Karanlıklar Hakimi / Osman Aysu
Polisiye/ 14 Temmuz 2018

Karanlıklar Hakimi Karanlıklar Hakimi’nden… Uzun zamandan beri ilk defa işine giderken bu kadar makyaj yapıyordu. Aynadaki aksine bakıp hafifçe gülümsedi. Mesai arkadaşları onu bu sabah bu kadar süslü ve çekici görünce mutlaka şaşıracaklardı. Boşandığından beri kendini ihmal etmiş, daha ciddi, daha muhafazakâr giysiler seçmiş, kadınlığını ön plana çıkaran kıyafetleri giymekten kaçınmış, özellikle de hiç aşırı makyaj yapmamıştı, birkaç istisnai hal haricinde. Ama bu sabah uzun süre komada kaldıktan sonra yeniden hayata dönmüş bir hastanın mutluluk ve huzurunu duyuyordu içinde. Ruhu kıpır kıpırdı; tüm benliğini yaşama sevinci kaplamış, tatmin duygusunun inanılmaz hafifliğini bedeninin her zerresinde hisseder hale gelmişti. Aynaya bir daha baktı. Mükemmeldi, hatta kusursuz. O beğenmediği büyük ağzını bile şimdi küçük, sivri burnunu hokka gibi görüyordu. Fakat asıl mükemmeliyet ruhunda idi. Kendini on yaş genç-leşmiş gibi hissediyordu. Mütecavizinin sihirli elleri vücuduna değmeye başladığından beri onda da bu inanılmaz değişim oluşmuştu. Buna inanıp kabullenmek imkânsız gibi görünüyordu ama gerçek ortadaydı ve Nazan bunun henüz bir başlangıç olduğunu çok iyi biliyordu. Bu garip ilişkinin devam edeceğini de. Aynanın önünden ayrılmadan hülyalı görüntüsüne bakmaya devam ederken, mütecavizin bundan sonraki ziyaretinin acaba ne zaman gerçekleşeceğini düşündü. Adam dün gece sabaha doğru odasından çıkarken, yine geleceğini söylemişti. Ama tarih ve zaman vermemişti. Ayrılık anını içi…

Güvercin Kayalıkları / Osman Aysu
Polisiye/ 13 Temmuz 2018

Güvercin Kayalıkları Güvercin Kayalıkları’ndan… BİR kıskaç, ruhunu kemiren bir cendereydi durum. Afakanlar basıyordu genç kadını. Başını pencereye dayadı ve boş gözlerle karanlığa baktı. Gecenin ilerlemiş bir saatiydi. Dışarda şakır şakır yağmur yağıyordu. Poyrazın dövdüğü camlar yağan yağmurun izleri ile oluk oluk olmuştu. Dışarıyı göremiyordu, ama alnını dayadığı cam cildine buz gibi gelmişti. Derin bir iç çekti. Karamsarlığının sonu gelmiyordu. Yaşam fazlasıyla ağır gelmeye başlamıştı artık, iradesi tükenmiş, gücü kalmamıştı. Teşvikiye’deki apartman katına döneli iki ay olmuştu. Ama değişen bir şey yoktu. Tolga hep aynıydı. Yarı bunak, genç bir adam. Gün be gün daha da kötüye gidiyor, kişileri tanımıyor, hal ile bağıntısı derinleşiyor ve konuşmuyordu. Ailesinin tüm karşı çıkmalarına karşın Hakan’ı okula kaydettirmişti, çocuğun eğitimsiz kalmasını istemiyordu. On altı yaşında genç bir kızı kendine yardımcı olarak tutmuştu. Dışarıya çıkmak zorunda kaldığında Tolga ve Oya ile o ilgileniyordu. Kız akıllı ve güvenilir biriydi. Sapanca’dan dönüşte Valiliğe yazılı müracaatta bulunmuş koruma süresinin uzatılmasını talep etmişti. Süre temdit edilmiş, iki ay uzatılmış ama üç gün önce sona ermişti. Komiser Nihat’ın bütün muhalefetine rağmen Nur ikinci bir uzatma teklifinde bulunmamıştı. Her şey olacağına varırdı, sonsuza kadar koruma altında yaşayamayacaklarına inanıyordu genç kadın. Oğlunu her sabah okula kendisi götürüyor, akşamları da yine kendi alıyordu. Anne ve…

