yıl önce Doğu Afrika’ya bir gezi yapsaydınız, çok tanıdık insan karakterlerine tanık olabilirdiniz: çocuklarına sarılan endişeli anneler, çamurda oynayan çocuklar, rahat bırakılmak isteyen yaşlılar ve toplumun kurallarına başkaldıran gençler, görmüş geçirmiş yöneticileri ve köyün güzelini etkilemek isteyen gösteriş meraklısı maçolar. Bu arkaik insanlar âşık oldu, oynadı, yakın arkadaşlıklar kurdu, güç ve statü için mücadele etti. Fakat bunu şempanzeler, babunlar ve filler de yapıyordu. İnsanların hiç de özel bir durumu yoktu. Hiç kimsenin, elbette insanların da, bir gün kendi soylarından gelenlerin ayda yürüyeceğine, atomu parçalayacağına, genetik kodu çözeceğine ve tarih kitapları yazacağına dair en ufak bir fikri yoktu. Tarih öncesi insanlarla ilgili bilinmesi gereken en önemli şey, etraflarına goriller, ateşböcekleri veya denizanalarından daha fazla etki etmeyen sıradan hayvanlar olduklarıdır. Biyologlar organizmaları türler halinde sınıflandırır. Hayvanlar eğer birbirleriyle çiftleşip üretken yavrular yapabiliyorlarsa aynı türe ait kabul edilirler. Atların ve eşeklerin yakın geçmişten ortak bir ataları vardır ve bu iki hayvan pek çok fiziksel özelliği paylaşır. Buna karşılık birbirlerine pek az cinsel istek duyarlar. Eğer teşvik edilirse çiftleşirler de, fakat…

Gereksiz Bilgiler Rehberi / Zeki Kanmaz
İnceleme/ 3 Şubat 2019

Gereksiz Bilgiler Rehberi Gereksiz Bilgiler Rehberi’nden… NANE NASIL SERİNLETİR? Nanenin keskin kokusu ve hoş bir serinlik duyumu veren acılığı, içindeki mentolden ileri gelir. Mentolün serinlik hissi vermesi de anestetik, yani uyuşturma özelliğinden dolayıdır. Anestezi, sinir uçlarındaki alıcıları bloke ederek, genel şuur ve his duygularını etkilemeden o bölgedeki alıcıları devreden çıkarmaktır. Bilindiği gibi ağzın içinde, dilimizde dört ana tat duyusuna (tatlı, tuzlu, acı ve ekşi) hassas alıcılar vardır. Bunlardan her bir alıcı ayrı bir duyuya hassastır ama aynı zamanda ısıya da hassastırlar. İlginçtir nane veya içindeki mentol soğuk alıcılarını değil, sıcak alıcılarını etkileyerek ağza serinlik hissi verir. Aslında bütün sinir uçları, en alt seviyede, sürekli olarak hafif bir sinyal üretirler ama beyin bu sinyalleri dikkate almaz. Mentolün uyuşturucu etkisi, ağızdaki soğuk alıcılarına dokunmazken sıcak alıcılarını etkiler, uyuşturur, körleştirir. Ortada soğuk alıcılarının zaten vermekte oldukları hafif sinyal kalır. Beyin zıttı ortadan kalkınca bu sinyallerin farkına varmaya başlar ve ağızda bir serinlik varmış gibi algılar. Isı alıcı hücreleri sadece ağızda mevcut değillerdir. Bunlardan derimizde de bulunur. Mentollü tıraş macunu yüze sürüldüğünde, bu sefer de deride aynı şey, bir serinlik hissi oluşur. Yoksa tüpün içindeki macun diğerlerinden daha soğuk değildir. NEDEN BÖCEK YEMİYORUZ? Böcek yeme fikrinin insanda oluşturduğu tek duygu iğrenme duygusudur. İnsanların gıda…

Bunları Biliyor Muydunuz / Zeki Kanmaz
İnceleme/ 2 Şubat 2019

Bunları Biliyor Muydunuz Bunları Biliyor Muydunuz’dan… Hindistan dünyada en çok büyükbaş hayvana sahip ülkedir ama bu kaynaktan yararlanılamamaktadır. Hinduculuğun başlangıcından beri inek Hindistan’da en kutsal hayvan olarak görülür. İstemeyerek de olsa ineğin öldürülmesi büyük bir günah sayılır. Hindistan’da sokaklarda sıcaktan bunalmış, iyice hantallaşmış, bir deri bir kemik kalmış ineklere rastlanılması gayet doğaldır. İnekler cadde ve sokaklarda diledikleri gibi dolaşır, yaya kaldırımları üzerinde güneşlenir, tapınaklara girer, pazar yerlerini pislerler; kimse onlara ilişemez, hatta saygıyla selamlarlar. Toplumun bir kesimi açlık sınırındayken, ineklere gösterilen bu ayrıcalık dışarıdan gelenlere anlamsız gelebilir ama bunun ardında sadece dinsel inançlar değil, hayati gıda maddelerini koruma içgüdüsü de vardır. İneğin önemi, beş ürünü, yani süt, peynir, tereyağı, dışkı ve idrarını insanlığın yararına sunmasıydı. Dışkı tezek gibi yakacak olarak, idrar ise tedavi amaçlı kullanılıyordu. Bu mükemmel hayvanı kesip, bir kerede etini yemektense, ürünlerinden daha uzun sürede ve pek çok insan tarafından faydalanılabilirdi. İneği temsil eden bir Tanrı da olmadığından, ineğin bizzat kendisine saygı gösteriliyordu. İneği kesmek Tanrı’yı öldürmekle eşitti. Bugünkü Hindistan nüfusunun çoğunluğu Hindu’dur. Hinduculuk belirli bir kurucusu olmayan, ‘Veda’ isimli ilaheler ve şiirleri esas alan, çeşitli ırktan ve kültürlerden insanların dinsel inanç ve uygulamalarını içinde eriten, çok tanrılı, karmaşık ama sürekliliği olan bir dindir. Başlangıcı milattan önce 1500…

