Yavaşlık / Milan Kundera
Yabancı Edebiyat / 14 Mayıs 2018

Yavaşlık Yavaşlık’tan… Akşamdan gidip geceyi bir şatoda geçirme tutkusuna kapıldık. Fransa’da çoğunu otele dönüştürdüler şatoların: yeşilliğin kökünün kazındığı çirkin bir alanda yitmiş el kadar yeşillik parçası; uçsuz bucaksız bir yol ağının ortasında bir sığınak, hıyabanlar, ağaçlar ve kuşlar sığınağı. Arabayı ben kullanıyorum, arkamdan gelen arabayı dikiz aynasında izliyorum. Soldaki küçük ışık göz kırpıp duruyor ve arabada sabırsızlık belirtileri. Beni geçmek için bir fırsat kolluyor sürücü; alıcı kuşun serçeyi pusuda beklemesi gibi o ânı bekliyor. Karım Vera konuşuyor: “Fransa’da her elli dakikada bir insan ölüyor yollarda. Şunlara bak, hepsi deli bunların, nasıl sürüyorlar. Sokak ortasında yaşlı bir kadını soyarlarken gıkları çıkmayan, tedbiri elden bırakmayan insanlar bunlar. Direksiyona geçince korku morku vız geliyor, unutuyorlar, nasıl oluyor bu?” Yanıtı ne bu sorunun? Belki de şu: motosikletinin üzerine yumulmuş giden insan bu gidişin somut bir saniyesine verir kendini yalnızca; geçmişten ve gelecekten kopmuş bir zaman parçasına tutunur; zamanın sürekliliğinden kopmuştur; başka bir demişle, esrime durumundadır; bu durumda yaşı, karısı, çocukları, kaygıları umurunda bile değildir, unutmuştur onları bu nedenle korkmaz, çünkü korkusunun kaynağı gelecektedir ve gelecekten kurtulmuş bir insan için korkacak bir şey yoktur. Teknik devriminin insana armağan ettiği bir esrime biçimidir hız. Motosiklet sürücüsünün tersine, koşucu, kendi bedeninin varlığını her zaman duyumsar, ilaç ampullerini,…

Yaşam Başka Yerde / Milan Kundera
Yabancı Edebiyat / 13 Mayıs 2018

Yaşam Başka Yerde Yaşam Başka Yerde’den… Şaire nerede gebe kaldığını düşündüğünde annenin aklına üç olasılık geliyordu: bir gece park kanapesinde, bir öğleden sonra şairin babasının bir arkadaşının evinde ya da bir sabah Prag dolaylarındaki romantik bir köşede. Aynı şeyi baba düşündüğünde, şairin, arkadaşının evinde ana rahmine düştüğü sonucuna varıyordu, çür»kü o gün her şey ters gitmişti. Şairin annesi babanın arkadaşının evine gitmeyi kabul etmiyordu. İki kez kavga ettiler, ikisinde de barıştılar. Sevişirlerken komşu dairenin kapısının gıcırdaması üzerine anne telâşa kapıldı ve sevişmeyi kestiler. Sonra tekrar sevişmeye koyuldular ve şairin babasına göre gebeliğin nedeni olan karşılıklı bir huzursuzlukla sevişmeyi sona erdirdiler. Buna karşılık annesi şaire emanet bir apartman dairesinde (dairede tam bir bekâr evi dağınıklığı hâkimdi ve anne, üzerinde meçhul ev sahibinin pijamasının süründüğü dağınık yatağı hatırladıkça tiksiniyordu) gebe kaldığını bir an için bile kabul etmiyordu. Park kanapelerinde ancak orospuların sevişeceğini düşünerek, istemeye istemeye ve zevk almaksızın sevişmeye razı olduğu park kanapesinde gebe kalma olasılığını da aynı şekilde reddediyordu. Şairin, güneşli bir yaz sabahı, Praglılar’ın pazar günleri dolaşmaya çıktıkları bir vadide, diğerleri arasında çarpıcı bir biçimde yükselen büyük bir kayanın dibinden başka yerde ana rahmine düşmüş olamayacağından kesinlikle emindi. Bu dekor birçok nedenden ötürü şairin ana rahmine düşüş yeri olarak uygundu….

Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği / Milan Kundera
Yabancı Edebiyat / 12 Mayıs 2018

Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği’nden… Franz kendi derdiyle başbaşayken, sevgilisi fırçasını bırakıp öteki odaya geçti. Bir şişe şarapla geri döndü. Tek söz söylemeden açtı ve iki bardak doldurdu. Franz birden rahatladı, biraz gülünç buldu kendini. “Cenevre’yi yeğlerim,” sevişmeyi reddettiği anlamına gelmiyordu; tam tersine, kadın sevişmelerini yabancı kentlerle sınırlamaktan yorulmuştu, bu anlama geliyordu. Sevgilisi bardağını havaya kaldırdı ve bir dikişte boşalttı. Franz da aynı şeyi yaptı. Palermo’ya gitmeyi reddedişin aslında aşk çağrısı olmasına çok sevinmişti elbette, ama biraz da kırgındı; sevgilisi, Franz’ın ilişkilerine getirdiği eldeğmemişlik alanını çiğnemeye kararlı görünüyordu; aşklarını bayağılıktan kurtarmak ve evliliğe, eve ayırdığı dünyadan kesinlikle koparmak konusundaki duyarlı çabalarını anlayamamıştı. Ressam sevgilisiyle Cenevre’de sevişme yasağı aslında başka bir kadınla evlendiği için kendi kendine uyguladığı bir cezaydı. Bunu bir çeşit suç ya da hata olarak görüyordu. Evliliğinde sürdürdüğü seks yaşamı yokla var arası bir şey de olsa Franz ve karısı hala aynı yatakta uyuyorlar, gece yarısı birbirlerinin derin derin soluk alışlarıyla uyanıyor, birbirlerinin bedenlerinden çıkan kokuları soluyorlardı. Doğru, tek başına yatmayı yeğlerdi, ama evlilik yatağı hala evlilik bağının simgesidir ve simgeler de, bildiğimiz gibi dokunulmazdır. Bu yatakta karısının yanına her uzanışında, sevgilisinin onun yatakta karısının yanına uzanışını gözünün önüne getirdiğini düşünür, ve sevgilisini her düşündüğünde de kendinden utanırdı….

Gülüşün ve Unutuşun Kitabı / Milan Kundera
Yabancı Edebiyat / 11 Mayıs 2018

Gülüşün ve Unutuşun Kitabı Gülüşün ve Unutuşun Kitabı’ndan… Bir zamanlar Marketa kaynanasını sevmezdi. O sıralar, (Kayınpederinin sağlığında) Karel’le birlikte kaynanasının yanında oturuyorlardı ve her gün kadının alınganlığı ve hırçınlığıyla didişmek zorunda kalıyordu. Kan koca buna daha çok dayanamadılar ve taşındılar. O günden sonra, anneden olabildiğince uzakta durmak ilkesini kabul ettiler. Ülkenin öbür ucunda başka bir kente yerleştiler ve böylece Karel’in yakınlarını ancak yılda bir kez görebilir oldular. Derken, günün birinde Karel’in babası öldü ve anne yalnız kaldı. Onu babanın cenaze töreninde gördüklerinde, öyle zavallı ve düşkün bir haldeydi ki, sanki eskisine göre ufalmış gibi geldi ikisine de. Her ikisinin de dillerinin ucuna kadar geldi: Anne, artık yalnız kalamazsın, gel bizim yanımızda otur, demek. Bu tümce kafalarında yankılanıp durdu ama söylemediler. Kaldı ki, cenaze töreninin ertesi günü yaptıkları üzüntülü bir gezinti sırasında, anne, zavallı ve düşkün haline karşın, beklenmedik bir şiddetle, onları, başından beri kendisine haksızlık etmiş olmak ve bunu kabul etmemekle suçladı. Trene bindikten sonra, Karel, Marketa’ya, “Hiçbir şey onu değiştiremez,” dedi. “Üzülesi bir şey ama, benim için aynı ilke her zaman geçerli: anneden uzak kalmak gerek.” O zamandan sonra yıllar geçti ve anne gerçekten de hep aynı kaldı. Ne var ki bu arada herhalde Marketa’da bir değişiklik olmuştu, çünkü…

Gülünesi Aşklar / Milan Kundera
Yabancı Edebiyat / 10 Mayıs 2018

Gülünesi Aşklar Gülünesi Aşklar’dan… Martin benim yapamadığım şeyleri yapabilir. Herhangi bir sokakta herhangi bir kadına yanaşabilir. Şunu itiraf etmeliyim ki onu tanıdığımdan beri (onu tanıyalı epey oluyor) yeteneğinden çok yararlandım, çünkü kadınlan ben de onun kadar severim, ama bende onun taşkın gözü pekliği yok. Buna karşılık, Martin, kadınlara yanaşmayı başlı basma bir amaca dönüşmüş bir ustalık gösterisine indirgeme yanılgısını işledi. Öyle ki kendini çoğu zaman, biraz da kırgınlık duyarak, takım arkadaşına güzel toplar atan cömert bir forvet oyuncusuna benzetiyor; takım arkadaşı aldığı bu paslarla kolay goller atarak ucuz bir zafer kazanıyor. Pazartesi öğleden sonra işten çıktıktan sonra, Vaclav Meydam’ndaki bir kafede oturmuş, eski Etrüsk kültürünü konu alan kalın bir Almanca kitaba gömülmüş, onu bekliyordum. Üniversite kitaplığının bu incelemeyi benim için Almanya’dan ödünç olarak getirtmesi birkaç ay almıştı; o gün, kitabı sonunda ele geçirdiğim için, onu kutsal bir eşya gibi yanımda taşıyordum ve gerçekte Martin’i bekliyor olmaktan da son derece hoşnuttum, çünkü böylelikle, bir kafe masasında, bunca zamandır arzuladığım kitabın sayfalarını çevirebiliyordum. Bu eski antik kültürleri bir çeşit nostalji duymadan düşünemem. O zamanların tarihinin tatlı yavaşlığını düşününce, nostaljinin yanında, hiç kuşkusuz imrenme duygusu da var. Eski Mısır kültürü birkaç bin yıla yayılmıştır. Grek antikitesi bin yıla yakın sürmüştür. Bu bakımdan, insan…

