Kaos Prensi / Roger Zelazny – Amber Yıllıkları #10
Fantastik/ 22 Kasım 2019

Kaos Prensi Kaos Prensi’nden… Bir taç giyme töreni görmüşseniz hepsini görmüş sayılırsınız. Kulağa alaycı bir ifade gibi geliyor ve muhtemelen de öyle, özellikle başrol oyuncusu en iyi dostunuz ve kraliçesi de elinizde olmadan aşığınız olmuşsa. Ama genellikle bir geçit alayında, bol bol ağır müzik, rahatsız, renkli giysiler, tütsüler, konuşmalar, dualar ve çalınan çanlar vardır. Usandırıcıdırlar, genellikle sıcak olurlar ve düğünlerde, törenlerde ve gizli giriş ayinlerinde olduğu gibi, samimi olmayan bir ilgi gerektirirler. Ve böylece Luke ve Coral, yalnızca birkaç saat önce deli kardeşim Jurt ile neredeyse ölümüne -ne yazık ki tam olarak değil- savaştığımız kilisede, Kashfa’nın hükümdarları oldular. Amber’in törendeki tek temsilcisi olarak -teknik olarak gayri resmi de olsa- ön sırada bir yere verildim ve gözler sık sık bulunduğum yere kaydı. Bu yüzden tetikte durmak ve uygun yanıtları söylüyormuş gibi davranmak zorunda kaldım. Random törendeki varlığıma resmi statü attetmezdi, ama davranışlarımın diplomatik açıdan uygunsuz olduğunu duysa kızacağını biliyordum. Böylece sonunda ağrıyan ayaklar, kaskatı bir boyun ve terle sırılsıklam olmuş renkli giysilerim oldu. Gösteri dünyası. Yine de, aksini tercih etmezdim. Luke ile dostluğumuz çok eskilere dayanır ve artık taç giydiğine göre, orada bunalarak dururken ona ne olacağını merak ederken bunları düşünmekten kendimi alamıyordum. Kılıç uçlarından atletizm karşılaşmalarına, resim galerilerinden Gölge’ye. Böyle…

Gölgelerin Şövalyesi / Roger Zelazny – Amber Yıllıkları #9
Fantastik/ 21 Kasım 2019

Gölgelerin Şövalyesi Gölgelerin Şövalyesi’nden… Adı Julia’ydı ve her şeyin başladığı 30 Nisan’da öldüğünden adım gibi emindim. Korkunç kalıntılarını bulduktan sonra, onu öldürdüğünü düşündüğüm köpeksi yaratığı yok edişim her şeyi başlatmış gibi görünüyordu. Ve sevgiliydik, olayları asıl başlatanın bu olduğunu düşünüyorum. Uzun zaman önce. Belki ona daha fazla güvenebilirdim. Belki onu, onu benden ayıran inkarlara yol açan, karanlık yollara ve daha sonra öldürmek zorunda kaldığım kötü gizemci Victor Melman’a -Luke ile Jasra’nın kuklası olan şu Victor Melman’ın çalışma mekanına- götüren gölge yürüyüşüne hiç çıkarmamalıydım. Ama şimdi, belki, yaptığımı sandığım şeyler için kıl payı farkla kendimi affedebilecek bir pozisyonda olabilirdim, çünkü gerçekten yapmamışım gibi görünüyordu. Neredeyse. Yani o işi yaptığım sırada bundan sorumlu olmadığımı öğrenmiştim. Hançerimi, bir süredir peşimde olan gizemli büyücü Maske’nin yan tarafına saplarken, onun aslında Julia olduğunu keşfetmiştim. Beni, bu işi yapan herkesten daha uzun süredir öldürmeye çalışan üvey kardeşim Jurt onu kaçırmış, sonra bir tür yaşayan Koz Kartı’na dönüşmesinden hemen sonra gözden kaybolmuşlardı. Dört Dünya Kalesi’ndeki yanan, ufalanan İçkale’den kaçarken düşen bir kütük, sağ tarafa yönelmeme sebep olmuş, beni yıkılmış duvarlardan ve yanan kirişlerden bir çıkmaz sokakta kısılı bırakmıştı. O sırada siyah, metal bir top yanımdan parıldayarak geçti, ilerlerken büyür gibi gölündü. Duvara çarptı, dalabileceğim bir delik açarak…