Gölgede Kalan Sırlar / Osman Aysu
Polisiye/ 12 Temmuz 2018

Gölgede Kalan Sırlar Gölgede Kalan Sırlar’dan… Soğuk fakat pırıl pırıl güneşli bir gün vardı dışarıda. Barış geceyi rahat geçirememiş, geç saatlerde uykuya daldığı ana kadar üzerinde çalıştığı mesele için düşünüp durmuştu. Emniyet Müdürlüğünün kapısından girip odasına doğru ilerlerken hâlâ esneyip duruyordu. Daha odasına girmeden koridorda Komiser Selim’le karşılaştı. “Günaydın, ağabey” dedi. “Günaydın. Bu hâlin ne aslanım, bütün gece uyumamışa benziyorsun.” “Uyumasına uyudum da, hiç uykumu alamadım. Bıraksalar akşama kadar uyurum.” “Ne yazık ki bu lüksün olamayacak. Baş komiser bizi yanına çağırdı.” ‘Yeni bir cinayet vakası daha mı?” “Hayır. Aslı Altınmızrak’ın otopsi raporu gelmiş.” Barış, Selim’in peşine takılarak odasına uğramadan doğruca Baş komiser Hidayet’in odasına doğru gitti. Amirleri makam koltuğunda düşünceli bir şekilde oturuyordu. Her zamanki gibi erkenci olduğu önündeki içilmiş kahve fincanından belli oluyordu. Onları karşısında görür görmez, “Alın, okuyun bakalım” diye otopsi raporunu önlerine sürdü. Raporu önce Selim alarak gözden geçirdi. Sonra raporu Barış’a uzattı. Barış raporu okurken Selim mırıldandı. “Amirim raporda kayda değer bir bilgi yok. Hemen hemen her şey düşündüğümüz gibi.” Hidayet gür sesiyle homurdandı: “İşin kötü yanı da bu ya! Cinayet aletinin on beş santim uzunluğunda cerh edici bir nesne olduğu yazılı. Tam kalbe isabet eden bir vuruş olduğu belirtiliyor ve de tek bir darbe. Ölüm…

Elissa / Osman Aysu
Polisiye/ 11 Temmuz 2018

Elissa Elissa’dan… Onu ilk gördüğümde, ilerde ruhumda nasıl derin yaralar açacağı aklımın ucundan bile geçmemişti. İlk bakışta, her gün, her yerde sık sık karşılaştığımız sıradan insanlardan farkı yoktu; daha doğrusu bana öyle gelmişti. İlgilenmemiştim önce. Resimlerimi teşhir ettiğim galeriyi gezen ve sonra da çıkıp giden sayısız ziyaretçilerden biri olarak bakmıştım ona. Fakat yanıma yaklaşıp konuşmaya başladığında sahip olduğu nitelikler birer birer dikkatimi çekmeye başladı. Gözlerindeki canlılığı ilk o zaman yakalamıştım. Kuşkusuz asıl çarpıcı özelliği zekâsı, hazırcevaplığı, üstün muhakeme gücü ve tüm sorunları basite indirgeyen pratik çözümler üretmedeki başarısıydı. Sohbetimiz ilerledikçe bu genç kıza duyduğum hayranlık artmaya başlamıştı. Önceleri sadece bir takdir duygusuydu bu; daha fazlasına, özellikle sahip olduğu fiziksel mükemmeliyete dikkat etmemiştim. Resim hakkında konuşuyorduk ve konuşmamız bu sanatın sınırları içinde kalıyordu. Zaten o günkü giysileri içinde, yirmi beş yaşının gösterişsiz masumiyetini taşıyordu. Ne yazık ki asıl hatayı o an yaptığımı birkaç gün sonra anlayacaktım. O gün yanında bir kız arkadaşı daha vardı ve sohbetimiz sırasında hiç konuşmadan sadece bizi dinliyordu. Hatta sohbetimizden biraz sıkılmış gibiydi, ama ona pek aldırdığımız yoktu. Ne de olsa bir sanatçıydım ve karşımdaki güzel kızın estetik mükemmeliyeti de her geçen dakika beni biraz daha kendine çekiyordu. Onun resmini yapmak fikri de o an kafama takılmıştı….

