Düşman / J.M.Coetzee
Yabancı Edebiyat/ 14 Kasım 2017

Düşman Düşman’dan… ‘Sonunda artık kürek çekemeyecek kadar yorgun düşmüştüm. Ellerim su toplamış, sırtım yanmıştı. Tüm gövdem sızlıyordu. Hafif bir iç çekişle neredeyse hiç su sıçratmadan kendimi suya bıraktım. Sakin kulaçlarla ıssız adaya doğru yaklaşırken, uzun saçlarım denize özgü bir çiçek, bir anemon ya da Brezilya kıyılarında rastlanan bir tür deniz anası gibi çevremde yüzüyordu. Bir süre akıntıya karşı yüzdükten sonra, bir anda akıntıdan kurtularak dalgalar tarafından körfeze ve kumsal sahile doğru sürüklendim. ‘Orada sıcak kumun üzerinde sere serpe uzandım. Başım güneşin yakıcı parlaklığı içinde, iç etekliğim (gemiden kaçarken birlikte götürebildiğim tek şey oydu) üzerimde kururken, bitkin ama bir felaketten kurtulan herkes gibi minnettardım. ‘Üzerime karanlık bir gölge düştü. Geçmekte olan bir bulutun değil, çevresinde göz kamaştırıcı bir ışık halkası olan bir adamın gölgesiydi. Kurumuş olan dudaklarımla, “Kazazede,” demeye çalıştım; “Ben bir kazazedeyim. Yek başınayım.” Şişmiş, su toplamış ellerimi ona uzattım. ‘Adam yanı bâşıma çömeldi. Kara deriliydi. Yün yumağı gibi kıvırcık saçları olan bu zenci, üzerindeki kaba don dışında çıplaktı. Dirseklerim üzerine doğrularak yassı yüzünü, donuk gözlerini, geniş burnunu, kaim dudaklarını ve siyahtan çok koyu gri olan ve tozla kaplanmışçasına kuru olan tenini inceledim. Önce Portekizceyi deneyerek, “Agua” dedim. Bir yandan da içme işareti yapıyordum. Hiç yanıt vermedi. Bana, dalgaların sürükleyip…

Barbarları Beklerken / J.M.Coetzee
Yabancı Edebiyat/ 14 Kasım 2017

Barbarları Beklerken Barbarları Beklerken’den… Böylesini hiç görmemiştim: Telden ilmiklerle gözlerinin önünde duran iki ufak cam yuvarlak. Kör mü yoksa? Görmeyen gözlerini saklamak için olsa neyse. Ama kör olmadığı kesin. Cam yuvarlaklar kopkoyu, dıştan bakıldığında saydam değil ama o görmesine görüyor. Bana bunun yeni bir buluş olduğunu söylüyor. Güneşin parıltısına karşı gözleri koruyor diyor. «Burada çölde çok işe yarar. Boyuna gözünü kısmaktan kurtulursun. Baş ağrıların azalır. Bak.» Göz uçlarına hafifçe dokunuyor. «Hiç kırışık yok.» Gözlükleri yeniden takıyor. Teni bir delikanlınınki gibi. «Bizim orda herkes kullanıyor bunları.» Bir şişe içki ve bir tabak çerezle hanın en iyi odasında karşı karşıya geçmiş oturuyoruz. Burada bulunmasının nedenlerini tartışmıyoruz. Olağanüstü durumdan kaynaklanan yetkilerle gelmiş, bu yeterli. Yerine avcılıktan söz açıyoruz. Binlerce geyiğin, domuzun, ayının vurulduğu son sürek avından söz ediyor bana, öldürülen hayvanlar öylesine çokmuş ki, dağ gibi bir ceset yığını kokmaya bırakılmış («Doğrusu yazık olmuş»). Ben de her yıl göç zamanı göle inen kaz ve ördek sürülerini ve yerlilerin onları tuzağa düşürme yöntemlerini anlatıyorum. Yerli kayıklarıyla gece balığa çıkmayı öneriyorum. «Kaçırılmaması gereken bir fırsat bu,» diyorum. «Balıkçılar balıkları ağlara çekmek için meşalelerle kıyıda yürüyerek davul çalarlar.» Kafasını sallıyor. Kendi de, sınırın başka bir kesiminde bulunduğu sırada halkın nadide bir yiyecek olarak sunduğu yılanları, avladığı…