Sessiz Harp / Ümit Deniz
Polisiye/ 20 Aralık 2019

Sessiz Harp Sessiz Harp’ten… Endonezya’da büyük çiftlikleri vardı. Uzak şarka yaptığını bir seyahatte bana çok yakınlık göstermiş ve ağırlamada hiç kusur etmemişti. Senenin altı ayını burada altı ayını dışarıda geçirirdi. Seyahatten döndüğümü duyunca bu akşam beni evine davet etmişti. Hoş olmamakla beraber davetine icabet zorunda kalmıştım. Bunları düşüne düşüne o kaygan yollarda arabamı kullanırken daha şimdiden ev sahiplerine hangi bahaneyi uydurarak oradan ayrılacağımı tasarlıyordum . Yaz aylarında Maslak – Hacıosman – Büyükdere asfaltında sık sık jandarma devriyelerine rastlanır. Buraları jandarma bölgesine girdiği için asayişi temin ile onlar mükelleftir. Fakat kışın bu devriyeler kısmen olsun tavsar. Nitekim yarım saattir geçtiğim yerlerde de tüfeklerini ters asmış hiçbir devriyeye rastlamadım . Saat sekiz buçuğa geliyordu. Kış akşamı için sekiz buçuk, geceyarısına yakın sayılır. Fakat bana yemeğin dokuzda hazırlanacağım söyledikleri için ben de ağırdan almayı tercih etmiştim. Bu gece sanki göğün dibi delinmişti, bardaktan boşanırcasına tabirine uygun olarak rahmet:, İstanbul’u boydan boya yıkıyordu. Bir aralık o hale geldi ki, arabamın farları kesif bir sis bulutuna girmiş gibi dört beş metreden daha ilerisini delememeye başladı. Haliyle gazı kesip sü r’ati azaltmaya mecbur oldum. Bir yandan da Hüseyin beyin bu münasebetsiz davetine küfür edip duruyordum. A mübarek adam, ziyafet verecek zaman mı bulamadın? Hacıosman’m meşhur çınarı…

Yalvarırım Yetişin / Ümit Deniz
Polisiye/ 19 Aralık 2019

Yalvarırım Yetişin Yalvarırım Yetişin’den… Biz eskiler arasında kıdeme hürmet, değişmez bir an’ane idi. Onun için Sadûn Ağabey icabında Yazı İşleri Müdürünü bile terslerdi. Konuşma şekline boş verip derdimi anlattım. Zeki gözlerini suratıma dikip bir müddet beni süzdü. Sonra: — «Sana lazım olan Cazip Tunç mu, yoksa güzel kız mı?» — «Bütün aile hakkında malumat istiyorum.» — «Bütün aile dediğin? zaten iki kişi. Anneleri ve bir kardeşleri geçen sene İsviçre’de, otomobil kazasında öldüler.» Demek ki, bana telefon edip imdat isteyen kadın güzeldi. Cıcırtılı iskemlesinden kalkıp arkadaki dolaplara ilerledi. Bir iki göz karıştırdıktan sonra iki dosya ile döndü: — «Şu resimler dosyası. Öbüründe de Cazip Tunç’a dair gazetelerde çıkmış olan kupürler var.» Vakit kaybetmeden yandaki büyük masaya geçip dosyalan tetkike başladım. Evvela fotoğraflara baktım. Bunlar, sosyetede meşhur olan ailenin muhtelif yerlerde ve evlerinde çeldim iş olan resimleri idi. Cazip Tunç sırf say-ü gayreti ile zengin olan kabiliyetli iş adamları safında yer aldığı için kendisine gazeteler ve mecmualar da kıymet vermiş ve hakkında muhtelif sitayişkâr yazılar neşretmişlerdi. Aile aslen İzmirli idi. İstanbul’a gelip yerleşeli ancak yedi sene olmuştu. Buna rağmen yine de sosyetede lâyık oldukları mevkii kolaylıkla elde etmişler ve gazetelerin sosyete yazarları onlara büyük ehemmiyet vererek sütunlar açmışlardı. Tunç’lann iki kızı vardı….

Yakut Gözlü Kedi / Ümit Deniz
Polisiye/ 18 Aralık 2019

Yakut Gözlü Kedi Yakut Gözlü Kedi’den… Naci Baba, hoşbeşten sonra, lâfı daha fazla uzatmadan hemen sadede geçmiş ve bu gece için Abdürrezzak Paşaların köşkündeki partiye gitmemi söylemişti. — “Ama davetli değilim, hocam.. ” — “Bizim dedikodu muhabirini davet etmişler; onun yerine sen gidersin, olur biter…” — “Ama nasıl olur ?…” — “Basbayağı olur. Dedikodu muharrirliğinden onu azlettim, seni nasbettim !…” Baba patronun hiç şakası yoktur. Kaim kaşlarını çatıp, çehresini mıncıklamasından, işin mühim olduğunu anlamıştım: — “E… Pekâlâ… Sonra ne olacak?” O zaman odadakileri dışarı çıkartıp, bana hikâyeyi nakletmişti. — “A üstadım, bunu peşin söyleseydin, beni dedikodu muharriri nasbetmene hiç lüzum kalmayacaktı.” — “Seni köftehor seni!… Şimdi gevrek gevrek gülersin, değil mi?” Ondan sonra aramızda kısaca son durumu konuşup, kat’î bir karara varmıştık. Bu geceki partiye iştirak edeceğim ve Paşadan gereken malûmatı alacağım… — “Murat, uyuvor musun kuzum?” — “llıh ?” ” — “Uyuyor musun ayol? Deminden beri sana sual soruyorum!. -” Birden toparlandım. Çamlıca’daki köşkün bahçesinde, kollarınım arasında dünyanın en nefis mahlûku ile dansediyordum: — “Affedersin, Aylin!… Birden dalmışım, farkedemedim.” — “Korkarım aklın, Şimalin güzel kadınlarında kaldı…” — “Şimalde değildi, biliyorsun. Kutuplarda da güzel kadın, çölde nilüfer aramaya benzer…” O, inanmamış, sitemli gözlerle bana bakarken, birden uzaklardan, cazın bile sesini…

