Ustaların Seçtikleri / Lawrence Block
Polisiye/ 18 Nisan 2019

Ustaların Seçtikleri Ustaların Seçtikleri’nden… Bir yazarın uzun ve mutlu hayatında öyle bir an gelir ki, birden bir antoloji hazırlaması gerektiği aklına düşer. Her yeni kitabın başlık sayfasının karşısındaki sıra sıra uzayıp giden kitap adlarına bakar ve kendi listesinde koca bir kategorinin eksik olduğunu fark eder: Antolojiler (Yay. haz.J. Yazar, böyle bir antoloji hazırlayarak kendi listesine bir kitap daha katmakla kalmaz, bir kitaplar bütünü eklemiş olur. Böylece yalnızca bir sözcük ustası değil, aynı zamanda bir “Edebiyatçı” olma iddiasına da birazcık katkıda bulunabilir. Üstelik, mucizeye bakın, bütün bunları oturup herhangi bir şey yazmadan başarabilir! Ne diye bu kadar geciktim ki bunu yapmakta! Ama bakın, önce böyle bir antolojinin konusunu bulmalıydım. Antolojilerin bir teması olur. Örneğin, Kilitli Kapı Cinayetleri. Kilitlenmemiş Kapı Cinayetleri. Geçmişte Geçen Hikâyeler. Öğleden sonra ya da Doğu Teksas’ta geçenler. İçinde Kedi Olmayan Hikâyeler. Yazarların, hem okudukları hem kendi yazdıkları hikâyelere çok ilginç bir açıdan baktıklarını biliyordum. Kısa cinayet hikâyeleri yazarlarından şöyle onon ikisini en sevdikleri hikâyeleri seçmeye ve neden bu seçimi yaptıklarını açıklamaya ikna edebilirsem, hem temalı bir antoloji olurdu elimde hem de müthiş çekici bir kitap. Üstelik değil bir şey yazmak, hikâyeleri bile seçmek zorunda kalmazdım ! Dolayısıyla, eşsiz Marty Greenberg artık gerçekten bir antoloji yapmam gerektiğini bir kere…

Polisiye Roman Okuyan Hırsız / Lawrence Block
Polisiye/ 17 Nisan 2019

Polisiye Roman Okuyan Hırsız Polisiye Roman Okuyan Hırsız’dan… Daha az bağışlayıcı kişiler buna herhalde önceden tasarlanmış suç derlerdi. Her ne ad verirseniz verin, konu üzerinde biraz hassastım. İçim birden buz kesti, sonra bakışlarım kitaba takıldı. “Ha” dedim. “Sue Grafton.” “Evet. Sizde Ateş’in ‘A’sı var mı?” “Sanmıyorum. Kitap kulübü yayınlarından çıkan bir tane, vardı ama…” “Ben kitap kulübü yayınlarıyla ilgilenmiyorum.” “Öyle mi? Eğer ilgilenseydiniz bile size satamazdım.. Elde mevcudu kalmadı. Biri gelip aldı.” “Kitap kulübü yayınlarını neden alırlar ki?” “Eh, harfleri cep kitaplarından biraz daha büyüktür” “Eee?” “Okuması daha kolaydır” Adamın yüzündeki ifade, kitapları yalnızca okumak için satın alanlar hakkında ne düşündüğünü açıkça anlatıyordu. Otuz beş kırk yaşlanndaydı, tıraşlıydı, üzerinde takım elbise ve kravat vardı. Dudakları dolgun ve sarkıktı ve eğer çenesinin ortaya çıkmasını istiyorsa bir iki kilo vermesi gerekiyordu. “Kaç para?” diye sordu. Kitabın iç sayfasına kurşunkalemle yazılmış fiyata baktım. “Seksen dolar Vergisiyle…” -vergi cetveline bakış- “seksen altı dolar altmış sent.” “Bir çek vereyim.” “Peki.” “Ya da nakit seksen dolar veririm ve vergiyi unutabiliriz.” Bu kimi zaman olan bir şeydir. Doğrusunu söylemek gerekirse raflarımda yüzde on indirimle satmayacağım kitabım yok değildir. Ama adama çek alacağımı söyledim ve çeki de Barnegat Kitabevi’ne kesmesini rica ettim, işi bitince çeke baletim ve imzasını…