Bilmemek / Milan Kundera
Yabancı Edebiyat / 9 Mayıs 2018

Bilmemek Bilmemek’ten… Skacel üç yüz yıl boyunca hüzün evine kapandığında, bunun nedeni, onun ülkesinin sonsuza kadar Doğu İmparatorluğu tarafından yutulacağını düşünmesiydi. Yanılmıştı. Gelecek konusunda, herkes yanılır. İnsan ancak şimdiki andan emin olabilir. Ama gerçekten doğru mu? İnsan şimdiki zamanı gerçekten tanıyabilir mi? Onu yargılayacak yeteneği var inidir? Elbette ki hayır. Çünkü, geleceği bilemeyen biri, şimdiki zamanın anlamına nasıl varacaktır? Şimdiki zamanın bizi hangi geleceğe götürdüğünü bilmezsek, şimdiki zamanın iyi ya da kötü olduğunu, onu benimsememizi, kuşku duymamızı ya da nefretimizi hak edip etmediğini nasıl söyleyebiliriz? 1921’de, Arnold Schönberg, kendisinin sayesinde, Alman müziğinin gelecek yüzyıllarda dünyaya hâkim olarak kalacağını ileri sürer. On beş yıl sonra Almanya’dan bir daha dönmemek üzere ayrılmak zorunda kalır. Savaştan sonra Amerika’da onurlarla yüceltilmişken, şan ve şöhretin eserlerini asla terk etmeyeceğinden hâlâ emindir. Fazlasıyla çağdaşlarını düşündüğü ve geleceğin yargısını göz ardı ettiği için Igor Stravinski’ye suçlamalarda bulunur. Gelecek kuşaklan en emin müttefiki olarak görür. Thomas Mann’a yazdığı kırıcı bir mektupta, sonunda ikisinden hangisinin, Mann’ın mı, kendisinin mi, daha büyük olduğunun açıkça belli olacağı ‘iki ya da üç yüz yıl sonrası’nı tanık gösterir! Schönberg 1951’de öldü. Sonraki iki on yılda eserleri yüzyılın en büyük eserleri olarak selamlanır, kendilerini onun öğrencisi ilan eden en parlak genç besteciler tarafından saygıyla…

Ayrılık Valsi – Milan Kundera
Yabancı Edebiyat / 8 Mayıs 2018

Ayrılık Valsi Ayrılık Valsi’nden… Zarif bir beyaz otomobil kaplıca kentinin dışındaki otoparkta durduğunda (otomobillerin daha ileri gitme hakkı yoktu) ve Klima indiğinde saat aşağı yukarı sabahın dokuzuydu. Kaplıca kentinin ana caddesinin ortasında, seyrek ağaçlarının oluşturduğu demetlerle, kumlu yollarıyla ve renkli sıralarıyla, ince uzun bir park uzanıyordu. İki yanında kaplıcanın yapıları dikilmişti, aralarında trompetçinin hastabakıcı Ruzena’nın odasında uğursuz gecenin iki saatini geçirdiği Karl Marx Yurdu da vardı. Karl Marx Yurdu’nun karşısında, parkın öbür yanında, kaplıca kentinin en güzel yapısı yükseliyordu, yüzyıl başının üslubunda, alçıdan süslerle kaplı ve girişinin üzerinde bir mozaik bulunan yapı. Bir tek bu yapı değiştirilmeden adını koruma ayrıcalığına sahip olmuştu. Hotel Richmond. “Bay Bertlef hâlâ otelde mi?” diye sordu Klima kapıcıya; olumlu bir karşılık alınca da kırmızı halı boyunca ileri atıldı, ilk kata kadar koştu ve bir kapıyı vurdu. İçeri girerken, sırtında pijamalarıyla kendisine doğru gelen Bertlef i gördü. Tedirginlikle beklenmedik gelişinden ötürü bağışlanmayı diledi, ama Bertlef sözünü kesti: “Dostum! Bağışlanmak istemenize gerek yok! Burada bu sabah saatlerinde bana verilen zevklerin en büyüğünü vermiş bulunuyorsunuz.” Klima’nın elini sıktı ve konuşmasını sürdürdü: “Bu ülkede, insanlar sabahlara saygı göstermiyorlar. Uykularını bir balta vuruşuyla kesen bir çalar saatle kendilerini kabaca uyandırıyorlar ve hemen uğursuz bir aceleciliğe bırakıyorlar kendilerini. Bir şiddet hareketiyle…