Ölüm Perdesi / Ümit Deniz
Polisiye/ 17 Aralık 2019

Ölüm Perdesi Ölüm Perdesi’nden… İşte şimdi el birliği ile altıncı kurbanı arıyorlardı. İşin tuhafına bakın ki, bu vazifeye en münasip olarak da beni bulmuşlardı. Ben zâten garibin biriydim. Kaza ile onbeş sene evvel düştüğüm bu meslekte başıma gelenler bugüne kadar pişmiş tavuğun başına gelmemişti. Harp muhabiri olarak gittiğim yerlerde esir mi düşmemiştim? Polisle beraber katil yakalıyacağım diye serseri kurşunlara hedef mi olmamıştım? Hint fakirlerinin esrarını çözeceğim diye, başımdan büyük haltlara karışıp harcanmak raddelerine mi gelmemiştim? Hepsi, hepsi bu kuru kafamın etrafında dönüp dolaşmıştı ama Allaha bin şükür hâlâ turp gibi yaşayıp gidiyordum işte. Fakat galiba, bu defa -postu kökten kaptıracaktım. Zira Cemil Paşanın anlattıklarına bakılırsa, bu seferki macera, benim Lâhor’daki içine düştüğüm yılanlı kuyudan da beterdi… Paşa anlatırken, bizim patron bermutâd bol keseden savurmuş ve: — «Azizim», demişti. «Hiç merak etme tam adamını buldun. Bizim Murat bu iş için biçilmiş kaftandır. Akşama sabaha kalmaz, sana bütün casusları ağa düşmüş balık gibi toparlar getirir, teslim eder.» Vay babam vay! Ben ne imışim de habebrim yokmuş. Halbuki Paşa: — «Murat bey», demişti. «Üzerinize alacağınız cidden pek tehlikeli bir mevzudur. Muvaffakiyet yüzde beş ise, ölüm yüzde doksan beşlik Onun için isterseniz şimdiden vazgeçebilirsiniz. Patronunuz karakteriniz Hakkında gereken kefaleti verdiği için size açıklamakta bir…

Kanlı Kolyeler / Ümit Deniz
Polisiye/ 16 Aralık 2019

Kanlı Kolyeler Kanlı Kolyeler’den… Biriçim’in yanındaki erkek Nazmi Tan adında kadın terzisi, desinatör ve fotoğrafçı idi. Kendisini gıyaben tanıyordum, zengin bir ailenin vârisi idi ve son senelerde çıkan büyük bir mecmuanın kadın sayfasını yapıyor, fotoğraflarını çekiyordu. Kızın, benimle tanıştırma şeklini pek beğenmemiş olacak ki, konuşurken müstehzi bir tavır takmıyordu. Ona aldırış etmeden kız ile meşgul olmaya başladım. Zaten Vesamet hanım da bu sırada Nazmi’nin koluna girip onu büfeye doğru sürüklemişti. Biriçim ile kolay anlaştık. Bu akşam Nazmi Tan’a söz vermişti fakat yarın akşam benimle çıkmaya razı oldu ve adresini verdi. Vesamet hanımın dediği gibi, Levent’de oturuyordu. Akşam saat sekizde geleceğimi söyleyip onu kavalyesinin yanına götürdüm ve partiden ayrıldım. Zira fevri mütecanis insanların toplandığı bu tip partilerden çok çabuk sıkılırdım. Puslu bir sonbahar akşamında acemi şoförlere iltifat yağdırarak bunları düşünüyordum. «Onaltı yaşındasın…» «Çok güzelsin…» «Benim olacaksın….» «Benim olacaksın…» Melodi biraz sonra evine varacağım kız hakkındaki hislerime tamamen uyuyordu. «Yirmibeş yaşındasın…» «Bebek gibi yavrusun…» «Sıkı dur geliyorum…» Bu da benim şarkımdı… Birden bütün keyiflerimin üzerimde olduğunu hissettim. Şu kavanoz dipli dünya hakikaten yaşanmaya değerdi. Kaç gündür yağmurlar altında yıkanan şehir bu sabah güneşe kavuşmuş, İstanbullu yazdan bir gün yaşamaya başlamıştı. Havadaki hafif sis ve pus bundan ileri olsa gerekti. Zincirlikuyu’yu geçip Levent’e…