Büyük Satranç Tahtası / Zbigniew Brzezinski
İnceleme/ 1 Şubat 2019

Büyük Satranç Tahtası Büyük Satranç Tahtası’ndan… 1898’deki İspanya-Amerika Savaşı Amerika’nın ilk denizaşırı fetih savaşıydı. Amerikan gücünü Pasifik’in ilerisine, Hawaii’den öteye, Filipinler’e kadar taşıdı. Yüzyıl dönümünde, Amerikan strateji uzmanları her iki okyanusta da etkin donanma üstünlüğü için doktrin geliştirmekle uğraşıyorlardı ve Amerikan donanması çoktan İngiltere’nin “dalgalara hükmettiği” fikrine meydan okumaya başlamıştı. Amerika’nın, Monroe Doktrini ile yüzyılın başında açıkça ilan edilmiş olan ve sonra da Amerika’nın ileri sürdüğü “kader bildirgesi (manifest destiny)” ile haklılığı savunulan Batı Yarıküre’nin güvenliğinin tek koruyucusu olarak özel statü talepleri, hem Atlantik hem Pasifik Okyanusu’nda donanma hâkimiyetini kolaylaştıran Panama Kanalı’nın yapımı ile daha da artmıştı. Amerika’nın artan jeopolitik hırslarının temelleri ülke ekonomisinin hızlı endüstrileşmesine dayandırılmıştır. I. Dünya Savaşı’nın başlangıcına kadar, Amerika’nın büyüyen ekonomik gücü, dünyanın lider endüstriyel gücü olan İngiltere’nin önüne geçerek- hâlihazırdaki küresel GSMH’nin %33’ü olmuştur. Bu dikkate değer ekonomik dinamizm, deneyselliği ve yeniliği tercih eden kültürden beslenmiştir. Amerika’nın siyasi kurumlan ve serbest piyasa ekonomisi, modası geçmiş ayrıcalıklar veya katı sosyal hiyerarşiler yüzünden kişisel hayallerinin peşinden koşmaları engellenmediği için, hırslı ve toplumsal putlara saldıran yaratıcı kişilere benzeri görülmemiş fırsatlar sunmuştur. Kısaca, ulusal kültür az rastlanır bir şekilde ekonomik büyümeyle uyumludur. Üstelik yurtdışındaki en yetenekli bireyleri kendine çekip hızla asimile ederek, ulusal gücün büyümesine de olanak sunmuştur. 1….

Kapitalist Toplum / Zubritski, Mitropolski, Kerov
İnceleme/ 29 Ocak 2019

Kapitalist Toplum Kapitalist Toplum’dan… Hem toprak sahibinin gereksinmelerini karşılamak, hem de satış için üretimde bulunan çok sayıda kol emeği kullanan büyük yurtluklar, kapitalist çağdan önce de vardır (Roma Latifundiası); ama bunlar, kapitalist olarak nitelendirilemezler, çünkü, orada çalışanlar, ücretli işçiler değildi, köleler (latifundialarda) ya da serflerdi. Her ne kadar hepsi de sömürülen sınıftan iseler de, ücretli işçinin durumu, bir kölenin ya da bir serfin durumundan ayrılır. İşçi, özgür bir insandır ve yasa, onu, kapitalist için çalışmaya zorlamaz. Ama, genel olarak, üretim aracına sahip olmadığından, kendisinin ve ailesinin geçimini sağlamak [sayfa 10] için işçi olarak çalışmak zorundadır. İşçi kendi isteğiyle kendisini işçi olarak sunar, yani onu çalıştırmak için zor kullanılmaz. Kapitalist toplumda, ücretli emek, egemen durumdadır. Bu durum kapitalist üretim biçiminin özellikleri ile açıklanır: bir avuç kapitalist, toprağı, üretim alet ve araçlarını ellerinde bulundururlar; oysa öte yanda, halk yığınlarının kollarından başka hiç bir şeyleri yoktur. Üretim alet ve araçlarının sahipleri hiç bir şey yapmayabilirler, çünkü, açlıktan ölmemek için çalışmak zorunda olan insanların sırtından geçinebilmektedirler. İşçilerin kapitalistler tarafından sömürülmesi, kapitalist toplumdaki üretim ilişkilerinin kilit taşıdır. Üretim ilişkileri, üretim araçlarının mülkiyet biçimlerini, toplumsal sınıf ve grupların üretimdeki yerlerini, bu sınıf gruplarının birbirlerine göre durumlarını ve üretilen ürünlerin paylaşılması biçimlerini içerir. Kapitalist üretim ilişkilerinin temeli,…

Matrix Ya Da İçsel Bir Yolculuk Hikayesi / Zehra Azade Soysal
İnceleme/ 28 Ocak 2019