Doğum Günü 15 Aralık / Osman Aysu
Polisiye/ 10 Temmuz 2018

Doğum Günü 15 Aralık Doğum Günü 15 Aralık’tan… İlk karşılaşmamız Etiler sırtlarından Bebek’e inen yokuşta olmuştu. Bir kaza; kısa fakat mutlu bir beraberliğe yol açan bir trafik kazası nedeniyle tanışmıştım Sitem’le. Zaten hayatımızı hep kazalar yönlendirmiş, tanışmamıza da, ayrılmamıza da kazalar neden olmuştu. Babası o lanet ve uğursuz arabayı yeni hediye etmişti Sitem’e. Ilık bir mayıs öğleden sonrası arabamla Bebek’e iniyordum. Arkamda birden V8 motorlu kocaman, kırmızı bir Amerikan Ford’unun homurtusunu duydum. Dikiz aynasına göz attığımda hızla yaklaşan arabanın duramayacağını anlamıştım zaten, sağa kaçamazdım, çarpacağını anladım. Arabanın direksiyonundaki genç ve tatlı kız frenlere yapışmıştı. Acı fren sesleri kulağıma yansıdı, ama çarpmayı önleyemedi. Yerimde sarsıldım. Durmuştuk. Hırs ve biraz da kızgınlıkla arabadan çıktım. Çatıp söylenecektim; böyle dikkatsiz ve sorumsuz araba kullanılmazdı. Mutlaka acemiydi ya da ehliyetsiz. O yokuşta böyle sürat yapmasını kabul edemezdim. Önce arabamın arkasındaki hasarı anlamak için homurdanarak arkaya geçtim. Ufak tefek çökükler vardı tabii, ama tahmin ettiğim kadar da değil. O da inmişti Ford’dan. Hatasını peşin peşin kabullenen bir mahzunluk ve suçluluk içinde yüzüme baktı. İlk defa göz göze geldik. Söylenmek için ağzımı açtım, fakat dudaklarımdan tek kelime çıkmamıştı. Aptal aptal yüzüne bakıyordum. Ömrümde böyle güzellik görmemiştim. Uzun boyu, ince yapısı, omuzlarına dökülen sarı saçları ve emsalsiz lacivert…

Çöl Akrebi / Osman Aysu
Polisiye/ 9 Temmuz 2018

Çöl Akrebi Çöl Akrebi’nden… Engin Mert, Honda’sını apartmanın bakımlı bahçesinin park etmeye ayrılmış işaretli beton kulvarlarından birine soktu. Arabadan çıkmadan önce derin bir soluk aldı. Aradan geçen bunca zamana rağmen Selda ile her karşılaşma yüreğinde tatlı bir heyecanın yeniden kıpırdanmasına yol açıyordu. On beş günlük bir aradan sonra eski karısının nasıl bir tutum takınacağını merak ediyordu. Oğlunu almaya gitmeden önceA onca yolu tepmiş, Erenköy’e kendi evine uğramış, duş almış, tıraş olmuş ve itina ile giyinmişti. Sırtında İtalyan keteninden ekose bir gömlek, bol kesimli, modaya uygun, tiril tiril poplin bir pantolon vardı. Bordo rengi mokasenleri pırıl pırıl parıldıyordu. Engin, Selda’nın kocası ile karşılaşmamak için onların dairesine çıkmaz, genellikle aşağıdan zili çalarak geldiğini haber verirdi. Zaten çoğu zaman küçük oğlu pencerenin dibinde babasının gelişini gözlerdi. Her defasında da Selda çocuğu aşağıya kendisi indirir, bazı tembihlerde bulunurdu. Engin, gözlerini apartmanın giriş kapısına dikerek inişlerini bekledi. İki dakika sonra ana oğul kapıda göründüler. Okan annesinin yanından fırlayıp koşmaya başlamıştı. Honda’nın yanında duran Engin kollarını iki yana açıp oğlunu kucakladı. Sarmaş dolaş oldular. Çocuğun, babasını çok özlediği her halinden belliydi. Kimbilir, ufak ruh dünyası hangi etkilerin çalkantısı içindeydi ki, göz pınarlarında güçlükle zaptetmeye çalıştığı damlacıklar oluştu. Ağlamamak için kendini zorluyordu. Engin onun ufak sırtını, yatışması…