İstanbul Tehlikede / Ümit Deniz
Polisiye/ 15 Aralık 2019

İstanbul Tehlikede İstanbul Tehlikede’den… Kulaklarımda ziller, başımın içinde çanlar, kampanalar çalıyordu. Ağzımda tuzlu bir lezzet vardı. İçim habire çekilip çekilip kendi’ ni koyuveriyor, sonra yeniden kanatlanmaya başlıyordum. Neredeydim? Neden böyle olmuştum? Bir türlü aklımı başıma toplayıp da bu »acayip hale bir sebep bulamıyordum. Bir hayli keyifliydim galiba? Çok mu kaçırmıştım acaba..? Yok yok, galiba paraşüt kulesinden beni sallamışlar, ama yere ineceğime kordonum takıldığı için muallakta asılı kalmıştım. Bu düşünce hoşuma gitti.. Öyle ya, neden , olmasın..? Şimdiye kadar başıma gelenler pişmiş tavuğun yanından bile geçmemişti. Paraşüt kulesinde de asılı olabilirdim, astronotlar gibi fezada da dolaşabilirdim. Bu acayip halime gülmek geldi içimden. Galiba sırıtmaya da çalıştım. Ama o zaman birden kendimi toparladım. Çünkü ensemden inen bir sancı omuz başlarıma doğru yayılıverdi. Vay canına..! Ben ne paraşüte asılıydım, ne de fezada dolaşıyordum. Eğer kelimenin tam manası ile söylemek gerekirse ben düpedüz yerlerde sürünüyordum. İngiltere’den aldığım o gıcır gıcır Burberry pardösüm paçavra bohçasına dönmüştü. Dizlerime kadar pis bir su birikintisinde, yüzükoyun yatıyordum. Yavaşça doğrulmak istedim. Başımı sallayıp toparlanmaya çalıştım. İşte o zaman kellemin arka tarafındaki sızıyı daha iyi hissettim. Karanlık ve dar bir geçitteydim. Ahmak ıslatan cinsinden yağan yağmur beni ıslık sıçanına çevirmişti. Şapkam bir yere yuvarlanmış gitmişti: Güçlükle toparlanıp kalkmaya çalıştım. Gözlerim…

Gece Gelen Ölü / Ümit Deniz
Polisiye/ 14 Aralık 2019

Gece Gelen Ölü Gece Gelen Ölü’den… Bu saatte evden çıkmam hususunda kimbilir şimdi neler yoracak, nasıl endişelenecekti? Onun için: “— Dışarıdan bir ahbabı gelecekmiş, onu karşılamaya hava alanına gitti dersin ağa Fırsat bulunca sonra ben de telefon ederim tekrar” “— Garajı açayım mı küçük bey?..” “— Zahmet etme, hallederim ben o işi de Haydi eyvallah” ”— Güle güle” Yolda giderken yine bu acayip davete aklım takılmıştı. Necmi bu saatte beni neden istemişti acaba? Sonra kendi telefon etmeyip neden adamlarına ettirmişti? Hadi hatlar bozuk diyelim Kendi çıkıp edemez mi idi bir yerden?.. Kaldı ki onun da altında arabası vardı?.. Acaba yaşlı annesine bir şey mi olmuştu? Yahut da kızkardeşine ?.. Yonca’yı düşünmek, menekşelerin en canlısından bir çift güzel gözün ürpertisini uyandırdı içimde Allah korusun Hadi canım Ben de pek budalaca tahminlerde bulunuyordum bu sabah. Sahil asfaltına geldiğim sırada şafak da iyiden iyiye atmıştı. Mevsim bahar olduğu için denizin iyodu ile toprağın o kendine has kokusu birbirine karışıyor, insanda başlı başına bir yaşama arzusu uyandırıyordu. Dün geceki ziyafette o kadar fazla kaçırmasaydım kendimi daha iyi hissedecektim ama, gerek uykumu almamış olmak, gerek başımdaki hafif ağrı bu davetin acaipliğindeki düşüncelerle de karışınca büsbütün şakaklarımda kıskaç halinde beliriyordu. Geceyi, Dünya Endüstri Bankası Umum Müdürünün…

Casuslar Savaşı / Ümit Deniz
Polisiye/ 13 Aralık 2019

Casuslar Savaşı Casuslar Savaşı’ndan… İkisi de rahat bir nefes aldılar. «— Dinliyorum paşam, nedir emirleriniz…» Dinç ihtiyar cebinden küçük bir not defteri çıkarıp on m içindeki yazılara baka baba anlatmaya başladı: «— Murat Bey, olaylar beş ay evvelinden başlıyor, ben size vak’aları parça parça anlatacağım, sonunda siz bunlardan bir netice çıkaracaksınız…» Burnuma yine kan ve barut kokulan gelmeye başlamıştı. «— Memleketteki yeraltı faaliyetlerine dair ilk raporu Ocak ayında aldık. Teşkilâtımızın Mardin Şubesinde bulunan ajanımız merkeze gönderdiği şifrede cenup hududumuzdan gizlice içeri silâh kaçırıldığını açıklıyor, mütemmim malûmatı da ikinci raporunda vereceğini yazıyordu. Fakat ne çare ki bu ikinci rapor elimize geçmedi, zira şifreyi yolladığından iki gün sonra ajanımızı hudut bölgesindeki mayın tarlasında parçalanmış bir halde buldular. Kazaen ölmesine imkân yoktu, zira hem mayınların geçit verdiği noktaları bildirdi, hem de Mardin’in yerlilerindendi.» «— O bölgeye öldürüldükten sonra atılmıştı o halde?..» «— Evet, öyle olmuştu. Şubeyi takviye edip oraya yeni bir ekip gönderdiğimiz halde maalesef elimize başka, işe yarar malûmat geçmedi. Tam bunu alelade bir kaçakçılık vakası telâkki ediyorduk ki Antalya büromuzdan başka bir şifre aldık. Alanya civarına gece yanaşmak isteyen iki yüz tonluk bir motor fırtınadan kayalara çarpıp batmış, mürettebatı da boğulmuştu. Ajanlarımızın ilgisini çeken husus sahile vuran külliyetli enkaza rağmen motorun…