Kaos İmgesi / Roger Zelazny – Amber Yıllıkları #8
Fantastik/ 20 Kasım 2019

Kaos İmgesi Kaos İmgesi’nden… Kendimi huzursuz hissediyordum, ama neden kaynaklandığını kestiremiyordum. Arkamdaki duvar resminde manzara tuhaf bir şekilde resimden gerçekliğe, gerçeklikten resimliğe kayarken Beyaz Tavşan, Bertrand Russel’a benzeyen kısa boylu bir adam, sırıtan bir Kedi ve İrlanda balatları söyleyen eski dostum Luke Raynard’la içki içmek tuhaf gelmiyordu. Dev bir mantarın tepesinde nargile içen kocaman, mavi Tırtıl’dan çok etkilenmiştim, çünkü sulu bir pipoyu yanık tutmanın ne kadar güç olduğunu bilirim. Yine de, sorun bu değildi. Neşeli bir sahneydi ve Luke’un zaman zaman tuhaf tiplerle dostluk ettiği bilinirdi. O zaman neden huzursuz hissediyordum? Bira iyiydi, hatta bedava öğle yemeği vardı. Kazığa bağlanmış kızıl saçlı kadına işkence eden iblisler o kadar parlaktı ki, bakınca insanın gözleri kamaşıyordu. Şimdi gitti, ama hepsi çok güzeldi. Her şey çok güzeldi. Luke, Gahvay Koyu’nu söylerken koy o kadar kıvılcımlı, o kadar harikaydı ki, içine dalıp kaybolmak istiyordum. Hüzünlüydü de. Duygularla ilgili bir şey… Evet. Komik bir düşünce. Luke hüzünlü bir şarkı söylerken melankoli hissediyordum. Mutlu bir şarkı söylerken çok neşeleniyordum. Havada olağanüstü düzeyde empati var gibiydi. Fark etmez, diye düşündüm. Işık gösterisi muhteşemdi… İçkimi yudumladım ve Humpty’nin orada, barın ucunda sallanmasını izledim. Bir an buraya geldiğim zamanı hatırlamaya çalıştım, ama marş basmıyordu. Zaman içinde hatırlayacaktım. Güzel parti……

Amber Kanı / Roger Zelazny – Amber Yıllıkları #7
Fantastik/ 19 Kasım 2019

Amber Kanı Amber Kanı’ndan… Yaşamım sekiz yıl boyunca nispeten huzurlu geçmişti. Birinin beni öldürmeye çalıştığı 30 Nisanlar hariç. Bunun dışında, bilgisayar bilimine yoğunlaştığım akademik kariyerim hayli ilerlemişti ve Büyük Tasarım’daki dört yıllık çalışma hayatım iyi bir deneyim olmuş, bir yandan kendime ait bir projeyle uğraşırken, diğer yandan öğrendiklerimi dilediğim şartlar altında uygulamama olanak tanımıştı. Aynı şirkette, satış biriminde çalışan Luke Raynard adında iyi bir arkadaşım vardı. Küçük teknemle açılır, düzenli olarak koşuya çıkardım… Ben işlerin düzene gireceğini düşünürken, her şey geçtiğimiz 30 Nisan’da paramparça oldu. En sevdiğim proje, Hayaletçark, inşa edilmişti; işimden istifa etmiş, eşyalarımı toplamış, daha yeşil gölgelere doğru yola çıkmaya hazırlanıyordum. Bu kasabada, sırf o uğursuz gün yakın diye bu kadar uzun kalmıştım ve bu kez, canıma kastedenlerin arkasında kim olduğunu, neden böyle bir şey yaptıklarını öğrenmeye kararlıydım. O sabah kahvaltıdayken, Luke eski kız arkadaşım Julia’dan bir mesajla geldi. Mesaj Julia’nın beni yine görmek istediğini söylüyordu. Bu yüzden evine uğradım ve onu ölü buldum. Görünüşe göre sonra bana da saldıran… aynı köpeksi yaratığın saldırısına uğramıştı. Yaratığı öldürmeyi başardım. Kaçmadan önce dairesini üstünkörü aradığımda ince, tuhaf bir oyun kartı destesi buldum ve yanımda götürdüm. Amberin ve Kaos’un büyülü Tarot kartlarına o kadar çok benziyorlardı ki, benim gibi bir büyücünün…

