Lunapark Kapandı / Mario Levi
Türk Edebiyatı/ 20 Temmuz 2020

Lunapark Kapandı Lunapark Kapandı’dan… Hayatım, ardımda bıraktığım büyük kayıplar ve ölümlerle dolu… Ben seri cinayetler işleyen bir suikastçıyım!.. Bugüne kadar sadece kendime ve kurbanlarıma, o da tarihimden ve bana gösterilenlerden yeterince kaçamadığım için yakalandım. Hoş, o zamanlarda kurbanın da, celladın da rolleri tam anlamıyla belirlenmiş değildi. Kendimi bir cellat gibi gördüğüm anlar, bir kurban durumuna düşürüldüğüm anlardı da bazen. Onları öldürürken ben de biraz ölüyor, çok değerli bir parçamı içimden koparıyordum… Katil gömleğini giymekten bu nedenle hiç hoşlanmadım. Tüm bu cinayetlerin, her birinin zorunlu, kendini savunma cinayeti olduğunu bilsem de… Cehennemimden ve içimdeki şeytandan kaçmayı tercih edebilirdim. Bunu çevremdeki hemen hemen herkes yapıyordu. Bir kıyıda kalmak ve o kıyının verebildikleriyle yetinmek de vardı. Durmuş oturmuş bir iş, bir aile; bana, yalnızlıklarımı, yan çizmelerimi, daha açık bir deyişle de beni unutturacak bir konfor… Bu unutuş, ya da teslimiyet beni rahatlatabilirdi, evet… Ama ben önce öldürmeyi seçtim. Seri cinayetler de böyle başladı işte. Başlangıçta korkuyorsunuz, o tuhaf suçluluk duygusunun sizi kemirmesine fazlasıyla izin veriyorsunuz. İçinizde adını koymak istemediğiniz bir şeyler sarsılıyor. Ama zamanla buna da alışıyorsunuz. Sonra da… Sonra da daha kolay çekip gidebiliyorsunuz… Çekip gittikten sonra nereye mi gidiyorsunuz?.. Bu sorunun cevabını vermek kolay değil işte. Denemeye değiyor ama inanın, ödenen…

İstanbul Bir Masaldı / Mario Levi
Türk Edebiyatı/ 19 Temmuz 2020

İstanbul Bir Masaldı İstanbul Bir Masaldı’dan… Onunla ilk kez nerede, ne zaman, nasıl karşılaştığımı hatırlamıyorum şimdi. Onunla, yeni günlerin, sabahların beklentisiyle, hangi insanları doğurmaya çalıştığımızı da hatırlayamıyorum artık… Tarihimizde, farklı, birbirimize başkalarından istesek de istemesek de getirdiğimiz tarihlerimizde, hiçbir zaman unutamayacağımı bildiğim, hiç kimseye gösteremeyeceğim, beni, bana her geçen gün biraz daha çok veren sayısız fotoğraf da var oysa. Bu fotoğraflar gecelerimizi, paylaşamadıklarımızı, en yakınlarıma bile anlatamadıklarımı da barındırıyordu, tüm yaşadıklarıma karşın durmaksızın yenilediğim ya da yinelediğim umutlarımı da… Bizim, yıllardır yaşadığım bu şehre, farklı bir pencereden bakan yaz gecelerimiz vardı örneğin. Bir balkondaydık. Akşamsefalarının kokusu, hayatımdaki birçok eski bahçenin yalnızlığını barındırıyordu. O bahçelerin birine o zaman da bir kez daha dokunmak istemiştim. Bir ateşböceğini avuçlarının içine almıştı annem. Ateşböceği, o karanlıkta, o avucun sıcaklığında parıldamaya devam ediyordu. Orada, o köşede, başka ateşböcekleri de vardı. Başka ateşböcekleri de… Onunla, o balkonda ya da o evin bir başka odasında eski şarkılarımı da paylaşmaya çalışmıştım sonra. Şarkıların, gerçekten yaşanmış şarkıların içimizden hiçbir zaman gitmeyeceğini, gidemeyeceğini biliyordum çünkü. Kimi şarkıların farklı zamanlara, farklı zamanlar için er ya da geç taşınacağını, taşınmak isteneceğini biliyordum. Şarkılar bizdik, yitirdiğimiz, bir türlü bulamadığımız dilimizdi öylesi zamanlarda. Şarkılar bir türlü bulamadığımız dilimiz ya da başka hikâyelerde, başka kırgınlıklar…

