Sessiz Harp / Ümit Deniz
Polisiye/ 20 Aralık 2019

Sessiz Harp Sessiz Harp’ten… Endonezya’da büyük çiftlikleri vardı. Uzak şarka yaptığını bir seyahatte bana çok yakınlık göstermiş ve ağırlamada hiç kusur etmemişti. Senenin altı ayını burada altı ayını dışarıda geçirirdi. Seyahatten döndüğümü duyunca bu akşam beni evine davet etmişti. Hoş olmamakla beraber davetine icabet zorunda kalmıştım. Bunları düşüne düşüne o kaygan yollarda arabamı kullanırken daha şimdiden ev sahiplerine hangi bahaneyi uydurarak oradan ayrılacağımı tasarlıyordum . Yaz aylarında Maslak – Hacıosman – Büyükdere asfaltında sık sık jandarma devriyelerine rastlanır. Buraları jandarma bölgesine girdiği için asayişi temin ile onlar mükelleftir. Fakat kışın bu devriyeler kısmen olsun tavsar. Nitekim yarım saattir geçtiğim yerlerde de tüfeklerini ters asmış hiçbir devriyeye rastlamadım . Saat sekiz buçuğa geliyordu. Kış akşamı için sekiz buçuk, geceyarısına yakın sayılır. Fakat bana yemeğin dokuzda hazırlanacağım söyledikleri için ben de ağırdan almayı tercih etmiştim. Bu gece sanki göğün dibi delinmişti, bardaktan boşanırcasına tabirine uygun olarak rahmet:, İstanbul’u boydan boya yıkıyordu. Bir aralık o hale geldi ki, arabamın farları kesif bir sis bulutuna girmiş gibi dört beş metreden daha ilerisini delememeye başladı. Haliyle gazı kesip sü r’ati azaltmaya mecbur oldum. Bir yandan da Hüseyin beyin bu münasebetsiz davetine küfür edip duruyordum. A mübarek adam, ziyafet verecek zaman mı bulamadın? Hacıosman’m meşhur çınarı…

Yalvarırım Yetişin / Ümit Deniz
Polisiye/ 19 Aralık 2019

Yalvarırım Yetişin Yalvarırım Yetişin’den… Biz eskiler arasında kıdeme hürmet, değişmez bir an’ane idi. Onun için Sadûn Ağabey icabında Yazı İşleri Müdürünü bile terslerdi. Konuşma şekline boş verip derdimi anlattım. Zeki gözlerini suratıma dikip bir müddet beni süzdü. Sonra: — «Sana lazım olan Cazip Tunç mu, yoksa güzel kız mı?» — «Bütün aile hakkında malumat istiyorum.» — «Bütün aile dediğin? zaten iki kişi. Anneleri ve bir kardeşleri geçen sene İsviçre’de, otomobil kazasında öldüler.» Demek ki, bana telefon edip imdat isteyen kadın güzeldi. Cıcırtılı iskemlesinden kalkıp arkadaki dolaplara ilerledi. Bir iki göz karıştırdıktan sonra iki dosya ile döndü: — «Şu resimler dosyası. Öbüründe de Cazip Tunç’a dair gazetelerde çıkmış olan kupürler var.» Vakit kaybetmeden yandaki büyük masaya geçip dosyalan tetkike başladım. Evvela fotoğraflara baktım. Bunlar, sosyetede meşhur olan ailenin muhtelif yerlerde ve evlerinde çeldim iş olan resimleri idi. Cazip Tunç sırf say-ü gayreti ile zengin olan kabiliyetli iş adamları safında yer aldığı için kendisine gazeteler ve mecmualar da kıymet vermiş ve hakkında muhtelif sitayişkâr yazılar neşretmişlerdi. Aile aslen İzmirli idi. İstanbul’a gelip yerleşeli ancak yedi sene olmuştu. Buna rağmen yine de sosyetede lâyık oldukları mevkii kolaylıkla elde etmişler ve gazetelerin sosyete yazarları onlara büyük ehemmiyet vererek sütunlar açmışlardı. Tunç’lann iki kızı vardı….