Azrailin Habercisi / Ümit Deniz
Polisiye/ 12 Aralık 2019

Azrailin Habercisi Azrailin Habercisi’nden… Şapkamı ve pardesümü alan uşak nazik bir tarzda: “— Sizi çok merak ettiler efendim,” dedi. “Biraz daha gecikseydiniz, aşağıya postahaneye inip gazeteye telefon edecektim…” “— Maalesef geciktim. Çünkü arabam, yolun alt başında çamura saplandı. Onu çıkarmak için uğraştım.” Dışarıda gök gürlüyor, bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu. Bulunduğum yer, mermer döşeli geniş bir holdü. Oymalı meşeden masif bir masa, uzun arkalıklı dört möşe koltuk, bunların arasına konmuş, duvara dayalı iki zırhlı şövalye heykeli, pandülü güneşi andıran büyük bir duvar saati, iki kola ayrılarak yukarı çıkan mermer merdiven, ortaçağ harblerini canlandıran üç büyük tablo ve muhteşem bir avize, ilk gören için, buraya bir Avrupa şatosunun atmosferini veriyordu. Kont Giokomo Pellegrini, nevi şahsına münhasır bir italyan asilzadesiydi ve Türk muhibbi olarak tanınmıştı. Venedik Dükalarının torunu olmakla iftihar eder ve bunu da her zaman söylemekten zevk duyardı. Efsanevî bir serveti olduğundan bahsedilirdi. Nitekim Hereke’nin İzmit körfezine bakan sırtında inşa ettirdiği bu şato stilindeki evi ile buraya her hafta sonu çağırdığı geniş davetli kitlesi onun bu hususiyetini de açıkça meydana kordu. Kendisiyle tanışmamız pek yeni değildi. İtalya’da bulunduğum sırada, tesadüfen oniki yaşlarında küçük bir kızı boğulmaktan kurtarmıştım. Yavrucak beni ebeveynine tanıştırdı. Ablası ve eniştesiyle beraber oturuyordu. Sicilya’nın bu sayfiye şehrine yazı geçirmek…

Üç Çatılı Ev / Arthur Conan Doyle
Polisiye/ 5 Aralık 2019

Üç Çatılı Ev Üç Çatılı Ev’den… Kız, adamın bu davranışından korkarak yanından kaçmış ve her zaman yemeği getirip uzattığı pencereye doğru yönelmiş. Pencere zaten açıkmış ve Hunter içerideki küçük masada oturuyormuş. Tam Hunter’a olan biteni anlatmaya başlamış ki, yabancı gene gelmiş, pencereden içeri başını uzatarak: ‘İyi akşamlar,’ demiş. ‘Seninle konuşmam lazım.’ Kız adam konuşurken kapalı olan elinin arasından küçük bir kâğıt paketin sarktığını gördüğünü söylüyor. ‘Ne işiniz var burada?’ diye sormuş Hunter. ‘Cebini doldurabilecek bir iş,’ demiş adam. ‘Burada Wessex Kupası’na katılacak iki tane atın var; Gümüş Şimşek ve Bayard. Bana gerçeği söyle, sen de kazan. Koşuda Bayard’ın Gümüş Şimşek’e bin yardada yüz yarda fark atacağı ve bu ahırda da ona oynanacağı doğru mu?’ ‘Demek sen de o lanet tüyoculardan birisin!’ diye bağırmış genç adam. ‘Şimdi King’s Pyland’da senin gibilere ne yapıldığını göstereceğim sana.’ Yerinden fırlamış ve ahırın öte yanına köpeği çözmeye gitmiş. Kız, eve doğru koşmuş, koşarken adamın pencereye doğru eğildiğini görmüş. Ancak bir dakika sonra Hunter dışarı çıktığında adam ortalarda yokmuş. Tüm binaların etrafını aramasına rağmen adamdan bir iz bulamamış.” “Bir dakika,” dedim, “Ahırdaki genç, köpeğiyle birlikte dışarı çıkarken, kapıyı açık mı bırakmış?” “Harika Watson, harika!” diye mırıldandı Holmes. “Bu noktayı ben de merak ettim ve konuyu açıklığa…