Matrix Ya Da İçsel Bir Yolculuk Hikayesi Matrix Ya Da İçsel Bir Yolculuk Hikayesi’nden… Matrix sadece bir film değil, aynı zamanda doğu mistisizmiyle yoğurulmuş Batı felsefe, teoloji ve edebiyatının bir gövde gösterisi; uzak doğu dövüş sanatları ve silahlı kovalamacalarla çeşnilendirilmiş görselliğiyle gözümüze, edebî ve felsefî boyutuyla zihnimize hitap eden “Zekeriya Sofrası” misali bir ziyafet. Bence Matrix’i bu kadar ilgi çekici yapan, birçok farklı perspektiften -sinematografik, edebî, felsefî, dinî vs.- değerlendirilmeye müsait oluşu. Ben Matrix’i bir tekst olarak ele aldım ve satır aralarını okuyarak edebi ve felsefî yönlerden ne anlamlar taşıyabileceğine dair önermeler çıkarmaya çalıştım. Matrix, derinliğini kullanılan sinema tekniklerinden ziyade edebî tenkitlere borçlu. Maalesef Türkçe karşılığı olmayan tekniklerin başında edebiyat ve eleştiri literatürüne ünlü ingiliz şairi T.S. Eliot tarafından kazandırılan “Objective Correlative” geliyor. Bu teknikle yazar, (burada senarist ve yönetmen oluyor) okuyucuda (izleyicide) oluşmasını arzu ettiği belli duygu, düşünce veya çağrışımların uyanmasını, o duygu, düşünce ya da çağrışımı doğrudan doğruya beyan etmeden bir takım nesneler, durum veya olaylar zinciri kullanarak sağlamaya çalışır. Kullanılan diğer bir teknik de “Allusion” yani dolaylı yoldan yapılan atıflar, göndermeler. Her iki tekniğin de hedefi kolektif bilinçaltına yani ortak tarihî, sosyolojik ve kültürel geçmişe sahip kitlelerdir. Dolayısıyla Matrix’te yapılan atıfları / göndermeleri anlamak için Batı edebiyatı,…

İktisatçılar ve İnsanlar / Ayşe Buğra
İnceleme/ 7 Aralık 2018

İktisatçılar ve İnsanlar İktisatçılar ve İnsanlar’dan… Ama konuya farklı vurgularla yaklaşmak da mümkün. Örneğin, iktisatçının bilgisinden çok, iktisatçının dünyaya bakışıyla ilgilenebiliriz. Daha doğrusu, iktisat bilgisinin niteliğine, iktisatçının dünyaya bakışını belirleyen unsurlardan yola çıkarak yaklaşabiliriz. Tarihin belirli bir döneminde, belirli bir sosyal ortamda, herhangi ‘bir disiplinden birinin dünyaya bakışıyla, o döneme özgü inançlar, istekler ve kaygılar arasında bir ilişki olacağı açık. İktisadın ve iktisatçının özel durumunda iyice belirgin ve önemli olan bu ilişki, tek yönlü bir ilişki de değil. İktisat düşüncesi, yalnızca içinden kaynaklandığı toplumun inançları, değerleri ve kaygılarını yansıtmıyor; aynı zamanda bunların biçimlenişlerinde, insan davranışları ve kurumsal yapıları etkileyişlerinde de önemli bir rol oynuyor. Yani iktisatçı, varsayımlarını geliştirirken, topluma hakim olan dünyaya bakış biçimlerinden etkileniyor; sonra da toplum üzerinde bu biçimlerin hakimiyetini pekiştirecek yönde bir etki yapıyor. Bu etki, kısmen, iktisat politikaları kanalıyla, kısmen de iktisatçının toplumun “kendini anlamasına” yaptığı katkı yoluyla gerçekleşiyor. Yukarıda değindiğimiz “gerçekçi olmayan varsayımlar” sorunu, iktisat düşüncesiyle iktisat düşüncesinin toplumsal çerçevesi arasındaki bu karşılıklı etkileşim bağlamında ele alınabilecek bir sorun. Sorunu bu bağlamda ele aldığımız zaman, gerçekçi olmayan varsayımların nereden kaynaklandıklarını, nasıl bir işlev gördüklerini ve bunlardan vazgeçmenin neden bu kadar güç olduğunu görebiliyoruz. Çalışmamız, yöntem konusuna bu açıdan yaklaşıyor ve seçtiği yaklaşımla yalnızca iktisatçılar için…

Ateizmi Anlamak / Aydın Türk
İnceleme/ 6 Aralık 2018

Ateizmi Anlamak Ateizmi Anlamak’tan… Ateizm, Tanrı inancının ve bununla bağlantılı ‘teist’ (göksel dinlerin bakış açısı) inançların reddidir. Ateist, teizmin Tanrı’sının varlığının gösterilemeyeceğini, dolayısıyla tüm dayanaksız iddialar gibi temel ve varsayılan tavır olarak reddedilmesi gerektiğini düşünüyor da olabilir, böyle bir Tanrı’nın var olmadığının gösterilebileceğini düşünüyor da olabilir. Gerekçesi ne olursa olsun, kişi eğer teist Tanrı’nın var olduğu fikrini reddediyorsa, ateisttir. Dikkat edilirse burada en önemli ayrıntı, Tanrı kavramıdır. İnternetin yaygınlaşmasından sonra sanal ortamda bu konularda çok tartışma yapılmıştır. Gerek Türkçe, gerek yabancı sitelerde yapılan teizm/ateizm tartışmaları sonucunda artık açıkça ortaya çıkmıştır ki, her insan Tanrı deyince aynı şeyi anlamamaktadır. Dolayısıyla, ateistin konuya yaklaşımı, tartışılan Tanrı tanımına bağlı olacaktır. Dikkat edilirse, burada reddedilen bu kavramın zihinlerdeki varlığı değildir. Zihinde var olan bir kavramın, dış dünyadaki varlığı iddiası reddedilmektedir. Aynen Noel Baba, Anka Kuşu, tek boynuzlu at gibi zihinlerde var olan ve tanımlı kavramların dış dünyadaki varlıklarının reddedilmesi gibi. Dikkat edilirse bu ret için söz konusu kavramın dış dünyada var olduğuna dair elde somut bir gösterge olmaması yeterlidir. Bazen elde daha fazla veri olabilir. Söz konusu kavramın sadece varlığına dair yeterli gösterge olmaması değil, var olamayacağına dair göstergeler elde olabilir. Bu kavramın dış dünyada varlığının doğruluğu kesin olarak bilinen bazı doğa yasalarını çiğneyecek…