Bir Beyazperde Masalı / Osman Aysu
Polisiye/ 8 Temmuz 2018

Bir Beyazperde Masalı Bir Beyazperde Masalı’ndan… BU GECEYİ rahat geçirmiştim. Zaman zaman uyanmama rağmen durumum iyi sayılırdı. Tabii, yaralarımda ufak tefek sızlamalar oluyordu ama bu kadarına dayanabilirdim. Beni asıl rahatsız eden husus gözümde}ti bandajdı. Tek gözle etrafı seyretmeyi çok yadırgıyordum. O gün ziyaret saatinde içime bir hüzün çöktü. Koğuş birden hareketlenmişti; hemen hemen her hasta yatağının kenarına yakınları, eşleri, dostları dolarken ben tek başıma kalmıştım. Doğal olarak ne gelenim vardı, ne de gidenim. Sadece sağımdaki ve solumdaki hastalara uğrayanlar, beni görünce nezaketen bir geçmiş olsun diyorlardı. Bu bir zaaf alameti olmalıydı; ilk defa böyle bir yerde terk edilmişliğimi, yalnızlığımı ve hayatımda kimsenin olmadığını çok çarpıcı bir şekilde hissediyordum. Gariptir, fakat içime bir hüzün çökmüştü. Uzun süredir buna alıştığımı sandığım halde müteessir olmuştum. Demek insan doğası gereği, hangi şartlar altında olursa olsun, ilgi ve ihtimam görmek istiyordu. Terk edilmişliğe alışmak safsatadan ibaretti. Ziyaret saatinin bitimine on beş dakika kala birden heyecanlandım, koğuş kapısından giren şahsı görünce yüreğim pır pır atmaya başladı. Cevat Baba idi bu. Bu dünyadaki tek dostum, iyilik timsali, altın kalpli, sevecen ve eski hayranım kahveci Cevat Baba. Hastane polisinden öğrendiğim kadarıyla, beni kanlar içinde sokağa serilmişken bulan, hemen bir taksi çevirip İlkyardım’a yetiştiren insan. Ürkek ve çekingen haliyle…

Atkuyruklu Adam / Osman Aysu
Polisiye/ 7 Temmuz 2018

Atkuyruklu Adam Atkuyruklu Adam’dan… Banyoya girdi. Burada koku daha da yoğundu. İki duvar arasına ip gerilmiş, birkaç parça iç çamaşırıyla iki tişört kuruması için as ılmıştı. Klozete yaklaştı. İdrarın sararttığı s ıvının üzerinde dışkılar yüzüyordu. Tiksinerek sifonu çekti. Yaln ızca kuru bir gürültü geldi. Sular kesikti. Çaresiz kızın yanına döndü. Oda son derece da ğınık ve pisti. İğrenerek etrafı inceledi. Daha önce buna f ırsat bulamamıştı. Bir duvarda Humphrey Bo-gart ve Ingrid Bergman’lı ünlü Casablanka filminin afi şi, yanında da sivri sakallı Lenin posteri asılıydı. Ufak tahta bir masanın üzerinde kaynatılmaktan is tutmuş gri bir çaydanl ık, kirli çay bardakları ve yar ısı yenmi ş bayat bir simitin saç ılmış susamlar ını gördü. Kimse oturmazd ı bu berbat yerde. Tam bir fare yuvas ıydı… Temmuzun bo ğucu sıcağı sanki adam ın teninden fışkırıyor-du. Yeleğini çıkardı, yavaş yava ş soyunmaya başladı. Artık acele etmeliydi. Bu pis, iğrenç ve şehvet kokusu sinmiş evde daha fazla oyalanması gereksizdi zaten. Kutsal görevi onu bekliyordu.. Yata ğa yaklaştı. Kız aynen bıraktığı gibi duruyordu. Hareketsiz ve az sonra ba şına geleceklerden tamamen habersiz, tam ve mutlak bir teslimiyet içinde.. Açıkta duran çıplak memesine ve ayrık bacaklarına baktı. Erkeklik organı kabarm ıştı. Kızın yanına uzandı. Gözlerinde iki…