Suç Detayda Saklıdır / Arthur Conan Doyle
Polisiye/ 4 Aralık 2019

Suç Detayda Saklıdır Suç Detayda Saklıdır’dan… “Watson, korkarım gitmek zorundayım,” dedi Holmes, bir sabah kahvaltıdan sonra. “Nereye peki?” “King’s Pyland, Dartmoor’a.” Buna hiç şaşırmamıştım. Aslını sorarsanız, bütün İngiltere’yi çalkalayan bu esrarengiz vakaya nasıl oldu da hâlâ bulaşmadı diye merak ediyordum zaten. Dostum odada bütün gün çenesi göğsünde, kaşlarını çatmış, piposunu art arda doldurarak bir ileri bir geri yürümüş ve yine her zamanki gibi bütün sorularımı ve sözlerimi duymazdan gelerek düşüncele-re dalmıştı. Gelen her gazete, şöyle bir göz atıldıktan sonra bir kenara atılmıştı. Ama ne kadar sessiz olsa da aklından neler geçtiğini tahmin edebiliyordum. Onun dedektiflikteki şöhretine meydan okuyabilecek tek bir vaka vardı; o da Wessex Kupası’nın favori atının kayboluşu ve antrenörünün trajik ölümüydü. Bu yüzden olay yerine gitmek istediğini söylemesi beni hiç şaşırtmadı. “Eğer sana ayak bağı olmazsam ben de gelmekten memnunluk duyarım,” dedim. “Sevgili Watson, gelmekle büyük bir iyilik yapmış olursun. Bu iyiliğin yanı sıra sanırım zamanını da boşuna harcamış olmayacaksın; çünkü bu vaka tamamen benzersiz olacak gibi görünüyor. Acele etmezsek treni kaçıracağız. Sana her şeyi yolda anlatırım. Bu arada, dürbününü de yanına alırsan sevinirim.” Böylece bir saat içinde kendimi birinci sınıf vagonda, Exeter’e giderken buldum. Sherlock Holmes bir süre, Paddington’dan aldığı yeni gazetelere göz attı. Daha sonra son…

Sokaktaki Bir Deli / Arthur Conan Doyle
Polisiye/ 3 Aralık 2019

Sokaktaki Bir Deli Sokaktaki Bir Deli’den… Karnım doyunca, eski defterleri karıştırdım. Sekiz yıldan beri dostum olan Sherlock Holmes’un yöntemlerini incelemekteyim. Notlarıma göz gezdirdiğim zaman, olağanüstü yetmiş meseleye rastlıyorum. Feci, komik, acayip olanları var, ama hiç biri sıradan, basit değil. Sebebi meydanda, Holmes herhangi bir işle uğraşmaz, o para kazanmak için değil, meslek aşkı uğruna, çalışır. Bunun için sıradan olaylara karışmaz, ona olağanüstü, şeytanın karıştığı meseleler lâzımdır. Bana kalırsa Sherlock Holmes’un üzerine aldığı “Şeytanın karıştığı” en acayip iş de, Surrey’de temasa geçtiği Roylott Stoke Moran ailesi macerasıdır. Bu macera, Baker Street’teki evinde Sherlock Holmes’le beraber oturduğum zamana aittir. Eğer namus sözü vermemiş olsaydım, bu macerayı daha önce açıklardım. Namus sözü verdiğim kadın geçen ay öldü, verdiğim sözü tutmayabilirim artık. Hem bu meselenin iç yüzünü açıklamakta da fayda vardır. Doktor Grimesby Roylott’un ölümü halk arasında birçok söylentilere yol açmıştı. Hakikat de korkunçtur ama söylenenler kadar değil. Bir Nisan sabahı erkenden uyandım, çünkü Sherlock Holmes giyinmiş olarak başucumda duruyordu. Dostumda erken kalkmış bir insan hali yoktu. Saatin yediyi çeyrek geçtiğini görünce, Holmes’e hem hayretle, hem sitemle baktım. Benim değişmez alışkanlıklarım vardır, rastgele saatte rahatsız edilmek istemem. Sherlock Holmes: —Sizi uyandırdığıma müteessifim, dedi, fakat başa gelen çekilirmiş: Bayan Hudson’u uyandırmışlar, o da beni uyandırdı,…

Sarı Surat / Arthur Conan Doyle
Polisiye/ 2 Aralık 2019

Sarı Surat Sarı Surat’tan… Dostum, koltuğundan yavaş bir şekilde elleri sabahlığının cebinde olduğu hâlde kalktı ve omzumun üzerinden bakmaya başladı. Aydınlık, soğuk bir Şubat sabahıydı ve önceki günden kalma karlar yeri kalın bir örtü gibi kaplamış, kış güneşinin altında parlıyordu. Baker Sokağı’nın merkezinde bulunan karda, işleyen trafik sayesinde, kahverengi bant şeklinde yol açılmıştı ancak yolun her iki tarafında ve yürünen yerlerde kar beyaz bir örtü gibi duruyordu. Gri yol döşemeleri temizlenmiş ve kazınmıştı fakat hâlâ tehlikeli derecede kaygan oldukları için normalde olduğundan daha az yolcu vardı. Aslına bakılırsa, tuhaf davranışları ile ilgimi çeken bir beyefendinin dışında, Metropolitan İstasyonu yönünden gelen hiç kimse yoktu. Ellili yaşlarda, uzun boylu, cüsseli, kuvvetli, azametli bu adamın kocaman, güçlü bir şekilde beliren yüzü ve emreden bir duruşu vardı. Siyah frakı, parıldayan şapkası, zarif, kahverengi tozlukları ve gri pantolonuyla zengin bir tarzı olmasına rağmen kasvetli bir şekilde giyinmişti fakat tavırlarına, kıyafet ve görünümüne uymuyordu. Bitkin gibi duruyor ancak acelesi varmış gibi bazen hızlanıyor, ardından yavaşlıyordu. Yürüdüğünde ellerini bir aşağı bir yukarı götürüyor sallıyor; kafasını sağa sola çeviriyor, yüzü garip bir hal alıyordu -Bu adamın ne sıkıntısı var? Devamlı olarak evlerin numaralarına bakıyor, dedim. Ellerini birbirine sürten Holmes: -Galiba buraya geliyor, dedi. -Buraya mı? -Evet. Sanırım bana…