Suç Ansiklopedisi / Aycan Türk
İnceleme/ 4 Aralık 2018

Suç Ansiklopedisi Suç Ansiklopedisi’nden… Adli tıp, adli soruşturma sırasında ortaya çıkan tıp sorularıyla uğraşan bilim dalıdır. Yaralanma, ölüm ya da hukuki ihtilafla sonuçlanan durumlara ait adli soruşturmalarda olayların tıbbi yönlerini aydınlatmak; kurban, şüpheli ve olaydan etkilenen üçüncü şahısların tıbbi durumunu dökümante etmek ve bu kapsamdaki haklarının korunmasını sağlamak için hekimlere gereksinim duyulur. Adli tıp uzmanları bu konuda eğitim almış, yetkin branş uzmanlarıdır. Olayın niteliğine göre tek başlarına ya da diğer branş uzmanları ile konsülte ederek adli tıbbi raporlar hazırlarlar. Adli tıp raporunun her durumda adli tıp uzmanı tarafından hazırlanması şart değildir. Yine olayın niteliğine göre, diğer branş uzmanları, diş hekimleri ya da pratisyen hekimler genel olarak tıbbı ya da kendi branşlarını ilgilendiren konularda rapor hazırlayabilir. Adli tıbbın geçmişi çok eskiye uzanır. Eski Mısırlılar günümüzden 5.000 yıl önce cinayet ve benzeri olaylarda doktorlara danışıyorlardı. Adil tıp konusu, Hammurabi Kanunları ile Tevrat’ta da yer alır. İÖ 40’ta öldürülen Jül Sezar’ın vücudundaki 23 yaranın yerini ve etkilerini gösteren rapor ilk adli tıp raporu sayılır. Gerçek ölüm nedeninin anlaşılabilmesi için cesedin açılarak incelenmesi gerekebilir. Buna otopsi denir. İlk otopsi 1374’te Fransa’da uygulanmıştır. Adli tıp günümüzde hukuk ve tıp fakültelerinde bir ders olarak okutulmaktadır. Adli tıpa ilk kez 1650’de Leipzig Üniversitesi’nin ders programında yer verilmiştir….

Necronomicon / H.G.Ginger
İnceleme/ 23 Ekim 2018

Necronomicon Necronomicon’dan… Elizabeth döneminin ünlü majisyeni, Doktor Dee’nin bir nüshaya sahip olduğu ve bunu tercüme ettiği sanılmaktadır. Mitosa göre bu kitap inanılmaz şeyleri, insan ruhunun Uçurumu’nda (Abyss) ve Dış Uzayı’nda (Outer Space); ikamet eden varlıkları ve canavarları çağırıp görünür duruma getirmenin formüllerinden oluşmaktaydı. Bu tür kitaplar gerçekte vardır ve gerçekten de varolmuştur. İdris Şah, Arap majisyen Abdül-kadir tarafından yazılan, şimdiye kadar yalnızca bir tek nüshasının bulunduğu Gücün Kitabı’nın (Book of Power) bir kopyasını bulmak için yürüttüğü araştırmadan bahseder (Bkz. The Secret Lore of Magic-İdris Şah). Barrett’in The Magus’u gibi, Hz. Süleyman’ın Anahtarları da (The Keys of Solomon), bütün bu çalışmalar son on beş yıl ya da ona yakın bir zaman içinde, nihayet tekrar basılana kadar, benzer bir üne sahipti. Yüzyılın ünlü İngiliz ve Amerikan okült locası Altın Şafak’ın, bir başka Arap tarafından yazılan ‘Negatif Varoluşun Peçeleri’ (Veils of Negative Existence) adlı bir elyazmasına sahip olduğu söylenmektedir. Bunlar sihirbazların kitaplarıydı ve çoğunlukla, törensel majiye dair metinlerden oluşan kitaplar ve ansiklopediler anlamına gelmiyorlardı. Bir başka deyişle, sihirbaz ya da majisyenin, tıpkı bir aşçıdan ‘yumurtaların Benedicti’nin ruhunu çağırmadan önce yumurtaları çırpmayı çok iyi bilmesinin’ beklenmesi gibi, karmaşık bir majik ritüeli yerine getireceği elzem bir bilgi ve eğitime sahip olması umuluyordu. Grimoire’lar ya da…

