Yolun Sonundaki Okyanus / Neil Gaiman
Bilimkurgu/ 21 Haziran 2018

Yolun Sonundaki Okyanus Yolun Sonundaki Okyanus’tan… Siyah takım elbisemi ve beyaz gömleğimi giydim; siyah kravat ve siyah ayakkabılar, hepsi cilalı ve parlak: Asla rahat edemediğim kıyafetler. Normalde yetişkin numarası yapan bir çocuk olduğum veya çalıntı bir üniforma giydiğim hissini bir türlü atamam üzerimden. Şimdiyse beni rahatlattıklarını söyleyebilirdim. Beni bekleyen zor güne uygun kıyafetler giyiyordum. Sabah görevlerimi yerine getirmiş, söylemem beklenen sözleri söylemiştim. Üstelik o sözleri öyle bir içtenlikle söylemiştim ki… Cenaze sona erdiğinde, yıllardır görmediğim insanlarla buluşup yeniden tokalaşmaya ve kaliteli porselenlerden gereksiz miktarda çay içmeye başlamadan önce, birkaç saat arabama atlayıp sokaklarda kafama estiği gibi dolaşma hakkını buldum kendimde. Aklımda belli bir hedef yoktu, öylesine vakit öldürüyordum. Sussex’in güç belâ hatırladığım virajlı yollarında bir süre direksiyon salladıktan sonra, yeniden şehir merkezine giden yola çıktığımı fark eder etmez rastgele seçtiğim başka bir yola sapıp direksiyonu önce sola, sonra sağa kırdım. Nereye gittiğimi, baştan beri nerenin yolunu tuttuğumu ancak o zaman anladım ve kendi budalalığıma kızdım elimde olmadan. Yıllardır var olmayan bir eve doğru sürüyordum arabayı. Gerçeği fark ettiğimde, bir zamanlar arpa tarlası olan arsanın yanı sıra uzanan tali yolun yerine inşa edilmiş geniş caddede giderken, geri dönmeyi, yolumu değiştirip geçmişi kurcalamadan bırakmayı düşündüm. Ancak merak ediyordum. Eski evim, beş yaşından…

Yıldız Tozu / Neil Gaiman
Bilimkurgu/ 20 Haziran 2018

Yıldız Tozu Yıldız Tozu’ndan… Stormhold İlk Çağ’ın sonunda ve ikincinin başlarında hüküm süren ilk lordu tarafından Huon Dağı’nın zirvesinden oyulmuştu. Art arda gelen Stormhold Efendileri tarafından genişletilmiş, geliştirilmiş, kazılmış ve bağrında tüneller açılmıştı, ta ki bu noktada dağın başlangıçtaki zirvesi gökyüzünü kocaman, gri renkli, granitten dört bir canavarın çok süslü bir şekilde oyulmuş uzun, sivri dişleri gibi tırmıklayana değin. Stormhold’un kendisi de gökyüzünde yükseklere, yıldırım bulutlarının havanın daha aşağılarına inerek alttaki bölgeye yağmur ve yıldırım ve yıkım saçmadan önce toplandıkları yere tünemişti. Stormhold’un seksen birinci lordu, sarayının en yüksek zirveden çürük bir dişin içindeki bir çukur gibi oyulmuş olan kendine ait odasında ölmeye yatmıştı. Bildiğimiz toprakların ötesindeki ülkelerde ölüme yine de rastlanıyor. Çocuklarını yatağının yanına çağırdı ve onlar, -yaşayanlar ve ölmüş olanları geldiler- soğuk granit koridorlarda titrediler. Yatağının etrafında toplandılar ve yaşayanlar sağında, ölüler solunda olmak üzere, saygıyla beklediler. Oğullarından dördü, Secundus, Quintus, Quartus ve Sextus ölüydüler ve kıpırdamadan, gri vücutlar olarak, cisimsiz ve sessizce ayakta duruyorlardı. Üç oğlu hayatta kalmıştı; Primus, Tertius ve Septimus. Kaskatı, rahatsızca dikiliyorlardı; ikide bir ayak değiştirerek, yanaklarını ve burunlarını kaşıyarak, ölü kardeşlerinin sessiz huzurundan utanmış gibi. Bakışlarını odanın diğer tarafında, ölü kardeşlerinin üzerinde gezdirmiyor, -becerebildikleri en iyi şekilde- pencerelerin, aralarından soğuk rüzgârın üflediği devasa…