Mavi Yakut / Arthur Conan Doyle
Polisiye/ 29 Kasım 2019

Mavi Yakut Mavi Yakut’tan… Dostum Sherlock Holmes’un ev sahibesi Bayan Hudson dünyanın en sabırlı kadınıdır. Her Allahın günü evini acayip ve şüpheli kişilerin doldurması yetmiyormuş gibi, bir de ilginç kiracısının tuhaf alışkanlıklarına ve düzensiz hayatına katlanmak zorunda kalıyordu. Holmes’un inanılmaz dağınıklığı, en olmadık zamanlarda keman çalma tutkusu, evin içerisini berbat kokulara boğan kimya deneyleri ve hayatından eksik olmayan şiddet ve tehlikeler belki de onu Londra’nın en çekilmez kiracısı durumuna getirmişti. Ne var ki kira ödemede cömertti. Yıllarca oturduğu evin, orasına burasına harcadığı parayla koca evi rahatlıkla satın alabilirdi. Ev sahibesi ondan çok çekinir, işine burnunu sokmaya cesaret edemezdi; çünkü onun ne şekilde karşılık vereceğini pek iyi bilirdi. Öte yandan ondan hoşlanırdı da; çünkü dostum kadınlara nazik davranırdı. Aslında Holmes kadın milletini sevmezdi, onlara asla güvenmezdi ama bir beyefendi gibi davranmaktan da geri durmazdı. Yaşlı kadının, kiracısını ne denli önemsediğini bildiğim için, evlenmemden bu yana ikinci kez evime gelip, zavallı dostumun kötü giden sağlık durumunu anlatırken, can kulağıyla dinledim onu. “Ölmek üzere, Dr. Watson,” dedi. “Son üç gündür iyice çöktü; bilmem, bugünü sağ çıkarır mı bilmiyorum. Doktor çağırmama izin vermiyor. Ama bu sabah avurtlarının nasıl çöktüğünü ve çaresizce bakan kocaman gözlerini görünce daha fazla dayanamadım. ‘İzin verseniz de vermeseniz de, Bay…

Kızıl Soruşturma / Arthur Conan Doyle
Polisiye/ 28 Kasım 2019

Kızıl Soruşturma Kızıl Soruşturma’dan… Ellerini çırpıp, yeni bir oyuncağı olmuş küçük bir çocuğun sevinciyle, “Ha! Ha!” diye bağırdı. “Buna ne diyeceksiniz?” “Çok dikkat gerektiren bir deney,” dedim. “Güzel! Güzel! Eski Guaiacum deneyi çok beceriksizce yapılmıştı ve sonuçları belirsizdi. Kan hücrelerinin mikroskopla incelenmesi deneyi de öyle. Kan lekeleri birkaç saatlik olursa, ikinci deneyin hiçbir anlamı kalmaz. Şimdi bu test, kan lekeleri ister yeni ister eski olsun, olumlu sonuç verir gibi gözüküyor. Bu test daha önce icat edilmiş olsaydı, dünyadaki yüzlerce insan, işledikleri suçların cezasını çok uzun zaman önce çekecekti.” “Öyle!” diye mırıldandım. “Suç dosyaları, sürekli olarak bu noktaya dayanıyor. Bir adamdan, suç işlendikten aylar sonra şüphelenilir. Çamaşırları ya da giysileri incelenir ve üzerlerinde kahverengi lekeler bulunur. Bunlar kan lekesi midir, çamur izi midir, pas lekesi midir, nedir? Bu soru, birçok uzmanın aklını karıştırmıştır, neden mi? Çünkü güvenilir bir test yoktu. Şimdi, elimizde Sherlock Holmes’un testi var ve artık hiçbir güçlük yaşanmayacak.” Konuşurken gözleri parıldıyordu; elini kalbinin üzerine götürdü ve hayâl gücünün eseri olup, kendisini alkışlayan hayali bir kalabalığa selâm vererek başını eğdi. “Tebrik edilmeniz gerek,” dedim, bu coşkusuna oldukça şaşırmış bir halde. “Geçen yıl, Frankfurt’ta Von Bischoff dâvâsı vardı. Bu test olsaydı, suçlu olduğu ispatlanacaktı ve kesinlikle idam edilecekti. Bradfordlu Mason’ı,…