En Güzel Aşk Hikayemiz / Mario Levi
Türk Edebiyatı/ 18 Temmuz 2020

En Güzel Aşk Hikayemiz En Güzel Aşk Hikayemiz’den… Oysa o beklenmedik, hazırlanılmadık ilişkide hiçbir zaman gerek duyulmamıştır o sözcüklere. Yeni bir gün başlar, terk edilmelerinize yeni kılıflar, maskeler bulmaya çalışırsınız. Doğru. Ama bir kırgınlığı anlatmayı, dile getirmeyi gereksinen birçok metin, böylesi yenilgileri aşmak, bir süreliğine de olsa unutmak için kaleme alınmaz mı? Yenilgilerinizi nasıl anlatabilirsiniz öyleyse bu aşamada? Bir diğer deyişle bu uzun metne doğru yol alırken hangi düşkırıklıklarından ya da sık sık kullandığınız bir söyleyişle çıkmazlardan geliyordunuz? Tedirgin edici bir soru bu, çünkü bir yerden sonra yazılmış bir metni açıklamaya, açımlamaya, giderek yorumlamaya yöneltiyor insanı. Bir serüvenin neresinde olduğunuzu bir kez daha soruyorsunuz o zaman da kendi kendinize. Bir değil, birçok okumadan yana olduğunuzu anlatmaya çalışıyorsunuz, oyunlar oynandı artık, benim hiçbir yorum hakkım kalmadı diyorsunuz. Yazmış olduklarınızın hiç bitmemesini, başkalarında devam etmesini düşlüyorsunuz çünkü. Belirsizliği bu denli büyüleyici bulmam biraz bu yüzden olmalı. Kitabın bir başkasından bir başkasına taşınabileceğini düşlemek ne kadar güzel bir bilebilseniz. Bir düş evet, ama bana kalırsa yalnızca bir düş burada söz konusu olan. Büyük, çok büyük tehlikeleri var üstüne üstlük. Böylesi bir okumanın kitabı başlangıçta düşündüğünüz ya da şimdi getirdiğinizi sandığınız yerden çok farklı bir yere götürebileceğini, dahası sizden bütünüyle uzaklaştırabileceğini hiç mi düşünmediniz…

Bir Şehre Gidememek / Mario Levi
Türk Edebiyatı/ 17 Temmuz 2020

Bir Şehre Gidememek Bir Şehre Gidememek’ten… Cinsel sorunlardan, rezil sarhoşluklardan, yalnızlıklardan ve tüm düzensizliklerden kurtulabilmek için bir kadınla yaşamayı olası bir çözüm olarak görebilen şahane uyumsuzların büyük bir kendi kendini kandırma çabası gösterdiği dünyamızda, kimi ayrıntıların değil anlatılmaya, yaşanmaya bile değer bulunamayacağını çok iyi biliyorum. Ama aradan sekiz yıl geçtiği, bir baltaya sap olamamanın erdemine inanmaya nedense devam ettiğim ve onca çözümsüzlüğü, duygularımın muhalefetine karşın sineye çekmek zorunda olduğum halde, Gracinda’yı hâlâ hatırlayabiliyor ve kafama üşüşen bin bir çağrışımla birlikte olası bir yazının gündeminde tutabiliyorum. Sonuçta her şey müzmin bir çaresizlikten kaynaklanıyor olabilir. Dileyenler buna bir küçük yalan da diyebilirler ve böylesi bir yargıya, inanın ben hiç içerleyemem. Yalanın insan ilişkilerinde ve yazıya dönüşme sancısını taşıyabilecek her yaşantıda sapına kadar geçerli olabileceğine yürekten inanıyorum çünkü. Ama ben gene de insanları çeşitli yollardan etkileme çabasının bir eksikliğin dile getirilişi olduğu gerçeğini bir türlü ayrımsayamayanların rahatlıkla başvurabileceği bir yöntemden medet umarak, o günlerin de, Gracinda’yla yaşadıklarımın da unutulmazlığından dem vurmak ve böyle bir serüvenin; biraz sürekli yenilenen duygusal bakirliğim, biraz da hiçbir zaman kurtulamayacağıma inandığım “saflığım”la çok yakından ilintili olduğunu söylemek istiyorum. Bir diğer deyişle birçok insanın hayatında unutamadığı ve belki de hiçbir zaman unutamayacağı ilişkiler vardır düşüncesi; geçmişe yapılacak kimi yolculukların…