Herkes Ölür / Lawrence Block
Polisiye/ 16 Nisan 2019

Herkes Ölür Herkes Ölür’den… Başımı kaldırdım. Geyik tam önümüzde, belki on metre kadar ötede duruyordu. Kuşkusuz, far ışıklarına yakalanmıştı ama yüzünde o beklenilen şaşkın ifade yoktu. Aksine bir lord gibi her şeye hâkim bir durumdaydı. “Haydi” dedi Andy. “Kıçını kaldır bakalım Geyik Efendi.” “Üzerine doğru git” dedi Mick. “Ama yavaşça.” “Buzluğunu geyik etiyle doldurmak istemiyorsun herhalde, ha?” Andy ayağını frenden yavaşça çekti, otomobil usulca hayvana doğru kaydı. Geyik beklemediğimiz kadar yaklaşmamıza izin verdi, sonra tek bir sıçrayışla yoldan çıktı ve karanlık tarlalarda kayboldu. Palisades Parkway’de kuzeye doğru gidiyorduk. Önce 17 nolu yoldan kuzeybatıya, sonra 209’dan kuzeydoğuya sapmıştık. Geyik için durduğumuzda numarası olmayan bir yoldaydık. Birkaç kilometre sonra da sola dönerek, Mick Ballou’nun çiftliğine giden çakıllı yola girdik. Şehirden gecevarısma yakın ayrılmış, sabaha karşı ikide varmıştık. Yolda trafik yoktu, dolayısıyla daha hızlı gidebilirdik ama Andv daima hız limitinin birkaç kilometre altında kaldı, sarı ışıklarda frene bastı ve kavşaklarda durdu. Mick’le ben arkada oturduk, Andy direksiyon salladı ve kilometreler sessizlik içinde geçti gitti. İki katlı eski çiftlik evi görününce, “Daha önce buraya gelmiştin” dedi Mick. “İki kere.” “Bir keresinde o Maspeth işinden sonra” diye hatırladı. “O gece otomobili sen kullanmıştın Andy.” “Hatırlıyorum Mick.” “Yanımızda Tom Heanev de vardı. Tom’u kaybedeceğiz diye korkmuştum….

Bir Dizi Ölü Adam / Lawrence Block
Polisiye/ 16 Nisan 2019

Bir Dizi Ölü Adam Bir Dizi Ölü Adam’dan… Yaşlı adam ayağa kalkarak kaşığını su bardağının alt kısmına vurduğu sırada saat dokuz civarında olmalıydı. Adamın çevresindeki konuşmalar dindi. Tam bir sessizlik olana kadar bekledi, sonra gözlerini odada dolaştırmak için uzun bir dakika daha bekledi. Vurduğu bardaktan küçük bir yudum su içti, bardağı önündeki masaya koydu ve avuç içleri masanın üzerinde olacak biçimde ellerini bardağın iki yanına yerleştirdi. One doğru eğilmiş zayıf vücudu, ince sivri burnu, geriye taranmış beyaz saçları, kalın gözlük camlarının kocaman gösterdiği soluk mavi gözleriyle dururken Lewis Hildebrand’ın aklında bir Viking gemisinin burnuna oyulmuş bir biçim olarak kaldı. Yıllar boyu ufku tarayan, millerce ötesini görebilen, büyük, idealize bir kuş. Yaşlı adam, “Baylar” dedi, “Dostlar.” Durup odadaki dört masayı tekrar gözleriyle taradı: “Kardeşlerim.” Söylediklerinin yankılanmasını bekledi, sonra ağır havayı hızlı bir gülümsemeyle yumuşattı. “Ama nasıl kardeş olabiliriz? Siz yirmi iki ile otuz üç yaşları arasındasmız, ben ise seksen beş yaşıma merdiven dayadım. Buradaki en büyüğünüzün büyükbabası olabilirim. Ama bu gece yıllara, yüzyıllara uzanan bir şeyin parçası olarak buraya katıldınız. Gerçekten de bu odadan kardeş olarak ayrılacağız.” Bir yudum su içmek için konuşmasına ara verdi mi? Varsayalım ki verdi. Sonra ceketinin cebine uzanarak bir kâğıt parçası çıkardı. “Size bir şey okuyacağım”…

Babaların Günahları / Lawrence Block
Polisiye/ 8 Şubat 2019

Babaların Günahları Babaların Günahları’ndan… Onu çok az tanıyordum. Adı Cale Hanniford’du. Elli beş gösteriyordu. Kuzeyde, Utica’da yaşıyor toptan ilaç satıcılığı ve emlak komisyonculuğu yapıyordu. Kaldırımın karşısına park edilmiş bir Cadillac’ı ve Carlyle’daki odasında bekleyen bir karısı vardı; Şehir morgunda soğuk demir bir çekmecede yatan bir de kızı vardı. “Bilinecek fazla bir şey yok” dedim. “Bir zamanlar polistim.” “Hem de mükemmel bir polis, Teğmen Koehler’e göre.” Omuz silktim. “Ve artık özel bir detektifsin.” “Hayır.” “Ben sanmıştım ki…” “Özel detektiflerin ruhsatı vardır. Telefonları dinleyip insanları izlerler. Form doldurmak, rapor yazmak gibi şeylerle uğraşırlar. Ben bunları yapmam. Kimi zaman insanlar için bir iyilik yaparım, onlar da bana karşılığında bir hediye verir.” “Anladım.” Bir yudum kahve içtim. Kahveyi burbonla karıştırarak içerim. Hanniford’un önünde bir Dewar’s ve bir bardak su vardı ama onlarla pek fazla ilgilenmiyordu. Siyah tahtadan duvarları ve damgalı metalden tavanıyla sakin bir bar olan Armstrong’un Yeri’ndeydik Ocak’ın ikinci Salısı öğleden sonra saat ikiydi. Barın uzak köşesinde bira içen Roosevelt Hastanesi’nden birkaç hemşire ile pencere yanındaki bir masada hamburgerini yiyen sakallı bir genç dışında bütün bar bizimdi. “Senden yapmanı istediğim şeyi açıklamak benim için çok zor Scudder” dedi. “Senin için yapabileceğim bir şey olduğundan emin değilim. Kızın öldü. Bunu değiştiremem. Onu öldüren genç,…