Mezarlık Kitabı / Neil Gaiman
Bilimkurgu/ 19 Haziran 2018

Mezarlık Kitabı Mezarlık Kitabı’ndan… Bod, “Ya cadı?” diye sordu. “Evet. Kesinlikle” dedi Silas. “İntihar edenler, suçlular ve de cadılar. Günah çıkarmadan ölenler.” Alacakaranlıkta, gece yarısı kadar kara bir gölge gibi ayağa kalktı. “Çok konuştuk ” dedi, “ve ben henüz kahvaltımı yapmadım. Sen de derslerine geç kalacaksın.” Mezarlığın alacakaranlığında, sertçe içe çekilen nefes gibi bir ses duyuldu, kadife karanlık çırpındı ve Silas yok oldu. Bod, Bay Peworth’un anıtmezarına vardığında ay doğmaya başlamışu; Thomes Peworth (en sanlı dirilisin katiyetinde, burada yatıyor) onu bekliyordu ve hiç iyi bir ruh hali içinde değildi. “Geç kaldınız,” dedi. “özür dilerim Bay Peworth.” Peworth cıkladı. Önceki hafta Bay Peworth Bod’a Elementler ve Vücut Sıvtlan’tm1 öğretiyordu, ama Bod neyin ne olduğunu unutup durmuştu. Bir sınav olmasını bekliyordu, ama Bay Pcworth bunun yerine, “Birkaç günü pratik konulara ayırmanın zamanı geldi. Ne de olsa, zaman geçiyor” dedi. “Öyle mi?” diye sordu Bod. “Korkarım ki öyle genç Owens Efendi. Şimdi, Görünmezlik’te durumunuz nedir?” Bod bu sorunun sorulmayacağını ummuştu. “Fena değil,” dedi. “Yani. Anlarsınız.” “Hayır, Owens Efendi. Anlamıyorum. Neden bana göstermiyorsunuz?” Bod’un yüreği daraldı. Derin bir nefes aldı ve, elinden gelenin en iyisini yaparak, gözlerini yumup görünmez olmaya çalıştı. Bay Peworth etkilenmemiştir. “Pöh. Alakası yok. Hem de hiç alakası yok. Süzülme ve…

Anansi Çocukları / Neil Gaiman
Fantastik/ 15 Mayıs 2018

Anansi Çocukları Anansi Çocukları’ndan… Çoğu şeyin başladığı gibi, bu da bir şarkıyla başlar. Ne de olsa önce söz vardı ve söz dediğinizin bir melodisi olurdu. Dünya bu şekilde yaratıldı, boşluk bu şekilde bölümlere ayrıldı, topraklar ve yıldızlar ve düşler ve küçük tanrılar ve hayvanlar bu şekilde dünyaya geldi. Hepsi şarkıyla söylendi. Şarkıcı önce, gezegenlerle ve tepelerle ve ağaçlarla ve okyanuslarla ve küçük vahşi hayvanlarla işini bitirdi, sonra da büyük vahşi hayvanlar yine şarkıyla var edildiler. Varlığın sınırındaki uçurumlar ve av arazileri ve karanlık hep şarkıyla söylendi. Şarkılar kalıcıdır. Şarkılar süreklidir. Bir şarkı doğru söylendiğinde, imparatorları maskara eder, hanedanları devirir. Şarkıların anlattıkları olaylar ve insanlar, toprağa, düşe ve yokluğa karıştıktan çok sonra bile yaşamaya devam ederler. Şarkıların gücü budur. Şarkılarla yapabileceğiniz başka şeyler de vardır. Sadece dünyalar kurmaya ya da varoluşu yeni baştan yaratmaya yaramaz şarkılar. Şişko Charlie Nancy’nin babası, mesela, dışarı yıktığında harika olacağını umduğu, ummanın da ötesinde harika olacağını bildiği bir gece geçirmek için şarkıları kullanırdı. Şişko Charlie’nin babası bara girmeden önce barmen, o geceki karaokenin büyük bir fiyasko olacağı kanaatindeydi; ama sonra ufak tefek yaşlı adam mekâna girdi, bir köşeye kurulmuş uyduruk sahnenin yanında oturan ve daha yeni bronzlaşmış tenleriyle gülüşlerinden turist oldukları anlaşılan sarışınlara doğru aldırmaz tavırlarla yürüdü. Onlan şapkasını eğerek selamladı…