Rakı Ansiklopedisi / Kolektif
İnceleme/ 20 Ekim 2018

Rakı Ansiklopedisi Rakı Ansiklopedisi’nden… Osmanlı döneminde üstü kapalı olarak içki içerek eğlenmek anlamında kullanılan söz; İstanbul’un Bizans’tan beri eksilmeyen, arada son derece acımasız önlemlerle yasaklanmaya çalışılmasına karşın önlenemediği gibi giderek daha zengin bir kültüre dönüşen en yaygın gece eğlencesi; içki âlemi. Âb âlemi, su kenarında yapılan piknik anlamında yorumlanabileceği gibi, içkili eğlence anlamını da vermekteydi. Âb âlemleri çemenzarlarda, mesirelerde, konaklarda, havuz başlarında ve en uygun ortam olarak da meyhanelerde sazlı sözlü yapılıyordu. Rical konak ve yalılarındaki âb âlemleri, bir anlamda yarı resmi havada geçer, gece boyunca konuşulanlar da daha çok edebiyat ve siyaset olurdu. Daha eskilerde âb âlemlerine bezm-i işret (içkili toplantı), bezm-i âlem (eğlenti toplantısı) de denilirdi. Yüzyıllar boyunca Boğaziçi’nin ve Haliç’in her türlü eğlenmeye elverişli koyları ve yamaçları, kent çevresindeki dere boyları, mesireler, su kıyıları, çayırlar küçük toplulukların günü birlik, ama daha çok mehtaplı yaz gecelerinde içkili toplantılar düzenlemesine olanak veriyordu. Bununla birlikte, 19. yüzyıla gelinceye kadar, şeriat açısından sakıncalı olduğu için ancak gözlerden uzak olmak koşuluyla yapılabiliyordu. Bu nedenle âb meclisleri meyhaneden ve konaklardan dışarıya pek fazla taşmıyordu. Bunda, 18. yüzyıl boyunca Osmanlı tahtına oturan padişahların içkiden uzak duruşlarının da etkisi vardır. Hoşgörülü bir padişah olan III. Selim döneminde İstanbul’a gelen ressam Melling, Boğaziçi ve Haliç resimlerinin…

Masalların Psikanalizi / Ahmet Sarı, Cemile A. Ercan
İnceleme/ 20 Ağustos 2018

Masalların Psikanalizi Masalların Psikanalizi’nden… Frank Marshall’ın 1993 yılında yönetmenliğini yaptığı Alive (Yaşamak İçin) filmi. Uruguaylı bir rugby takımının And Dağları üzerinde bir uçak kazası sonucu yaşamda kalma mücadelelerini anlatan trajik bir filmdir. 13 Ekim 1972 günü öğleden sonra gerçekleşen bu uçak kazası sırasında yolcuların bir kısmı yaşamını yitirir, çoğunluğu da sağ kalırlar. Bir haftayı aşkın bir süre uçağın enkazında oturup birilerinin gelip hayatlarını kurtarmalarım beklerler. Beklemeleri boşunadır, yardım bir türlü gelmez. Uçak And Dağlarına çarpınca ikiye ayrılmış, yiyecek stoku da etrafa dağılmış ve kullanılamaz hale gelmiştir. Sağlam bir radyodan, bu dondurucu soğukta kazazedelerin hayatta kalma ihtimallerinin hiç olmadığı üzerine bir duyum alırlar. Böylece kurtarma ekiplerinin gelip onları And Dağlarında kendilerini bulacağına dair ümitleri de sonuçsuz kalmıştır. Yemek stoklan olmadığından ve felaket de bastırdığından bu kazada sağ kalanlar açlıktan ölmektense. Birbirlerini yeme hususunda kendi aralarında bir sözlü anlaşma sağlarlar. Sıfırın altında seyreden zemheri soğuğunda, on hafta boyunca, hayatta kalmak için artık ölü arkadaşlarının etini yemekten başka çareleri kalmaz. Yaşamak için ölü arkadaşlarının bedenlerinden bir parçayı yeme söz konusu olduğunda kendi aralarında tartışırlar ve bunu uygulamaya sokarlar. Ancak bu şekilde hayatta kalabilirler. Açlıktan ölmemek ve hayatta kalmak için arkadaşlarının bedeninden bir parça koparıp yeme durumu sadece filmde rol sahibi olan kişilerin tartıştığı…

Kavgam / Adolf Hitler
İnceleme/ 11 Ağustos 2018

Kavgam Kavgam’dan… Tanrıya şükürler olsun Alman demokrasisinin doğru manası buradadır. Bu demokrasi rastgele bir kişinin, ahlaktan yoksun, zeka noksanı bir adamın idare mevkiine çıkmasını reddeder. Böylece, ilerde gerçekleşmesi gereken sorumluluk korkusu, ehliyetsiz, adi ve zayii şahısları saf dışı bırakır. Eğer böyle bir kimse iktidar sandalyesine oturmaya teşebbüs ederse, onun maskesini indirmeli, suratına bağırarak; “geri çekil, fek ayağını, basamakları kirletiyorsun” demeli. Çünkü tarihin Pantheon’una yalnız kahramanlar girer, entrikacılar değil. Bu sonuca Viyana’da Meclis çalışmalarını iki yıl takip ettikten sonra ulaştım. Bundan sonra da bir daha oraya adımımı atmadım, parlamento rejimi ihtiyar Habsbourg Devleti’nin zayıflamasının başlıca sebeplerinden birini teşkil etti ve bu çöküş son yıllarda gitgide göze çarpar bir duruma geldi. Parlamento rejiminin gerekliliği ile Alman unsurunun üstünlüğü zaafa uğratılma hatasına düşülüyordu. Avusturya Parlamentosu’ndaki Alman unsurunun aleyhine olan faaliyet imparatorluğa da zarar veriyordu. Çünkü 1900 yılma doğru ı Honarşinin birliği sağlama kuvveti, vilayetlerin birlikten ayrılma iklimlerini sonuçsuz bırakmaya yetmiyordu. Devletin hükümdarlığını sürdürmek için başvurduğu vasıtalar basitleşiyor ve bu durum milletçe kötüleniyordu. Sadece Macaristan’da değil, diğer çeşitli Slav vilayetlerinde de müşterek monarşi ek az benimseniyordu ve bu idarenin zayıflığından hiçbir utanma hissi duyulmuyordu. Hatta çöküşün işaretlerinden özel bir keyif bulduğu görülüyordu. Monarşinin eski sağlıklı durumuna kavuşmasından çok, ölmesinden bir şeyler ümit ediliyordu. Parlamentoda…