Yakut Gözlü Kedi / Ümit Deniz
Polisiye/ 18 Aralık 2019

Yakut Gözlü Kedi Yakut Gözlü Kedi’den… Naci Baba, hoşbeşten sonra, lâfı daha fazla uzatmadan hemen sadede geçmiş ve bu gece için Abdürrezzak Paşaların köşkündeki partiye gitmemi söylemişti. — “Ama davetli değilim, hocam.. ” — “Bizim dedikodu muhabirini davet etmişler; onun yerine sen gidersin, olur biter…” — “Ama nasıl olur ?…” — “Basbayağı olur. Dedikodu muharrirliğinden onu azlettim, seni nasbettim !…” Baba patronun hiç şakası yoktur. Kaim kaşlarını çatıp, çehresini mıncıklamasından, işin mühim olduğunu anlamıştım: — “E… Pekâlâ… Sonra ne olacak?” O zaman odadakileri dışarı çıkartıp, bana hikâyeyi nakletmişti. — “A üstadım, bunu peşin söyleseydin, beni dedikodu muharriri nasbetmene hiç lüzum kalmayacaktı.” — “Seni köftehor seni!… Şimdi gevrek gevrek gülersin, değil mi?” Ondan sonra aramızda kısaca son durumu konuşup, kat’î bir karara varmıştık. Bu geceki partiye iştirak edeceğim ve Paşadan gereken malûmatı alacağım… — “Murat, uyuvor musun kuzum?” — “llıh ?” ” — “Uyuyor musun ayol? Deminden beri sana sual soruyorum!. -” Birden toparlandım. Çamlıca’daki köşkün bahçesinde, kollarınım arasında dünyanın en nefis mahlûku ile dansediyordum: — “Affedersin, Aylin!… Birden dalmışım, farkedemedim.” — “Korkarım aklın, Şimalin güzel kadınlarında kaldı…” — “Şimalde değildi, biliyorsun. Kutuplarda da güzel kadın, çölde nilüfer aramaya benzer…” O, inanmamış, sitemli gözlerle bana bakarken, birden uzaklardan, cazın bile sesini…

Ölüm Perdesi / Ümit Deniz
Polisiye/ 17 Aralık 2019

Ölüm Perdesi Ölüm Perdesi’nden… İşte şimdi el birliği ile altıncı kurbanı arıyorlardı. İşin tuhafına bakın ki, bu vazifeye en münasip olarak da beni bulmuşlardı. Ben zâten garibin biriydim. Kaza ile onbeş sene evvel düştüğüm bu meslekte başıma gelenler bugüne kadar pişmiş tavuğun başına gelmemişti. Harp muhabiri olarak gittiğim yerlerde esir mi düşmemiştim? Polisle beraber katil yakalıyacağım diye serseri kurşunlara hedef mi olmamıştım? Hint fakirlerinin esrarını çözeceğim diye, başımdan büyük haltlara karışıp harcanmak raddelerine mi gelmemiştim? Hepsi, hepsi bu kuru kafamın etrafında dönüp dolaşmıştı ama Allaha bin şükür hâlâ turp gibi yaşayıp gidiyordum işte. Fakat galiba, bu defa -postu kökten kaptıracaktım. Zira Cemil Paşanın anlattıklarına bakılırsa, bu seferki macera, benim Lâhor’daki içine düştüğüm yılanlı kuyudan da beterdi… Paşa anlatırken, bizim patron bermutâd bol keseden savurmuş ve: — «Azizim», demişti. «Hiç merak etme tam adamını buldun. Bizim Murat bu iş için biçilmiş kaftandır. Akşama sabaha kalmaz, sana bütün casusları ağa düşmüş balık gibi toparlar getirir, teslim eder.» Vay babam vay! Ben ne imışim de habebrim yokmuş. Halbuki Paşa: — «Murat bey», demişti. «Üzerinize alacağınız cidden pek tehlikeli bir mevzudur. Muvaffakiyet yüzde beş ise, ölüm yüzde doksan beşlik Onun için isterseniz şimdiden vazgeçebilirsiniz. Patronunuz karakteriniz Hakkında gereken kefaleti verdiği için size açıklamakta bir…