Kıyametin Koz Kartları – Roger Zelazny – Amber Yıllıkları #6
Fantastik/ 18 Kasım 2019

Kıyametin Koz Kartları Kıyametin Koz Kartları’ndan… Birinin sizi öldürmeye çalışmasını beklemek kadar feci bir şey yoktur. Ama bugün Nisan’ın 30’uydu ve elbette, her zamanki gibi olacaktı. Anlamak zamanımı almıştı, ama şimdi en azından ne zaman geldiğini biliyordum. Geçmişte, bu konuda herhangi bir şey yapamayacak kadar meşguldüm. Ama artık işim bitmişti. Buralarda yalnızca bunun için oyalanmıştım. Gitmeden önce bu işi halletmem gerektiğini hissediyordum. Yataktan çıktım, tuvalete gittim, duş aldım, dişlerimi fırçaladım, vesaire. Yine sakal bırakmıştım, bu yüzden tıraş olmam gerekmiyordu. Üç yıl önce bir baş ağrısı ve bir önsezi ile uyandığım, pencereleri açtığım ve mutfağa gidip tüm gaz ocaklarının açıldığını ve üzerinde ateş olmadığını gördüğüm zamanki gibi tuhaf kuruntularla dolu değildim. Hayır. İki yıl önce diğer apartman dairesinde şafaktan önce uyanıp hafif bir duman kokusundan evimde yangın çıktığını öğrendiğim zamanki gibi de değildi. Yine de, ampullerin patlayıcı bir şey ile dolu olması ihtimaline karşı lambaların altında durmaktan kaçındım ve düğmelere yakından değil uzaktan bastım. Bu eylemleri uygunsuz bir şey takip etmedi. Genelde kahve makinesini önceki gece, otomatik zamanlayıcı ile hazırlayıp bırakırdım. Ama bu sabah görüş alanımdan uzak hazırlanmış kahve istemiyordum. Makineyi çalıştırdım ve süzülmesini beklerken paketlerimi kontrol ettim. Bu yerde değer verdiğim her şey iki orta boy sandığa yerleştirilmişti. Giysiler, kitaplar,…

