Uykuda Sevilen Kızlar / Yasunari Kawabata
Yabancı Edebiyat/ 30 Ocak 2019

Uykuda Sevilen Kızlar Uykuda Sevilen Kızlar’dan… Yaşlı Egushi yalnız kalınca esrarlı yanı olmayan, masum görünüşlü sekiz hasırlık odaya göz gezdirdi, sonra bakışı bitişik odanın kapısı üzerinde durdu. Bir metre kadar genişlikte tahta bir kapıydı bu. Evin yapıldığı zamandan kalma değil de sonradan eklenmiş gibi bir hali vardı. Daha dikkatli baktı : İki odayı ayıran bu bölmenin yerinde eskiden tahta kapaklar vardı herhalde, «Uyuyan Kızlar»a gizli bir oda yapmak için, kapakların yerine sonradan bu bölme konulmuştu. Bu bölmenin boyası da öteki yerlerle aynı renkteydi ama, daha yeni görünüyordu. Egushi kadının giderken bıraktığı anahtarı aldı. Basbayağı bir anahtardı bu. Anahtarı almak, öteki odaya geçmek için hazırlanmak demekti ama Egushi kalkmadı hiç. Kadının dediği gibi, dalgaların gürültüsü korkunçtu. Yüksek bir yarın eteğini döverlermiş gibi duyuluyordu sesleri. Bu küçük ev de o yerin tepesindeydi sanki. Rüzgârın gürültüsü, kışın habercisiydi. Onu böyle duyuşunun nedeni bu ev miydi, yoksa kendi yüreği miydi, yaşlı Egushi hiç bir şey bilemiyordu. Ortada tek mangal vardı ama kesin olan şu ki, oda soğuk değildi. Sıcak iklimli bir bölgeydi burası zaten. Rüzgârın ağaç yapraklarını savurduğunu gösteren hiç bir şey yoktu. Egushi gece geç vakit gelmiş, çevrenin nasıl bir yer olduğunu seçememişti ama denizin kokusunu alıyordu. Kapıdan girince böyle bir ev için…

Kiyoto / Yasunari Kawabata
Yabancı Edebiyat/ 30 Ocak 2019

Kiyoto Kiyoto’dan… O zaman, «Hayvancıkları bir kutu içinde beslemek doğrusu feci bir şey» demişti. Ama arkadaşı açık bir kafese koyup, ölüp gitmelerine seyirci kalmaktansa böylesi daha iyi cevabını vermişti. Hatta bunların yığınla yetiştirildiği manastırlar bile vardı, çünkü bu hayvancıklar aranılan yaratıklardı… Çieko’nun cırcır böcekleri de çoğalmışlar ve onları eski Tamba seramiğinden iki kutuya bölüştürmesi gerekmişti. Her yıl haziran başında yumurtalarından çıkıyorlar ve ağustos ortasında da ötmeye başlıyorlardı. Karanlık daracık kutunun içinde doğuyorlar, şarkılarını söylüyorlar, yumurtluyorlar ve ölüyorlardı. Böylece soylarını sürdürüyorlardı. Bir neslin bile açık kafeste kısa ömürlü de olsa yaşaması ne kadar iyi olacaktı. Ama bütün bir hayatı kutu içinde geçirmek!. Bütün evrenlerinin bir kutu oluşu! Çieko, «kutu içinde evren»in çok eski Çin’in dağ keşişlerine ait bir efsane olduğunu biliyordu. Bu kutunun içinde, tadları eşsiz şaraplar ve nefis yemeklerle dolu saraylar varmış, bu dünyanın ötesinde sihirli bir ülkeymiş orası. Cırcır böcekleri kutunun içinde besbelli sıkılmıyorlar, her canlı gibi ölümlü dünyadan korkuyorlardı; belki de bir kutunun içine kapatılmış olduklarından hiç haberleri yoktu. Ama yaşıyorlar ve yaşamalarını sürdürüyorlardı. Çieko’yu en çok şaşırtan şey, bir seferinde yeni erkek böcek koymadığı kutuda yumurtadan çıkan yavruların minik ve güçsüz kalmaları oldu. Suç kardeş hayvanların çiftleşmesindendi. Bunu önlemek için cırcır böceği besleyenler aralarında erkek hayvancıklar değiş…