Kızıl Saçlılar Kulübü / Arthur Conan Doyle
Polisiye/ 27 Kasım 2019

Kızıl Saçlılar Kulübü Kızıl Saçlılar Kulübü’nden… Sherlock Holmes’a göre o, tam anlamıyla bir kadındı. Onun için başka bir ifade kullandığını pek duymadım. Holmes’un gözünde o, cinsiyetinin bütün özelliklerini sergileyen biriydi. Holmes’un Irene Adler’a karşı hissettiği duygunun “aşk”la kesinlikle hiç ilgisi yoktu. Bütün duygular, özellikle de bu duygu, onun soğuk, mükemmeliyetçi ama hayranlık uyandıracak kadar dengeli zihnine çok uzaktı. Bana göre o, dünyanın gördüğü en kusursuz akıl ve gözlem makinesiydi, ama aşık rolünün hakkını veremeyeceği de bir gerçekti. Yumuşak tutkulardan hep alayla bahsederdi. Bir gözlemci için bu duygular, insanın amaçlarının ve eylemlerinin ardında yatan gerçeği gösteren, hayranlık uyandırıcı mükemmel belirtilerden başka bir şey değildi. Fakat deneyimli bir mantıkçı böylesine tehlikeli duyguları, hassas ve gayet dengeli mizacına sızmasına izin verirse bu duygular, vardığı mantıksal sonuçlara gölge düşürebilecek, saptırıcı faktörler haline gelirdi. Hassas bir aletin üzerindeki bir toz zerresi veya güçlü bir mercekteki bir çatlak, onunki gibi bir mizaca sahip bir insan için bir tutkudan daha saptırıcı olamazdı. Ama ne olursa olsun hayatında tek bir kadın vardı: şüphe ve sorularla anımsadığı merhum Irene Adler. Son zamanlarda Holmes’u nadiren görüyordum. Evliliğim nedeniyle birbirimize uzak kalmıştık. Ben, kendi düzeninin efendisi olmanın güzelliğini keşfetmiş, evimle ilgilenip tam bir mutluluğa kavuşmuşken; bohem ruhuyla sosyal etkinliklerin her türlüsünden…

Kırmızı Gürgenler / Arthur Conan Doyle
Polisiye/ 26 Kasım 2019

Kırmızı Gürgenler Kırmızı Gürgenler’den… Gece hava buz kesmişti. Boynumuza yün atkı sardık. Bulutsuz gökte yıldızlar ışıldıyordu. Doktorlar mahallerinde ayak seslerimiz yankılar uyandırıyordu. Vimpole Street, Harley Street, Oxford Street… Bir çeyrek sonra Alpha lokantasının önüne geldik. Holborn’a inen yollardan birinin köşesinden, küçük bir restoran vardı. İçeri girdik, Holmes iki bira ısmarladı. İçki içmekten patronun yüzü kıpkırmızıydı. Holmes: —Biranız kazlarınız kadar lezzetliyse diyecek hiçbir şey yok, dedi. —Kazlarım mı? Patronun şaşkınlıktan bir kaşı yukarı doğru kalktı. —Evet, kazlarınız. Biraz önce Bay Henry Boker’la görüştüm. Yemeklerini sizde yiyormuş. —Anladım, ama kazlar benim değil. —Ya? Peki ama o kazlar… Patron sözünü kesti: —Covert Garden’da bir dükkândan yirmi dört tane kaz aldım. —Oradaki tavukçuları tanırım. Hangisinden almıştınız? —Breckinridge ’den. —Onu tanımıyorum… Sağlığınıza patron! Hayırlı işler. Dışarı çıkınca paltolarımızın düğmelerini ilikledik. Holmes: —Bay Breckinridge’e gidelim, dedi. Unutmayın Bay Watson, bu zincirin bir ucunda bir kaz var fakat diğer ucunda da suçsuz olduğunu kanıtlayamazsak en az yedi yıl hapse mahkûm edilecek bir insan var. Araştırmalarımız belki de onun suçlu olduğunu bir kere daha ortaya koyar fakat polisin gözünden kaçan ve bizim tesadüf eseri olarak ele geçirdiğimiz bir ipucu var. Biz ipin öbür ucunu bulalım. Halburn’ı geçtik. Endell Street’tn indik, barakalar arasında dönüp dolaşıp Covent Garden pazarına geldik….