Kaos Sarayları / Roger Zelazny – Amber Yıllıkları #5
Fantastik/ 17 Kasım 2019

Kaos Sarayları Kaos Sarayları’ndan… Aralarından geçtim. “Gerard, neler oluyor?” diye sordum. “Biliyorsam belamı versin,” dedi. “Kendin bak. Ama içeri girmenin yolu yok.” Yana çekildi ve ben bir adım attım. Sonra bir tane daha. O kadar. Sanki hafifçe esnek, tamamen görünmez bir duvara yaslanmış gibiydim. Ötesinde anılarımı ve duygularımı düğümleyen bir manzara vardı. Bir korku beni ensemden yakalayıp ellerimi tuttu. Katılaştım. Bu hiç de kolay bir numara değildi. Martin gülümseyerek sol elinde bir Koz Kartı tutuyordu ve Benedict -görünüşe göre yeni çağrılmış- önünde duruyordu. Tahtın yanında, yükseltinin üzerinde, yüzü öte yana dönük bir kız vardı. İki adam konuşuyor gibiydi, ama sözlerini duyamıyordum. Sonunda Benedict döndü ve kıza hitap etti. Bir süre sonra, kız ona yanıt verdi. Martin kızın soluna doğru ilerledi. Kız konuşurken Benedict yükseltinin üzerine çıktı. O zaman kızın yüzünü gördüm. Konuşma devam etti. “O kız bir şekilde tanıdık geliyor,” dedi, öne çıkıp yanımda durmuş olan Gerard. “Yanımızdan geçerken görmüş olabilirsin,” dedim ona. “Eric’in öldüğü gün. Bu Dara.” Keskin bir nefes aldığını duydum. “Dara!” dedi. “Demek sen…” Sesi solup gitti. “Yalan söylemiyordum,” dedim. “O gerçek.” “Martin!” diye bağırdı, gelip sağımda durmuş olan Random. “Martin! Neler oluyor?” Yanıt gelmedi. “Seni duyabildiğini sanmıyorum,” dedi Gerard. “Bu engel bizi onlardan tamamen koparmış görünüyor.”…

Oberon’un Eli / Roger Zelazny – Amber Yıllıkları #4
Fantastik/ 16 Kasım 2019

Oberon’un Eli Oberon’un Eli’nden… O tuhaf güneşe yaraşan, parlak bir sezgi kıvılcımı… İşte oradaydı… O ışığın altında serilmiş, o ana kadar yalnızca karanlığın içinde, kendi kendini aydınlatırken gördüğüm bir şey: Desen, garip bir gökdenizin altında ve üstünde, oval bir düzlüğe yayılmış, Amber’in büyük Desen’i. Ve, belki de bizi birbirimize bağlayan her ne ise ona dayanarak biliyordum ki, bu asıl Desen olmalıydı. Bu da Amber’deki Desen’in onun birinci gölgesinden başka bir şey olmadığı anlamına geliyordu. Bu da Amber’in kendisinin bir gölgeden ibaret olduğu anlamına geliyordu, ama yine de özel bir gölge, çünkü Desen, Amber, Rebma ve Tir-na Nog’th diyarlarından daha öteye yansımıyordu. Dernek ki, öncelikler ve düzenleniş yasasına göre, geldiğimiz bu yer gerçek Amber’di. Sakalı ve vahşi saçları merhametsiz ışığın içinde erimiş, gülümseyen Ganelon’a döndüm. “Nasıl bildin?” diye sordum ona. “Çok iyi bir tahminci olduğumu bilirsin, Corwin,” diye yanıt verdi “ve Amber’de işlerin nasıl yürüdüğü hakkında bana anlattığın her şeyi hatırlıyorum: Amber’in gölgesinin ve sizin mücadelelerinizin dünyalara nasıl yansıdığını. Kara yolu düşünürken, herhangi bir şeyin Amber’e böyle bir gölge yansıtmış olup olamayacağını sık sık merak ettim. Ve böyle bir şeyin son derece temel, güçlü ve gizli olması gerekeceğini düşündüm.” Önümüzdeki sahneye işaret etti. “Bunun gibi.” “Devam et,” dedim. Yüz ifadesi değişti,…

Tekboynuzun İşareti / Roger Zelazny – Amber Yıllıkları #3
Fantastik/ 15 Kasım 2019

