Yandaş – Uyumsuz #3 / Veronica Roth
Bilimkurgu/ 23 Aralık 2020

Yandaş Yandaş’tan… Çaresizce, yakarırcasına soruyor. Burada, bende bıraktığı korkunç anılar, onunkilerin yanında hiç kalır. İdamına yürüyüşü, ağabeyinin ihaneti, korku serumu… Onu buradan çıkarmalıyım. Cara başını kaldırıp merakla bakıyor. Artık derime sığamıyormuşum gibi rahatsız hissediyorum. Birinin bana bakmasından nefret ediyorum. “Evelyn, şehri kontrolü altına aldı,” diyorum. “Kimse ondan izin almadan adımını atamıyor. Birkaç gün önce, zalimlere karşı birleşmemiz gerektiğine dair bir konuşma yaptı. Dışarıdaki insanlardan bahsediyor.” “Zalimler mi?” diyor Christina. Cebinden küçük bir şişe çıkarıp içindekini ağzına boşaltıyor -sanırım bacağındaki kurşun yarası için ağrı kesici yutuyor. Ellerimi cebime kaydırıyorum. “Evelyn -ve aslında birçok insan- daha sonra kullanmak üzere bizi buraya tıkan bir avuç insan için şehri terk etmememiz gerektiğini düşünüyor. Çözümü başkalarına bırakmaktansa, şehri iyileştirip sorunlarımızı kendi kendimize çözmemizden yanalar. Tabii bu benim yorumum,” diyorum. “Annemin bu fikirden çok hoşlandığı konusunda şüphelerim var, çünkü burada kapalı kaldığımız sürece ipler onun elinde olacak. Buradan çıktığımız anda, ipler elinden kaçar.” “Harika.” Tris gözlerini deviriyor. “Tabii ki en bencilce yolu seçecekti.” “Haklı olabilir.” Christina, parmaklarıyla şişeyi kavrıyor. “Şehirden gitmek istemediğimi, dışarıda ne olduğunu merak etmediğimi söylemiyorum, ama burada yeterince derdimiz var. Daha önce hiç tanışmadığımız bir avuç insana nasıl yardım edebiliriz?” Tris bunun üzerine düşünürken, yanağını kemiriyor. Sonunda, “Bilmiyorum,” diyerek durumu kabulleniyor. Saatim üçü…

Kuralsız – Uyumsuz #2 / Veronica Roth
Bilimkurgu/ 22 Aralık 2020

Kuralsız Kuralsız’dan… Gözlerimi açmadan önce, onun kaldırıma yığılışını tekrar seyrediyorum. Ölüyor. Ben öldürüyorum. Tobias önümde diz çöküyor, elini sol omzuma koyuyor. Tren vagonları demir raylar üzerinde takırdarken Marcus, Peter ve Caleb eşikte duruyor. Derin bir nefes çekip çektiğim nefesi içimde tutuyorum ve göğsümde biriken basıncın en azından bir kısmını bu nefesin rahatlatacağını umuyorum. Bir saat önce yaşananların hiçbiri bana gerçek gelmiyor. Nefesimi salıyorum ama basınç hala orada. “Tris hadi,” diyor Tobias, gözleriyle yüzümü incelerken. “Artık atlamamız lazım.” Nerede olduğumuzu göremeyeceğimiz kadar karanlık bir yerdeyiz ama inmeye karar verdiğimize göre muhtemelen çitlere yakın bir noktadayız. Tobias ayağa kalkmama yardım ediyor ve bana kapıya kadar eşlik ediyor. Diğerleri teker teker vagondan atlıyor: Önce Peter, sonra Marcus, ardından Caleb. Tobias’ın elini tutuyorum. Vagonun açık kapısında dururken rüzgar hızlanarak bir el gibi beni geriye, güvenli mesafeye itiyor. Kendimizi karanlığa atıyoruz ve sertçe yere konuyoruz. Yere çarpma anı omzumdaki kurşun yarasını acıtıyor. Çığlık atmamak için dudağımı ısırıyorum ve ağabeyime bakınıyorum. “İyi misin?” diye soruyorum, onu birkaç metre ötede otların arasında otururken gördüğümde. Dizini ovuşturuyor. Başını sallıyor. Gözyaşlarını bastırıyormuş gibi burnunu çektiğini duyunca sırtımı dönmek zorunda kalıyorum. Çitin yakınındaki otluk alanda, şehre yiyecek taşıyan Dostluk kamyonlarının kullandığı delik deşik yoldayız ve çıkış kapısı bize çok uzak…

Uyumsuz – Uyumsuz #1 / Veronica Roth
Bilimkurgu/ 21 Aralık 2020

Uyumsuz Uyumsuz’dan… Üst kattaki koridorda, kayan bir panelin arkasında duruyor. Topluluğumuz, her üçüncü ayın ikinci gününde, yani annemin saçlarımı kestiği zaman aynanın karşısına geçmemize izin veriyor. Taburede oturuyorum, annem elinde makasla arkamda saçlarımı kısaltıyor. Annem kestikçe saçlarım sarı lüleler halinde yere düşüyor. İşi bittiğinde saçlarımı yüzümden çekiyor ve ensemde toplayarak bir topuz yapıyor. Büyük bir sakinlikle işine odaklandığını görüyorum. Annem kendini unutma sanatında çok usta. Aynı şeyi kendim için söyleyemem. Annem saçlarımla uğraşırken çaktırmadan aynadaki yansımama bakıyorum -iyi görünüp görünmediğimi umursadığımdan değil, sadece meraktan. Üç ayda, insanın görüntüsünde çok şey değişebilir. Yansımamda dar bir yüz, geniş ve yuvarlak gözler, uzun ince bir burun görüyorum -hala küçük bir kız gibi görünüyorum, oysa geçenlerde on altı yaşıma bastım. Diğer topluluklar doğum günlerini kutluyor. Ama biz kutlamıyoruz. Topluluğumuz doğumgünü kutlamayı zevk düşkünlüğü olarak görüyor. “İşte,” diyor annem topuzumu tokalarla sağlamlaştırdıktan sonra. Gözlerimiz aynada birleşiyor. Gözlerimi kaçırmak için geç kalıyorum ama annem azarlamak yerine aynadaki yansımasından bana gülümsüyor. Kaşlarım ister istemez bir parça merakla çatılıyor. Neden aynada kendime baktığım için beni azarlamıyor? “Beklenen gün geldi,” diyor. “Evet,” diye yanıtlıyorum. “Gergin misin?” Bir an aynada kendi gözlerime bakıyorum. Bugün, hangi topluluğa ait olduğumu gösterecek yetenek sınavına gireceğim. Ve yarınki Seçim Töreni’nde girmek istediğim topluluğu seçeceğim….