İlginç Yönleriyle Eski Çağ Milattan Önce / Adem Işık
İnceleme/ 9 Ağustos 2018

İlginç Yönleriyle Eski Çağ Milattan Önce İlginç Yönleriyle Eski Çağ Milattan Önce’den… Geçmiş insan tiplerine ait olarak ortaya konan ifadeler gerçeği yansıtmaktan uzaktır. 17. yüzyıldan beri bu konuda yapılan araştırma ve incelemeler reel sonuçlar ortaya koyamamıştır. Bulunduğu söylenen insan örnekleri insan değil, aslında nesli tükenmiş maymun ve benzeri hayvan cinslerine ait kalıntılardır. Bu konuda yazılan kitap veya makalelere dikkat edilirse bu durum zaten ifadeler arasından açıkça seçilmektedir. Halen günümüzde de maymun ve benzeri hayvan cinslerinin değişik yüzlerce cinsi var olup geçmiş dönemlerde bunların yüzlerce cinsi de yok olmuştur. Dinozorlar ve diğer yüzlerce tür de nesli tükenen canlılardandır. Pandalar, kelaynaklar, Meksika yunusları, kutup ayıları vs. nesilleri tükenme tehlikesi ile karşı karşıya olan hayvanlar arasında bulunmaktadır. Halen yaşayan onlarca tür canlı nesli de yok olma tehlikesi altındadır. Tip olarak insana benzer görünüme sahip olan maymunlara ait nesli tükenmiş, hatta tükenmemiş cinsler, insan evriminde bir aşama olarak gösterilmekte ve insan sanki bunlardan türemiş gibi takdim edilmektedir. Bunu milyonlarca yıl öncesine dayandırmak olaya gerçek süsü vermek içindir. Bu canlı kalıntıları zaten “insan” olarak değil de “insansı” olarak nitelenmekte ve gerçek insan olan Homo Sapiens’in Holosen Çağ’da yaşadığı ifade edilerek gerçek insanlık tarihinin de bununla başladığı savunulmaktadır. Daha öncekiler ise “insana” giden evrim (!) yolunda…

Tutkular ve Çıkarlar / Albert O. Hirschman
İnceleme/ 6 Ağustos 2018

Tutkular ve Çıkarlar Tutkular ve Çıkarlar’dan… Ünlü eserinin başlarında Max Weber şu soruyu sorar: “Ahlaki anlamda ‘en iyi ihtimalle göz yumulan’ bir uğraş. Nasıl oldu da Benjamin Franklin’in ‘ilahi dürtü’* diye tanımladığı şeye dönüştü?” Şöyle de sorabiliriz: Ticaret, bankacılık ve buna benzer para kazanmaya yönelik uğraşlar; yüzyıllarca doymak bilmezlik, para-gözlük ve açgözlülükle ilişkilendirilerek; aşağılandıktan ve lanetlendikten sonra nasıl oldu da modern çağın bir noktasında namuslu işler durumuna geldiler? Weber’in eserleri üzerine yazılmış çok sayıda eleştiride Protestan Ahlakı adlı yazısının bu kalkış noktası bile hatalı bulunmuştur. Bu eleştirilerde, daha on dördüncü ve on beşinci yüzyılda bile “kapitalizmin ruhunun” tüccarlar arasında var olduğu; üstelik Skolastiklerin yazılarında da söz konusu meslek ve uğraşlara olumlu yaklaşıldığı savı ortaya atılmıştır. Tüm bu eleştirilere rağmen Weber’in sorusu kıyaslamaya dayalı olarak ele alındığında gerçekten anlam kazanır. Ticaret ve benzeri parasal kazanca yönelik uğraşlara iyi bir gözle bakıldığı iddia edilse de, özellikle şan peşinde koşmaya göre ortaçağ değerleri arasında daha alt sıralarda yer aldıkları tartışılmaz. Ben de bu çizgide, “kapitalizmin ruhunun” ortaya çıkış biçimine ilişkin hayret duygularını canlandırmaya ortaçağ ve Rönesans’taki şan (glory) kavramına kısaca değinerek başlamak istiyorum. Ortaçağ felsefesinin ana hatları Hıristiyanlık döneminin başlarında Aziz Augustinus tarafından ortaya konmuştu. Buna göre, cennetten kovulmuş insanın üç temel günahı…

