Bir de Baktım Yoksun / Yekta Kopan
Türk Edebiyatı/ 1 Şubat 2019

Bir de Baktım Yoksun Bir de Baktım Yoksun’dan… Apartmandaki gösteriş meraklılarının yılbaşlarında ve bayramlarda ışıklı süslerle donattıkları avuç içi kadar bahçede de yoktu. Sekiz yıl sonra ilk kez kuyruğunu dikip yanıma koşmamıştı. İlk kez. Goncagül’ün ortalarda görünmemesi bugünün diğerlerinden farklı, olağanüstü bir gün olacağını fısıldadı kulağıma. Yol kenarına park etmiş arabaların altlarını kontrol ederek bakkala kadar yürüdüm. “Ben de meraklandım abi, sabahtan beri yok,” dedi Hakkı. “Çöp tenekesinin yanına biraz mama döktüm, normalde at gibi koşarak gelirdi ama yok işte. Ben diyordum zaten, böyle arabaların falan arasından koşuyor ya bu salak, başına bir halt geldi herhalde!” Sırtımdan soğuk terler boşandı. “İnsanın aklına hemen saçma sapan şeyler getirme Hakkı,” dedim, “buradaki çöplerde yiyecek bir şeyler bulamadıysa aşağı sokağa gitmiştir belki!” “Onu da düşündüm. Verdim oğlanın eline bir kâse kuru mama, aşağı mahalleye yolladım. Eczanenin oraya kadar gitmiş, bulamamış. Oldu bir şey ama…” Yutkunamadım. Bir şey takıldı boğazıma. Metroya kadar Goncagül’ü düşünerek yürüdüm. Büyük bir hikâyenin –örneğin bir mahallenin yıllara yayılan çok kişili, çok olaylı hikâyesinin– temel parçalarından biri yerinden oynarsa, daha da kötüsü kaybolursa ne olur sorusunun cevabını bulamıyordum bir türlü. Dışarıdan bakıldığında her şey aynı görünecekti, bilinen yaşamlar bilindiği gibi akmaya devam edecekti. Bir sokak kedisinin kaybolması –o anda kendime…

Aşk Mutfağından Yalnızlık Tarifeleri / Yekta Kopan
Türk Edebiyatı/ 1 Şubat 2019

Aşk Mutfağından Yalnızlık Tarifeleri Aşk Mutfağından Yalnızlık Tarifeleri’nden… Saat beş oldu. Seferleri ve uçuş numaralarını gösteren panoya takılıyor gözüm. Salonda koşuşturan, tekerlekli valizlerini sürükleyen, bilet kontrol sırasında görevlilerle tartışan insanlar, bu panodaki kırmızı yazıların çizdiği rotalara bırakacaklar az sonra kendilerini. Uzaklara gidecekler, başka coğrafyalardan buraya gelenlerle yer değiştirecekler. Hayatın pusulasında yönlerini bulmaya çalışacaklar. Birlikte uyuduğumuz gecelerin sabahlarında uzun uzun Figen’in yüzüne bakardım. Yanaklarım şiş mi, gözümde çapaklar var mı, saçım darmadağın olmuş mu demeden sevgilinin yüzündeki gülümsemeyi yakalamak, insanın artık rotasını bulduğunun kanıtı değil midir?.. İşte, yine aynı şeyi yapmaya başladım. Dünyaya, çoğu kez aptal durumuna düşmeme neden olan, romantik çerçeveden bakıyorum. Aslında ayrıldığımız gün bu romantik körlükten kurtulup, dünyayı olduğu gibi görmeye karar vermiştim. Ama şu anda önümdeki kartpostalın, pul yapıştırma bölümüne attığım tarihten başka bir şey göremiyorum. Reklam metinleri yazma oyunuma bir süre daha devam ettim. Ajanstakiler bu gizemli metinleri yazan kişiye Köstebek adını takmışlardı. Hazır çorba reklamını, mutfak tezgâhının üstünde ruj izli bir şampanya kadehi yakalayarak aldatıldığını anlayan kadının hüzünlü öyküsünü anlattığım bulaşık deterjanı metni izledi. Sonra bir şampuan reklamı… Sonunda bir gün iş yoğunluğu içinde kontrolümü kaybedip, Figen’in oyununa yenik düştüm. Kredi kartı başvurusu için muhasebenin onayının gerektiğini söylediğinde ben de hemen bir belge hazırlayıp verdim….

Aile Çay Bahçesi / Yekta Kopan
Türk Edebiyatı/ 31 Ocak 2019

Aile Çay Bahçesi Aile Çay Bahçesi’nden… Kız kardeşimi hiç sevmedim. Doğacağını öğrendiğim günden beri. Aramıza katılacaktı… Böyle diyorlardı. Babaannemin yılbaşında hediye ettiği örgü bebeğimle oynuyordum. Yünden saçlarına bakıp Sırma koymuştum adını; gözü düğme, burnu iplik Sırma. “Yılanın üstünden kalk,” dedi annem. Sevmezdi halıdaki yılanın üstüne oturmamı. O yılan görünmez olursa ya akrep girerdi eve ya da ancak akrebin yapacağı bir kötülük. Altı yaşındaydım. Yılandan da, yılanın popomu ısırmasından da, akrebin getireceği kötülüklerden de korkmuyordum. Bir tek, annemi üzmekten korkardım. “Üzme beni kızım, zaten yeterince derdim var,” derdi. Dertliydi annem. Çok üzüldüğünde düşüp bayılıyordu. Bir keresinde çarşıda yürürken boş çuval gibi yığılmıştı, başını çarpmıştı, ne yapacağımı bilememiştim. Benim yüzümden bayıldı sanmıştım. Yaramazlık yapmıştım, o parlak taşlı tokayı al diye tutturmuştum, üzmüştüm annemi. Çevredekiler yardım etmişti. Dükkânından fırlayan kasap, kanlı önlüğüne yaslayarak ayağa kaldırmıştı annemi, hasır bir tabureye oturtmaya çalışırken kıllı elleri göğüslerine değmişti. Görmüştüm. Hemen kalktım yılanın üstünden, annemin bir dediğini iki etmemeliydim, Sırma’yı elimden bırakmadan yanına gittim. “Gel kızım, otur şöyle,” dedi. Eliyle yanındaki mindere pat pat vurdu. Küçücüktü elleri. Çamaşır suyu kokardı. Bütün gün evi temizlerdi. Sabah erkenden kalkıp başlardı çalışmaya. Önce kahvaltıyı hazırlayacak. Kocasını işe, kızını okula gönderecek. Sonra bitmek bilmez temizliğe girişecek; odalar, banyo, tuvalet, camlar, kapılar,…