Tekboynuzun İşareti Tekboynuzun İşareti’nden… Tüyler ürpertici yükümü indirip, bakılması ve ihtiyaçlarının karşılanması için atımı teslim ederken seyisin gözlerindeki soruları görmezden geldim. Ayağımı yere vura vura sarayın arka girişinin yolunu tuttuğum sırada, omzuma attığım pelerinim içeriğinin doğasını tümüyle gizleyemiyordu. Kıyamet, çok yakında maaş çekini tahsile gelecekti. Talim sahasının etrafını döndüm ve saray bahçesinin güney ucuna giden patikaya ulaştım. Bu güzergâhta daha az göz vardı. Yine de görülecektim ama günün her vakti arı kovanı gibi olan ön kapıdan girmekten çok daha az uygunsuzdu. Kahretsin. Bir kez daha, kahretsin. Ben de başımda yeterince bela var sanırdım. Ama öyle görünüyor ki belalar böyle düşüneni buluyor. Bu da bileşik faizin ruhani bir şekli olsa gerek. Bahçenin arka ucundaki fıskiyenin başında aylaklık eden birkaç kişi vardı. Patikanın yakınındaki çalıların arasında da bir çift muhafız dolanıyordu. Gelişimi görünce kısa bir sohbete başlayıp gözlerini öte yana çevirdiler. İhtiyatlıca. Ben, bir haftadan az bir süre önce. Birçok mesele halledilmeyi bekliyor. Amber sarayı şüphe ve huzursuzlukla dolup taşıyor. Üstüne bir de bu: Benim, yani I. Corwin’in, kısacık, mutsuz hükümdarlık öncesi dönemini tehlikeye sokacak bir vakası daha. Artık, daha önceleri hemen yapmış olmam gereken şeyi yapmamın vakti gelmişti. Ama daha ilk andan beri var olması gereken öyle çok şey vardı ki….

Avalon’un Tüfekleri / Roger Zelazny – Amber Yıllıkları #2
Fantastik/ 14 Kasım 2019

Avalon’un Tüfekleri Avalon’un Tüfekleri’nden… Orada, kıyıda durup, “Hoş çakal, Kelebek,” dedim ve tekne usulca döndü, ardından burnunu derinliklere çevirdi. Cabra deniz fenerindeki rıhtıma geri dönmeyi başaracaktı, biliyordum, çünkü orası Gölge’ye yakındı. Önümde uzun bir yürüyüşün beklediğinin farkında, arkamı döndüm, yakındaki ağaçların siyah hattına baktım. İlerledikçe gerekli ayarlamaları yaparak o yöne hareket ettim. Sessiz ormana bir şafak öncesi soğuğu çökmüştü, iyiydi bu. Normal halimden hemen hemen yirmi beş kilo daha zayıftım ve hâlâ arada bir çift gördüğüm oluyordu ama iyileşiyordum. Amber’in zindanlarından kaçmış ve bir ölçüde kendimi toparlayabilmiştim; sırasıyla, kaçık Dworkin ve ayyaş Jopin’in yardımlarıyla. Şimdi kendime bir yer bulmak zorundaydım… Artık mevcut olmayan bir yere benzeyen bir yer. Yolu saptadım. İlerledim. Bir süre sonra orada bulunması gereken, içi oyuk bir ağacın yanında durdum. İçine uzanıp gümüş kılıcımı aldım ve belime bağladım. Kılıcın Amber’de bir yerlerde olması hiçbir şey değiştirmezdi. Şu anda buradaydı, çünkü yürüdüğüm orman Gölge’nin içindeydi. Birkaç saat boyunca yürümeye devam ettim, görünmeyen güneş sol omzumun gerisinde bir yerlerdeydi. Sonra bir süre dinlendim, ardından tekrar yola düştüm. Yaprakları, kalın ölü ağaç gövdelerini, canlılarını, çimeni, kara toprağı gördüm, güzeldi. Hayatın tüm küçük kokularını koklamak ve onun vızıldayan/uğuldayan/öten seslerini duymak güzeldi. Tanrım! Gözlerim nasıl da kıymetliydi! Neredeyse dört yıllık karanlığı ardından…

Amber’de Dokuz Prens / Roger Zelazny – Amber Yıllıkları #1
Fantastik/ 13 Kasım 2019