Kanlı Kolyeler / Ümit Deniz
Polisiye/ 16 Aralık 2019

Kanlı Kolyeler Kanlı Kolyeler’den… Biriçim’in yanındaki erkek Nazmi Tan adında kadın terzisi, desinatör ve fotoğrafçı idi. Kendisini gıyaben tanıyordum, zengin bir ailenin vârisi idi ve son senelerde çıkan büyük bir mecmuanın kadın sayfasını yapıyor, fotoğraflarını çekiyordu. Kızın, benimle tanıştırma şeklini pek beğenmemiş olacak ki, konuşurken müstehzi bir tavır takmıyordu. Ona aldırış etmeden kız ile meşgul olmaya başladım. Zaten Vesamet hanım da bu sırada Nazmi’nin koluna girip onu büfeye doğru sürüklemişti. Biriçim ile kolay anlaştık. Bu akşam Nazmi Tan’a söz vermişti fakat yarın akşam benimle çıkmaya razı oldu ve adresini verdi. Vesamet hanımın dediği gibi, Levent’de oturuyordu. Akşam saat sekizde geleceğimi söyleyip onu kavalyesinin yanına götürdüm ve partiden ayrıldım. Zira fevri mütecanis insanların toplandığı bu tip partilerden çok çabuk sıkılırdım. Puslu bir sonbahar akşamında acemi şoförlere iltifat yağdırarak bunları düşünüyordum. «Onaltı yaşındasın…» «Çok güzelsin…» «Benim olacaksın….» «Benim olacaksın…» Melodi biraz sonra evine varacağım kız hakkındaki hislerime tamamen uyuyordu. «Yirmibeş yaşındasın…» «Bebek gibi yavrusun…» «Sıkı dur geliyorum…» Bu da benim şarkımdı… Birden bütün keyiflerimin üzerimde olduğunu hissettim. Şu kavanoz dipli dünya hakikaten yaşanmaya değerdi. Kaç gündür yağmurlar altında yıkanan şehir bu sabah güneşe kavuşmuş, İstanbullu yazdan bir gün yaşamaya başlamıştı. Havadaki hafif sis ve pus bundan ileri olsa gerekti. Zincirlikuyu’yu geçip Levent’e…

İstanbul Tehlikede / Ümit Deniz
Polisiye/ 15 Aralık 2019

İstanbul Tehlikede İstanbul Tehlikede’den… Kulaklarımda ziller, başımın içinde çanlar, kampanalar çalıyordu. Ağzımda tuzlu bir lezzet vardı. İçim habire çekilip çekilip kendi’ ni koyuveriyor, sonra yeniden kanatlanmaya başlıyordum. Neredeydim? Neden böyle olmuştum? Bir türlü aklımı başıma toplayıp da bu »acayip hale bir sebep bulamıyordum. Bir hayli keyifliydim galiba? Çok mu kaçırmıştım acaba..? Yok yok, galiba paraşüt kulesinden beni sallamışlar, ama yere ineceğime kordonum takıldığı için muallakta asılı kalmıştım. Bu düşünce hoşuma gitti.. Öyle ya, neden , olmasın..? Şimdiye kadar başıma gelenler pişmiş tavuğun yanından bile geçmemişti. Paraşüt kulesinde de asılı olabilirdim, astronotlar gibi fezada da dolaşabilirdim. Bu acayip halime gülmek geldi içimden. Galiba sırıtmaya da çalıştım. Ama o zaman birden kendimi toparladım. Çünkü ensemden inen bir sancı omuz başlarıma doğru yayılıverdi. Vay canına..! Ben ne paraşüte asılıydım, ne de fezada dolaşıyordum. Eğer kelimenin tam manası ile söylemek gerekirse ben düpedüz yerlerde sürünüyordum. İngiltere’den aldığım o gıcır gıcır Burberry pardösüm paçavra bohçasına dönmüştü. Dizlerime kadar pis bir su birikintisinde, yüzükoyun yatıyordum. Yavaşça doğrulmak istedim. Başımı sallayıp toparlanmaya çalıştım. İşte o zaman kellemin arka tarafındaki sızıyı daha iyi hissettim. Karanlık ve dar bir geçitteydim. Ahmak ıslatan cinsinden yağan yağmur beni ıslık sıçanına çevirmişti. Şapkam bir yere yuvarlanmış gitmişti: Güçlükle toparlanıp kalkmaya çalıştım. Gözlerim…

Gece Gelen Ölü / Ümit Deniz
Polisiye/ 14 Aralık 2019

Gece Gelen Ölü Gece Gelen Ölü’den… Bu saatte evden çıkmam hususunda kimbilir şimdi neler yoracak, nasıl endişelenecekti? Onun için: “— Dışarıdan bir ahbabı gelecekmiş, onu karşılamaya hava alanına gitti dersin ağa Fırsat bulunca sonra ben de telefon ederim tekrar” “— Garajı açayım mı küçük bey?..” “— Zahmet etme, hallederim ben o işi de Haydi eyvallah” ”— Güle güle” Yolda giderken yine bu acayip davete aklım takılmıştı. Necmi bu saatte beni neden istemişti acaba? Sonra kendi telefon etmeyip neden adamlarına ettirmişti? Hadi hatlar bozuk diyelim Kendi çıkıp edemez mi idi bir yerden?.. Kaldı ki onun da altında arabası vardı?.. Acaba yaşlı annesine bir şey mi olmuştu? Yahut da kızkardeşine ?.. Yonca’yı düşünmek, menekşelerin en canlısından bir çift güzel gözün ürpertisini uyandırdı içimde Allah korusun Hadi canım Ben de pek budalaca tahminlerde bulunuyordum bu sabah. Sahil asfaltına geldiğim sırada şafak da iyiden iyiye atmıştı. Mevsim bahar olduğu için denizin iyodu ile toprağın o kendine has kokusu birbirine karışıyor, insanda başlı başına bir yaşama arzusu uyandırıyordu. Dün geceki ziyafette o kadar fazla kaçırmasaydım kendimi daha iyi hissedecektim ama, gerek uykumu almamış olmak, gerek başımdaki hafif ağrı bu davetin acaipliğindeki düşüncelerle de karışınca büsbütün şakaklarımda kıskaç halinde beliriyordu. Geceyi, Dünya Endüstri Bankası Umum Müdürünün…