Doğu Bilgeliği / A.K.Coomaraswamy, R.Guenon, S.Dasgupta
İnceleme/ 25 Temmuz 2018

Doğu Bilgeliği Doğu Bilgeliği’nden… Bu konuşmanın konusu olarak doğu metafiziğini seçtim. Belki kayıtlayıp sınırlamaksızın sadece metafizik demek daha doğru olurdu. Çünkü o aslında özü itibariyle her türlü suretin ve mümkün her şeyin üstünde ve ötesinde olduğundan ne doğuya ne batıya özgüdür, fakat evrenseldir. Onun büründüğü dış şekiller ancak anlatılabilir olanı anlatmak için açıklama gereğinin doğurduğu zorunluluklara hizmet eder. Bu şekiller doğuya veya batıya ait olabilir; fakat farklılık görünümü altında her zaman en azından hakiki metafiziğin varolduğu her yerde bir birlik temeli mevcuttur; bunun sebebi gayet basittir: hakikat tektir. Eğer bu böyleyse doğu metafiziğini özel olarak ele almanın gereği nedir? Sebep şu ki batı dünyasının mevcut zihnî/ fikrî durumu içinde metafizik unutulmuş, genellikle göz ardı edilmiş ve hatta neredeyse bütünüyle kaybolmuş bir şeydir, oysa doğuda metafizik hâlâ fiili bilginin{33} konusu olmayı sürdürmektedir. Dolayısıyla metafiziğin gerçek anlamı keşfedilmek isteniyorsa eğer doğuya bakılmalıdır; hatta birçok bakımdan doğuya bugün olduğundan çok daha yakın olan batıda eskiden mevcut olan metafizik geleneklerin bazısı yeniden ele geçirilmek isteniyorsa bu her şeyden evvel doğu öğretilerinin yardımıyla ve onlarla yapılacak mukayese sayesinde başarılabilecektir; çünkü bunlar metafizik sahasında hâlâ doğrudan incelenebilecek yegâne öğretilerdir. Bununla beraber bizzat doğulular onları nasıl inceliyorsa bu öğretilerin de öyle incelenmesi gerektiği gayet açıktır ve az…

Gündelik Yaşamda Zen / Adelheid Meutes, Judith Bossert
İnceleme/ 25 Temmuz 2018

Gündelik Yaşamda Zen Gündelik Yaşamda Zen’den… Açıkhavada yürüyüş meditasyonu yapmanın, dik durmaya çalışmak ve kollarınızı iki yana “savurmamak” dışında belirli kuralları yoktur. Enerjinizi bedeninizde tutmak için ellerinizi sırtınızda birleştirebilir ya da cebinize sokabilirsiniz. Sözleriniz, otururken olduğu gibi yarı açık ve yaklaşık iki metre önünüze çevrilidir. Görüşünüz bu şekilde tökezlemeyeceğiniz yine de dikkatinizin sürekli dağılmayacağı şekilde sınırlanır. Ritmini değiştirmeksizin nefesinizi gözlemlemekle işe başlayın. Sonra bir nefes alıp verme boyunca adımlarınızı sayın. Sözgelimi nefes verirken 4, alırken 3 adım atıyorsunuzdur. Ritm ne olursa olsun, herşey yolundadır. Burada tek sözkonusu olan, kendi ritminizin bilincinde olmanızdır. Her adımınızda ayaklarınızın dibinden lotüs çiçeklerinin açması gerekmez, bizim buralarda her adımımızda papatya açması da yeterlidir.. Arada bir duruşunuza dikkat edin. Dik mi duruyorsunuz? Başınızı dik, eğik ya da eğri mi tutuyorsunuz? Kendinizi dik durmaya zorlayamazsınız. O anki duruşun bilincine varmak en önemlisidir. Bedeninize yerleşmiş düşünce, kanı, beklentiler ya da düşkırıklıklannı ancak bu şekilde ve zaman içinde çözebilirsiniz. Çocukken sahip olduğunuz doğal duruşu yavaşça yeniden bulacaksınız. O zaman da ağırlık merkeziniz karnınızda olacak ve serbestçe nefes alabileceksiniz. Belki de nefes ritminiz kendiliğinden değişecek. Ama olan, her ne ise iyidir! Grup Halinde Yürüyüş Meditasyonu Eğer bir Zen tapınağı ya da merkezinde yürüyüş meditasyonu (kinhin) yapacak olursak belli kurallara ve…

Varlık Vergisi Gerçeği / A.Başer Kafaoğlu
İnceleme/ 25 Temmuz 2018

Varlık Vergisi Gerçeği Varlık Vergisi Gerçeği’nden… Denizaltılar ve Alman sanayiinin ürettiği mıknatıslı mayınlar İngiliz ticaret ve savaş filolarına büyük zararlar veriyor, İngiltere’yi bunaltıyordu. İkinci Dünya Savaşı’nın en önemli yöneticilerinden Winston Churchill gece gündüz denizlerde süren bu savaşa “Atlantik Meydan Savaşı” adını vermişti. Fransa’nın savaşta düşmesi ve İtalya’nın savaşa girmesiyle yeni üsler elde eden Alman Denizaltıları, Akdeniz’de de ulaşımı tehdide başladılar. Öyle ki, hele Kuzey Afrika Savaşı ilerledikçe Akdeniz yolu Türkiye için kapanınca, ülkenin Orta ve Doğu Avrupa dışında dünyayla ilgisi büyük ölçüde kesildi. Hele 1941 yılında Almanlar, Yunanistan ve on iki adaya yerleşip Ege Denizi’ni mayınlayınca, İstanbul ve İzmir limanları dış ticarete fiilen kapandı. Savaş Tehlikesinin Yaklaşması Fransa savaştan düşünce İngiltere, Almanya ile savaşta yalnız kalmıştı. Ünlü Alman Şansölyesi Bismarck’ın deyimiyle bu “atın balina ile savaşıydı”. Birbirini savaş dışı etmeleri zordu. 1800’lü yıllarda İngiltere’yle savaşan Bonapart “Büyük Ordu” dediği o günlerin en güçlü savaş gücünü. Fransa’dan İngiltere’ye en yakın olduğu kıyılarda aylarca bekletmiş, İngiltere’ye bu orduyu atlatacak bir şansı aramış, bulamamıştı. Ancak Hitler’in elinde Bonapart’ın elin.de bulunmayan bir güç vardı: Luftwaffe… Alman Hava Kuvvetleri… Bu güç kara savaşlarında, Fransa ve Polonya’da çok etkili ol.muştu. Hitler, İngiltere’nin savaş gücünü son derece ağır bombardımanlarla tahrip etme teşebbüsüne girdi. Ayrıca geceli gündüzlü bombardımanlarla…