Amber’de Dokuz Prens Amber’de Dokuz Prens’ten… Taksi beni en yakın kasabanın gelişigüzel bir köşesine bıraktığında saat sekiz civarıydı. Şoföre parasını ödedim ve hemen hemen yirmi dakika dolandım. Sonra bir restorana girdim, oturacak bir yer buldum ve meyve suyu, bir çift yumurta, kızarmış ekmek, domuz pastırması ve üç fincan kahve ısmarladım. Pastırma çok yağlıydı. Kahvaltıya layıkınca bir saat ayırdıktan sonra yürümeye koyuldum, giyecek satan bir mağaza buldum ve dokuz buçuğa kadar açılmasını bekledim. Bir pantalon, üç spor gömlek, bir kemer, birkaç takım iç çamaşırı ve ayağıma uyan bir çift ayakkabı satın aldım. Bir mendil, cüzdan, bir de cep tarağı seçtim. Sonra bir Greyhound otobüs istasyonu buldum ve New York’a giden otobüse bindim. Beni durdurmaya kalkışan olmadı. Peşime kimse düşmemiş gibiydi. Orada oturup, parlak ve soğuk göğün altında sert rüzgarların gıdıkladığı baştan aşağı sonbahar renklerine bürünmüş kırları izlerken, kendime ve içinde bulunduğum durum hakkında ne biliyorsam gözden geçirdim. Greenwood’a Carl Corey adıyla, kız kardeş Evelyn Flaumel tarafından yatırılmıştım. Bu, on beş gün önce gerçekleşen bir araba kazasını takiben olmuştu, bu kazada kemiklerim kırılmıştı ama artık rahatsızlık duymuyordum. Kız kardeşim Evelyn’i anımsamıyordum. Greenwood’dakilere beni uyuşturulmuş halde tutmaları tembih edilmişti, kendime gelip de onları tehdit ettiğimde yasalardan korkmuşlardı. Güzel. Her nedense, birisi benden korkuyordu….

Işık Tanrısı / Roger Zelazny
Bilimkurgu/ 12 Kasım 2019

Işık Tanrısı Işık Tanrısı’ndan… Kemerli kapıdan koyu cüppeleriyle iki keşiş girdi. “Mademki durum böyle, niçin gökyüzünü onlar için temizlemiyor?” Daha yaşlıca ve kilolu olan ikinci keşiş omuz silkti. “Ben bir bilge değilim ki bu tür sorulara yanıt bulabileyim… Kadının çok huzursuz olduğu besbelli; aksi takdirde ne bu mabedi onlara açar, ne de Yama’nın kullanmasına izin verirdi. Ama gecenin sınırlarını kim bilebilir?” “Ya da bir kadının ruh hallerini,” diye ekledi ilk keşiş. “Duyduğuma göre rahipler bile onun geleceğinden haberdar değillermiş.” “Bak bu olabilir işte. Her halükârda, hayırlı bilişe benziyor.” “Benziyor, sanırım.” Bir kemer altından daha geçtiler ve Tak, uzaklaşan ayak seslerini, her yer tamamen sessizliğe gömülünceye dek dinledi. Tüneğini hâlâ terk etmemişti. Keşişlerin bahsettikleri ‘kadın’ olsa olsa, Aydınlanmış Kişi’nin, Yüce Ruhlu Şam’ın müritlerine sığınma hakkı tanımış olan tarikatın kutsadığı Tanrıça Ratri’nin bizzat kendisi olabilirdi. Artık Ratri de Göksel Kent’ten kovulanlardan ve ölümlü bir tene bürünenlerden sayılacaktı. Bütün bu olup biten karşısında burukluk hissetmekte yerden göğe kadar hakkı vardı ve Tak, tanrıçanın, bizzat orada bulunması bir yana, sırf sığınma hakkı vermiş olmakla bile atıldığı riski anlayabiliyordu. Eğer dedikodu bir yayılır ve uygun kulaklara çalınırsa, bu, tanrıçanın itibarının gelecekte iade edilme olasılığını da tehlikeye atabilirdi. Tak, onu, siyah ve beyaz renkli aygırlar tarafından…