Casuslar Savaşı / Ümit Deniz
Polisiye/ 13 Aralık 2019

Casuslar Savaşı Casuslar Savaşı’ndan… İkisi de rahat bir nefes aldılar. «— Dinliyorum paşam, nedir emirleriniz…» Dinç ihtiyar cebinden küçük bir not defteri çıkarıp on m içindeki yazılara baka baba anlatmaya başladı: «— Murat Bey, olaylar beş ay evvelinden başlıyor, ben size vak’aları parça parça anlatacağım, sonunda siz bunlardan bir netice çıkaracaksınız…» Burnuma yine kan ve barut kokulan gelmeye başlamıştı. «— Memleketteki yeraltı faaliyetlerine dair ilk raporu Ocak ayında aldık. Teşkilâtımızın Mardin Şubesinde bulunan ajanımız merkeze gönderdiği şifrede cenup hududumuzdan gizlice içeri silâh kaçırıldığını açıklıyor, mütemmim malûmatı da ikinci raporunda vereceğini yazıyordu. Fakat ne çare ki bu ikinci rapor elimize geçmedi, zira şifreyi yolladığından iki gün sonra ajanımızı hudut bölgesindeki mayın tarlasında parçalanmış bir halde buldular. Kazaen ölmesine imkân yoktu, zira hem mayınların geçit verdiği noktaları bildirdi, hem de Mardin’in yerlilerindendi.» «— O bölgeye öldürüldükten sonra atılmıştı o halde?..» «— Evet, öyle olmuştu. Şubeyi takviye edip oraya yeni bir ekip gönderdiğimiz halde maalesef elimize başka, işe yarar malûmat geçmedi. Tam bunu alelade bir kaçakçılık vakası telâkki ediyorduk ki Antalya büromuzdan başka bir şifre aldık. Alanya civarına gece yanaşmak isteyen iki yüz tonluk bir motor fırtınadan kayalara çarpıp batmış, mürettebatı da boğulmuştu. Ajanlarımızın ilgisini çeken husus sahile vuran külliyetli enkaza rağmen motorun…

Azrailin Habercisi / Ümit Deniz
Polisiye/ 12 Aralık 2019

Azrailin Habercisi Azrailin Habercisi’nden… Şapkamı ve pardesümü alan uşak nazik bir tarzda: “— Sizi çok merak ettiler efendim,” dedi. “Biraz daha gecikseydiniz, aşağıya postahaneye inip gazeteye telefon edecektim…” “— Maalesef geciktim. Çünkü arabam, yolun alt başında çamura saplandı. Onu çıkarmak için uğraştım.” Dışarıda gök gürlüyor, bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu. Bulunduğum yer, mermer döşeli geniş bir holdü. Oymalı meşeden masif bir masa, uzun arkalıklı dört möşe koltuk, bunların arasına konmuş, duvara dayalı iki zırhlı şövalye heykeli, pandülü güneşi andıran büyük bir duvar saati, iki kola ayrılarak yukarı çıkan mermer merdiven, ortaçağ harblerini canlandıran üç büyük tablo ve muhteşem bir avize, ilk gören için, buraya bir Avrupa şatosunun atmosferini veriyordu. Kont Giokomo Pellegrini, nevi şahsına münhasır bir italyan asilzadesiydi ve Türk muhibbi olarak tanınmıştı. Venedik Dükalarının torunu olmakla iftihar eder ve bunu da her zaman söylemekten zevk duyardı. Efsanevî bir serveti olduğundan bahsedilirdi. Nitekim Hereke’nin İzmit körfezine bakan sırtında inşa ettirdiği bu şato stilindeki evi ile buraya her hafta sonu çağırdığı geniş davetli kitlesi onun bu hususiyetini de açıkça meydana kordu. Kendisiyle tanışmamız pek yeni değildi. İtalya’da bulunduğum sırada, tesadüfen oniki yaşlarında küçük bir kızı boğulmaktan kurtarmıştım. Yavrucak beni ebeveynine tanıştırdı. Ablası ve eniştesiyle beraber oturuyordu. Sicilya’nın bu sayfiye şehrine yazı geçirmek…