Dörtlü İttifak / Arthur Conan Doyle
Polisiye/ 25 Kasım 2019

Dörtlü İttifak Dörtlü İttifak’tan… Gücenmiş gibi görünmüyordu. Aksine, sohbetten keyif alıyormuş gibi parmak uçlarını birleştirdi, dirseklerini koltuğun kolçaklarına koydu: “Aklım,” dedi, “durağanlığa isyan ediyor. Bana sorunlar getir, iş getir, en derin şifreleri ve karmaşık analizleri ver, bunları çözmem için uygun atmosferi sağla. Ancak öyle bu yapay uyarıcıları bırakabilirim. Ama varoluşun donukluğu beni tiksindiriyor. Ruhumun yücelmesi için can atıyorum. Bu özel mesleği işte bu yüzden seçtim. Belki de yarattım demeliyim, çünkü bu konuda dünyada tekim.” “Serbest çalışan tek dedektif olarak mı?” dedim kaşlarımı kaldırarak. “Serbest çalışan tek uzman dedektif.” diye cevapladı.”Ben dedektiflik konusunda başvurulabilecek en son ve en yüksek merciyim. Gregson, Lestrade veya Athelney Jones altından kalkamayacakları bir durumla karşılaştıklarında – genelde karşılaşırlar – konu benim önüme gelir. Bir uzman olarak, verileri inceler ve uzman görüşümü belirtirim. Böyle vakalarda ücret bile talep etmem. Adım gazete manşetlerine de taşınsın istemem. Bana özgü güçleri kullanabileceğim bir alan bulmuş olmanın keyfiyle işin kendisi tek başına benim için en yüksek ödül olur. Gerçi Jefferson Hope vakasında zaten çalışma yöntemlerim hakkında sen de biraz fikir sahibi olmuşsundur.” “Evet, oldum.” dedim, içtenlikle.”Hayatım boyunca hiçbir şey benim için bu denli çarpıcı olmamıştı. Öyle ki, bu çalışmayı bir kitapçık halinde, biraz da fantastik bir başlıkla kaleme almıştım: ‘Kızıl Soruşturma.’”…

Dörtlerin Yemini / Arthur Conan Doyle
Polisiye/ 24 Kasım 2019

Dörtlerin Yemini Dörtlerin Yemini’nden… Sherlock Holmes şöminenin üstünde, bir köşede duran şişesini aldı ve maroken kutu içindeki enjektörünü çıkardı. Uzun, beyaz parmaklarıyla enjektörün ucuna incecik iğneyi telaşla taktıktan sonra, gömleğinin kol ağzını kıvırarak sol kolunu açtı. Bir süre düşünceli bakışlarla bileğindeki ve kaslı kolundaki sayısız iğne deliğine ve yaraya baktı. Sonunda iğnenin sivri ucunu koluna batırdı, ufak pistona parmağıyla bastırdı ve rahatlayarak derin bir iç çekişle kadife döşemeli koltuğuna gömüldü. Gerçi aylardır günde üç kez bu sahneye tanık oluyordum, ama ilkelerimden ötürü buna bir türlü alışamamıştım. Tersine, günden güne bu manzara karşısında daha da sinirleniyor ve buna engel olma cesaretinden yoksun olduğum için her gece vicdan azabı çekiyordum. Bu konudaki düşüncelerimi ona açmak için kendi kendime yemin üstüne yemin ediyordum; ama dostumun soğukkanlı ve umursamaz tavrı, onun böyle yüz göz olmaya yakın bir girişimde bulunulabilecek dünyadaki en son kişi olduğunu gösteriyordu. Büyük yetenekleri, bilgili tavırları ve sahip olduğu olağanüstü niteliklere ilişkin deneyimlerim ona karşı gelmek konusunda beni çekingen ve sıkılgan biri yapıyordu. Yine de o öğleden sonra, öğle yemeğinde içtiğim Beaune şarabının etkisiyle mi, yoksa onun aşırıya kaçan kasıtlı davranışı yüzünden midir bilinmez, birdenbire artık kendimi tutamayacağımı hissettim. “Bugün hangisini kullandınız,” diye sordum, “morfin mi, yoksa kokain mi?” Bakışlarını elinde…

Böcek Avcısı / Arthur Conan Doyle
Polisiye/ 23 Kasım 2019

Böcek Avcısı Böcek Avcısı’ndan… Bu iş için ideal kişi olduğum açıkça ortadaydı. İlanı okuduktan beş dakika sonra kendimi Brook Street’e gitmek üzere bindiğim bir arabada buldum. Yolda giderken, bu meseleyi kafamda evirip çevirmeye başladım. Böylesine ilginç niteliklere sahip bir çalışana ihtiyaç duyulan işin ne olabileceği hakkında tahmin yürütmeye çalıştım. Güçlü, sinir sistemi sağlam, tıp mezunu ve bokböcekleri hakkında bilgi sahibi. Bu birbiriden çok farklı görünen nitelikler arasında nasıl bir bağlantı olabilirdi? İlandaki şartlarlardan bir tanesinde son derece moral bozucu bir gerçek de vardı; bu, kalıcı ve uzun dönemli bir iş değildi. Bir veya birkaç gün yazıyordu. Bu ne anlama geliyordu acaba? Mesele üzerinde kafa yorup kendimce yorumlar yapmaya çalıştıkça, konu daha da karmaşık ve anlaşılması güç bir hale geliyordu. Sonunda şunu düşündüm; kaybedecek hiçbir şeyim yoktu. Zaten az olan birikimlerim tamamen tükenmişti. İş ne kadar zor olursa olsun, cebime girecek dürüstçe kazanılmış birkaç kuruş için yeni bir maceraya atılabilirdim. Başarısızlıktan korkan insanlar aslında başarısız oldukları zaman ödeyecekleri bedelden ve kaybedecekleri şeylerden korkarlar. Ama benim kaybedecek hiçbir şeyim yoktu. Talihimin bana kesebileceği bir ceza kalmamıştı. Şansını her seferinde başka bir masada denemeye çalışan cebi boş bir kumarbaz gibiydim. Brook Caddesi’ndeki 77 B numaralı ev, heybetli görünümüne rağmen bir o kadar da…