Kabala Yahudi Kadim Mistik Öğretisi / A.Ekrem Ünlü
İnceleme/ 25 Temmuz 2018

Kabala Yahudi Kadim Mistik Öğretisi Kabala Yahudi Kadim Mistik Öğretisi’nden… 1492 Yılında İspanya Kralı Ferdinand’ın Yahudileri İspanyadan kovma emri üzerine, Yahudiler bir kez daha geleneksel kaderleri olan sürgün ve göç ile karşı karşıya kalmışlardı. Bu durum kutsal metinlerdeki kehanetleri yeniden gündeme getirdi. Dünyanın sonunun yaklaştığı, kurtarıcı Mesih’in geleceği üzerine söylentiler ile çalkalanan endişeli, tedirgin ve sıkıntılı mânevî ortam, Kabala’nın yeniden ve etkili biçimde gündeme gelmesine yol açtı. İşte bu dönemde Kabala merkezi durumunda olan Safed’de en büyük Kabala bilgesi Isaac ben Solomon Luria’nın okulu ve öğretisi tüm dünyanın ilgi odağı oldu. İsaac ben Solomon Luria’nın yaşamı hakkındaki bilgileri, ölümünden sonra yazılan ve yazarı bilinmeyen “Ari’nin Yaşamı” (Toledot ha-Ari) adlı biyografik kitaptan öğreniyoruz. 1534 yılında Kudüs’de dünyaya gelen Isaac ben Solomon Luria, daha sonra ailesi ile birlikte Mısır’a göç etmiş, orada Yahudi rabbilerden köklü bir dinsel eğitim almıştır. Yaşı ilerledikçe Yahudi hukuku konusunda derinleşen Luria’nın bu çalışmaları sırasında, Yahudi mistisizmi çok ilgisini çekmiş ve bundan sonra tüm yaşamını Kabala ve Zohar çalışmalarına adamıştır. Luria, çalışmalarını yazıya dökmeye önce Zohar’ın “Gizlilik Kitabı”’na (Sifra di-tzeni’uta) bir yorum yazarak başlamıştır. Luria, 1570 yılında, çalışmalarından etkilendiği yaşayan en büyük kabalacı olan Cordovero’nun okuluna katılmak üzere Kabala merkezi Safed’e gelir. Burada Cordovero’nun öğrencisi olan Luria, eski…

Hemen Her Şeyin Kısa Tarihi / Bill Bryson
İnceleme , Tarih/ 26 Haziran 2018

Hemen Her Şeyin Kısa Tarihi Hemen Her Şeyin Kısa Tarihi’nden… Güneş Sistemine Hoş Geldiniz Uzayda bizden başka “düşünen” varlıkların bulunduğu ihtimali de istatistiksel açıdan gayet yüksek. Samanyolu’nda kaç yıldız olduğunu kimse bilmez: Tahminler 100 milyar civarıyla 400 milyar arasında değişir. Üstelik Samanyolu 140 milyar küsur galaksiden yalnızca bir tanesidir ki bu galaksilerden pek çoğu bizimkinden büyüktür. … Ama en ılımlı girdilerle dahi her zaman, sırf Samanyolu’ndaki ileri uygarlık sayısı bile milyonları bulur. Ne yazık ki, uzay muazzam büyüklükte olduğundan, bu uygarlıklardan herhangi ikisi arasındaki mesafenin en az iki yüz ışık yılı olduğu sanılmakta: İlk duyuşta algıladığımızdan çok daha büyük bir mesafedir bu. Demek oluyor ki, bu varlıklar bizim burada olduğumuzu biliyor olsalar ve farzı mahal bizi teleskoplarıyla görebilseler dahi, Yerküre’den iki yüz yıl önce ayrılmış olan ışığı seyretmekteler. Yani sizi ve beni görmüyorlar. Dolayısıyla, gerçekte yalnız değilsek bile, pratikte yalnızız. Rahip Evans’ın Evreni Kutup yıldızı, geçtiğimiz Ocak ayında ya da 1854’te ya da on dördüncü yüz yılın erken dönemlerinden itibaren herhangi bir tarihte sönmüş olabilir, ama ölüm haberi bize henüz ulaşmamıştır. Kesin olarak söyleyebileceğimiz tek şey, 680 yıl önce bugün hala yanmakta olduğudur. Rahip Evans’ın teleskopuyla bulduğu şeyler… Bunun nasıl bir zafer olduğunu anlamak için, standart bir yemek masasının siyah…